Samandağ, Yıkıkdağ İdi

    Samandağ’ı görür görmez asıl konuşlanma yeri olarak Kırıkhan’ı seçmekle hata yaptığımı anlamıştım, çünkü yıkım çok ağırdı.

    Sonraki günlerde bir ayağım sürekli Samandağ, Antakya ve köylerinde oldu. Kısa sürede kurduğumuz yerel bilgi ağı sayesinde nerede, kimin neye ihtiyacı olduğunu hızla öğreniyor ve hemen harekete geçiyorduk.

    O gün Selen ve ailesinin haberini aldığımda Kırıkhan’ın bir köyüne erzak götürüp aşevine dönmüştüm, hava kararmıştı, bulaşıklar yıkanmış, aşevimiz günü tamamlamıştı. Hatay Dörtyol’dan bir akademisyen arkadaşımla buluşmuştum. Hemen arabamızı tekrar yükleyip yola çıkmaya karar verdik.

    Yıkılmış evlerin sokakları kapattığı, hiç ışık olmayan karanlık yollardan geçerek, önce bize haberi ileten kişilere ulaştık, sonra da Selen ve akrabalarının aileleri ile birlikte kaldıkları çadırımsı barınaklara…

     

    Güzel Gözlü Selen

    Selen ve annesi enkaz altından çıkmışlardı ve her ikisi de ayaklarından yaralıydı. Tam evlerinin yıkıntısının karşısında, brandaları gererek çadır benzeri bir barınak yapmışlardı ve orada hayata tutunmaya çalışıyorlardı.

    Selen ve ailesinin çadırı

    O günden sonra Kırıkhan ile Samandağ arasında gidip geldim. Elimden ne geldiyse yapmaya çalıştım, ama bizim yapabileceklerimiz elbette pansumandan ileri gidemezdi, daha fazlası gerekiyordu. Orada bir ayı tamamlayıp Hatay’dan ayrıldıktan sonra da kaderin tanıştırdığı pek çok aile gibi Selen’in ailesi ile de irtibatımı kesmedim, ama uzakta olduğunda, uzaktasındır. Selen’in o çocuk gözlerindeki hüzün ve çaresizlik ise hep yakınındadır. Çünkü ne yaşadıkları yıkımı, ne de hayatta kalma çabalarını unutabildim.

     

    İnsanlığın Enkazı ve Dolandırıcı Müteahhitler

    Bu arada Hatay’da dolandırıcılar türedi. Herkesin mağduriyetinden ve bir an önce kafalarını sokacak bir yer arayışlarından yararlanan leş kargaları. Bunların en önemlileri müteahhit olanlarıydı. Zaten depremden önce de durum aynı değil miydi? Bütün o yıkım da özünde para hırsı ahlakından büyük olan insan suretlilerin eseri değil miydi?

    İnsanların ellerinde avuçlarında kalan son kırıntıları, atadan babadan kalma tarla- bahçe ne varsa ev yapma vaadiyle toplamışlar ve milyonlarca liralık vurgunlar yaparak ortadan kaybolmuşlardı. Yakın illerden bütün fırsatçılar oraya üşüşmüş, bulabildikleri arazilere hızla konteyner imalathaneleri kurmuşlardı. Çaresizlik içindeki vatandaşa, kalitesiz, her tarafından su sızdıran uyduruk barakalar yapanlar ya da ev taahhüdü ile para koparanlar her yerde idi…

    Bu ailelerden biri de Selen’in ailesi idi.

    Selen’in ve ailesinin yeni enkazı

    Umdun Enkazını da Kaldıracaklar

    Hatay’a ikinci gidişim, 2023 yılı Eylül ayında idi ve Selen ile ailesi hala aynı çadırda kalıyorlardı. Yıkılan evlerinin olduğu yerde 8-10 paslı direğin üzerine konulmuş birkaç sandviç panel ve o direklere olabilecek en uyduruk şekillerde tutturulmuş betopan parçaları vardı.

    Yarım kalmış bir prefabrik ev inşaatı Selen ve ailesinin kafalarını bir çatı altına sokma umutlarının üzerinde, enkazın üzerindeki başka bir enkaz gibi, yükseliyordu. İlk enkazın altından çıkmışlardı, bir de bunun altından kalkmaları gerekiyordu, üstelik bu sadece bir evin değil umudun da enkazıydı.

    Çünkü her ne kadar başka insanların ve yöneticilerin hatalarından dolayı da olsa evimizi, şehirlerimizi yıkan depremdi, ama umudumuzu yıkan insanın ta kendisiydi.

    Kilometrelerce öteden yardıma gidenler, oraya sadece malzeme değil umut götürdü, o insanlara yalnız olmadıklarını gösterdi, ama bu gibiler, yardımseverlerin götürdüğü umudu da yıkıyordu.

    Selen ve ailesi, Mersin’de yaşayan Tanju C. adında bir müteahhit ile anlaşmışlar, adam eski bir sözleşmeli asker olduğu için de güvenmişlerdi. Ben Hatay’dan ayrıldıktan hemen sonra, yani 2023 mart ortalarında bu herife toplam 410 bin TL ödeme yapmışlardı ve hala çadırda kalıyorlardı.

    İşin kötü tarafı adam ortadan kaybolmuştu, ama kaybolmamıştı da…  Arada bir mağdur ettiği insanların telefonlarına çıkıyor, bunların sitem ve yakarışlarına hakaretle cevap verip yine ortadan kayboluyordu. Bir de tehdit ediyordu: “Eğer canımı sıkarsanız bir çivi daha çakmam istediğiniz mahkemeye gidin.”

    Aile bana whatsapp yazışmalarını gösterdi, gerçekten insanın kendini tutması çok zordu. Hem mağdur etmişti, hem de hakaret ve tehdit ediyordu. Korkmuyordu, çünkü kendisine bir şey olmayacağını biliyordu, suçsuz olduğundan değil, ülkemizdeki adalet sisteminin sakatlığından, bırakın halkın hukukunu korumayı, bizzat kendisinin yardıma muhtaç olmasından dolayı.

    Çünkü ortada, aldığı paraların miktarının yazılı olduğu ve kendisinin de altını imzaladığı bir sözleşme, tahsilat için kulanılan bazı imzalı kağıt parçaları ve Whatsapp yazışmaları dışında bir şey yoktu. Bu nedenle aile mahkemeye gitmeye de korkuyor, bu vicdansız adama yalvararak evlerini tamamlatmaya çalışıyordu. Evlerinin enkazından çıkan bu aile, umudun enkazını kaldırmaya çalışırken bir de adaletin enkazı ile yüzleşecekti ve en çok bundan korkuyorlardı.

     

    Adaletin Enkazını Kim Kaldıracak

    Nasıl korkmasınlar, Hatay adliyesi bu gibi davalarla dolu idi, bir mahkeme yıllar sürecek ve belki de hiçbir şey elde edemedikleri gibi verdikleri parayı da kaybedeceklerdi. Konuştuğum bir polis, karakollardaki benzeri şikayetlerin çoğunun elde yeterli kanıt olmadığı için adliyeye bile gidemediğini anlatmıştı.

    Aslına bakılırsa, kanunun herkese eşit uygulandığı, adaletin geciktirilmediği ülkelerde, hatta eğer doğru uygulanabilmiş olsa bizim mevzuatımızda da bu kadar belge durumu ortaya koymaya yeter de artar bile, ama burası Türkiye, yok öyle…

    İkinci gidişimde bu sorunu çözebilmek için Kızılay yöneticileri ile görüştüm, sözler aldım. Olmadı. Müteahhit denilen adamla konuşmaya çalıştım, o da olmadı. Adam kanundan da korkmuyordu vicdanından da…

    Geçen zaman içinde aile yeniden ve daha fazla borçlanarak prefabrik evlerini kendi olanakları ile tamamlamaya çalıştı. Selen’in babası ve annesinin gündelikçi olarak, bulabildikleri her işte çalıştıklarını düşünürseniz, girilen borçların ne kadar ağır olduğunu siz de hayal edebilirsiniz.

    Eylül ayında mandalina bahçelerinde çalışıyorlardı. Şimdi iş bile yok. Şimdi bir yandan evin tamamlanıp Selen ve ailesinin hemen kışın soğuğundan kurtarılması gerekiyor, diğer yandan da kaptırdıkları paraların alınıp, evin tamamlanmasına harcanması… Bunun için hem hukuk desteğine hem de maddi desteğe ihtiyaçları var. Bir de bu adamlara ibret olması için insanları dolandıran vicdansızları ensesinden yakalayacak yürekli cumhuriyet savcılarına.

    Son konuştuğumuzda Selen öksürüklere boğuluyordu. Şiddetli rüzgarın sesi konuşmamıza bile engel oluyordu. Ben koşulları bildiğim için gözümde canlandırmakta hiç zorlanmadım, ama lütfen siz de bir anlığına dahi olsa kendinizi daha 16’sındaki Selen’in yerine koyun.

    Aradan şu kadar zaman geçti, Hatay ve diğer iller artık sosyal medya gündemi bile değil, ama yağmur yağıyor, rüzgar depremzede olup olmadığına bakmaksızın önüne gelen her şeyi savuruyor ve soğuk kimseye acımıyor.

    Ben Selen diyorum, siz Ali, Murat, Hatice anlayın. Orada bir Selen yok elbet, birçok Selen var, birçok mağduriyet ver, ama benim elim ilk Selen’e uzandı, ilk onun dayandığı soğuğa ve çaresizliğe tanık oldu. Bu yüzden kendi tanıklığımı sizinle paylaşıyorum ve yardım istiyorum. Hatay’ın vicdanlı avukatlarından, devlet görevlilerinden, hali vakti benden daha yerinde olan insanlarından.

    Hayatımda “keşke daha varlıklı, imkanları daha geniş biri olsaydım” dediğim anların neredeyse tamamı bunun gibi durumlardır. Ben zengin değilim, ama sanırım sesimi duyanlar olur, olmalı…

    Selen’e ve oradaki diğer Selenlere ses verin.

    Oktay Yıldırım

    About Author

    Oktay Yıldırım

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir