Ee şimdi okulda abdesthane var, mescit var, ne olacak? Her vakit namazında kullanılacak. Öğrenci derse geç kaldı diyelim, “mescitteydim hocam.” Ya da öğretmen mescitte olduğu için sınava geç kalan öğrenciyi beklemedi, “vay kâfir namaz bile tahammülü yok.”

    Şu anda bile Cuma namazı saatlerinde okullara gidin çoğunda erkek öğretmenleri bulamazsınız zaten. Cuma günleri haliyle o mescitler camii olacak. Peki, namazı kim kıldıracak? Din dersi öğretmenlerinden biri deseniz, belki ilk başlarda, ama daha sonra mutlaka imam atanacak, okul imamı…

    Hoş artık sınıfta kalmak diye bir şey yok ya, yine de öğretmenin kanaat notu kullanmasında en büyük etkenlerden biri mescitte öğrencisiyle kaç kez karşılaştığı olacak.

    Bundan sonra vakit namazlarını okulda kılan öğrencinin dikkat sorununa gelecek sıra, bunun için de kız öğrencilerin başka sınıflara, bir adım sonra başka okullara nakli yapılacak.

    Düzce’deki badem bıyıklı vali, “imam hatip liseleri yetmez, ortaokullarda da imam hatip sınıfları açıyoruz” diye ilan ediyor ya…

    Birbirinden bağımsız gelişmeler değildir, Andımız’ın kaldırılmasıyla başlayan süreç devam ediyor aslında, okullar birer mescide dönüştürülüyor…

     

    Chinook

    ABD helikopterleri IŞİD bölgesine indi. Haliyle tartışma başladı: Ne oluyor orada?

    Böyle şeyler yazmıyorum, ama filmi ikinci kez izlediğim için anlatmalıyım…

    Yıl, 1992. Yer, Besta-Meşe Dağı…

    Osman Öcalan ve yaklaşık 100 kişilik grubu komandoların çemberinde. O zamanlar henüz kriptolu telsizlerimiz yok, konuşulanları onlar da duyduğu için kodlu konuşuyoruz. Hatta frekansımıza girip küfrediyorlar… Ellerindeki ağır silahlarla onlar bize biz onlara…

    Yakın zamanda şehit olan Tümg. Aydoğan Aydın da genç bir Üsteğmen olarak başında bulunduğu özel kuvvet unsurlarıyla orada. Bütün kaçış noktalarını kapatmaya çalışıyoruz, ama yoğun ateş altında ilerlemenin zorluğu bir yana, dost ateşlerinden de etkileniyor öndeki unsurlarımız.

    Gece çatışmanın en cafcaflı zamanında bizimkilerden bir telsiz konuşması, kapatılamayan tek bir bölgeden söz ediyor: Karanlık Dere inişi…

    Gece ilerledikçe çatışmanın yoğunluğu kademeli olarak azaldı, sabaha karşı  silah sesleri kesildi, ama biraz ilerdeki Ballıkaya Köyü üzerinde dolanan iki Chinook helikopterini oradaki bütün Komando Taburu görmüştü. Helikopterlerden biri çok yüksek irtifada beklerken diğeri indi, sonra diğeri beklerken öbürü indi…

    Elbette sadece izlemedik, yapılması gerekenleri yaptık ama çok yüksek irtifada ve menzil dışındaydılar. Sonra ikisi birden gittiler… O gün orada olan herkes, O grubun Karanlık Dere’den Ballıkaya’ya indiğini ve oradan kaybolduğunu biliyordu…

    Anladınız mı, IŞİD bölgesine inen Chinook’lar ne yaptı orada? Yarın ABD kaynakları inandırıcı bir şey bulup anlatırlar belki, ama biz bu filmi izlemiştik…


    Yargısızlar

    Son günlerde gemi azıya almış, ölçü terazi bırakmamış bir tartışma var: “Yargının altın dönemi…”

    Doğu Perinçek, somut olgulara dayanarak ve bu örnekleri de birer birer sıralayarak yaptı bu açıklamayı…

    Vay geldi başına…

    En demokrat geçineninden, en yandaşına, yazarından sosyal medya faresine kadar bir dünya adam, küfür kafir saldırıya geçti… En çok saldıranlar da demokrasi, düşünce özgürlüğü ve adalet isteyenler oldu. Oysa aynı Perinçek hükümetin okullara abdesthane ve mescit uygulamasını, diğerleri sağa sola bakınırken mahkemeye taşıyan ilk siyasi liderdi.

    Yahu sadece sizin istediklerinizin söylenmesi için mi düşünce özgürlüğü gerekli, sadece terörü, gericiliği övenler için mi var demokrasi? Yıllarını hapiste geçirmiş, bu iktidarın en fazla gadrine uğramış ve halen de iktidara en gerçek, en mantıklı muhalefeti yapan bir adama, bir tek gün hapis yüzü görmemiş, eli sıcak sudan soğuk suya girmemiş adamlar ağza alınmayacak laflar ediyorlar.

    Köye girip bir koyunu afiyetle yiyen kurt, peşine düşen köpeklerin elinden kaçarken söyleniyormuş: “Ulan en önde camcının köpeği koşuyor, ne sürüsü var, ne tavuğu buna ne oluyor?”

    Hesap bu hesaptır.

    İşte Danıştay’ın son kararı… AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığı’nda kadrolaşmak için sadece sözlü sınavla 1.709 Şube Müdürlüğüne yaptığı atamaları iptal etti…

    Neymiş? Memlekette hâkimler varmış… Bir de konuşanı bile mahkûm eden yargısızlar…

     

    Silivri’de İşkence

    Ergenekon-Balyoz kumpasları boyunca Silivri cezaevinin önünde vatanseverlere destek oldu. Bütün hayatı Atatürkçü çizgiyi savunmakla geçti. Bana göre devrimci kavramının ete kemiğe bürünmüş halidir. Kırk yıllık Aydınlıkçıdır.

    Oğlu, İstanbul’da Grup Yorum konserine gitti ve tutuklandı.

    Bir zamanlar bizlere destek olmak için geldiği Silivri’ye şimdi oğlunu ziyaret etmek için gidiyor. Bana “ben yargıya güvenirim, yanlış hesap döner, ama işkenceyi ne yapacağız” dedi. Bana anlattığına göre sünger oda varmış, iki günde bir oraya alıp dövüyormuş gardiyanlar. “Oğlumun yargılanmasına sözüm yok, ama sağlığını, vücut bütünlüğünü kaybedeceğinden korkuyorum” dedi.

    Bunu yazmak zorundayım, infaz koruma memurları yargıç değildir, bir adamın suçlu olup olmadığını bilemezler. Kaldı ki, suçlu olsa bile Türk Ceza Kanununda işkence yok. Türk kültüründe ve ahlakında da yok.

    Buradan önce Silivri Cumhuriyet Başsavcısına, sonra da Adalet Bakanı’na sesleniyorum, yarın daha vahim sonuçları olmadan durdurun bunu…

     

    Yutubır

    Eskiden pilot, astronot, doktor filan olmak isteyen çocuklar artık Yutubır olmak istiyorlar. Ne iş mi yapar?

    Cep telefonlarında bir konuşma uygulaması var, Siri… Kızın biri “Siri nasıl çıldırtılır” diye bir video çekip koymuş internete, 1 milyon kişi izlemiş… Mesela oyun videoları var, adam oyun oynarken kendini videoya çekiyor, 2 milyon kişi izliyor. Yapılan yorumlardan şarkı yapıp söylemek diye video çekmiş, 8 milyon kişi izlemiş. Bir meslek bu, kendilerine “yutubır” diyorlar. Birçoğumuza “çok saçma” gelebilir, ama milyonlarca insan izliyor.

    Aklıma geldi soruyorum: Bugün, klasik yöntemlerle (Tv, radyo, gazete, el ilanı, afiş, vb.) sesini ve fikrini duyurmaya çalışan bir siyasi lider herhangi bir mesajını kaç kişiye ulaştırabiliyor ve bu ne kadara mal oluyor?

     

    Görüş-me

    Görüşmek bazı krizleri çözmeye yetmiyorsa, artık görüşmemek gerek. Diyalogu kesmek de bir diyalog ve diplomasi yöntemidir çünkü…

    Ama…

    Hükümete yakın medya ilan ediyor: “Cumhurbaşkanı, Trump ile görüşecek.” Neyi? Ne var görüşecek, PYD’yi birkaç yıl sonra Türk Ordusu’nun karşısına çıkarmak için silahlandırıyor, verdiği silahlar Şemdinli’de Cudi’de Mehmetçiğe doğrultuluyor. Görüşmeden sonra açıklama şu: “Her türlü teröre karşı olma vurgusu yapıldı…” Yani “konuşmak bir halta yaramadı”nın diplomatçası…

    Kıbrıs görüşmelerinde Dışişleri Bakanı açıklıyor, “adadan asker çekmeyeceğiz, çözüm arıyoruz” filan… Yahu Kıbrıs’ta Türk garantörlüğü tartışma konusu edilir mi? Bunu tartışıldığı masada oturulur mu? Kime güvenerek tartışacağız Kıbrıs garantörlüğünü, ABD’ye mi, AB’ye mi? Sicillerinde Bosna soykırımı olan, Kıbrıs harekâtına karşı ambargo olan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi ile münhasır ekonomik bölge adı altında karasularımızı paylaşan bunlar değil mi? Neyi konuşacaksınız daha?

    Bazen konuşmamak, yapmak gerek. Bazen susmak gerek.

     

    Satış

    Cümle belalardan ve korkulardan koruyan duaları kitapçık yaptı sattı.

    “Her türlü bela ve musibetten korur, peygamberin terliğidir” deri parçaları sattı.

    Olmadı kardeşim, cehennemde ateşten koruyan kefen sattı.

    Ateş çok dile dolanınca, peygamberin saçının yıkandığı suyu sürdü piyasaya…

    En son, avukatı hakkında şöyle diyordu: “Sonradan Adil Öksüz olduğunu öğrendiğim kişi beni hapishanede ziyaret etti, avukatımın telefonuna Bylock’u da o yüklemiş…”

    Ben diyemedim bir şey, siz deyiverin artık…


    2 Temmuz 2017’de Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir