Çin kayıtlarında Türkler için şöyle denir: Gökten gelen gururlu adamlar… 

    Ve Şule Perinçek, “Gururlanmayı özlemişiz” diye yazmıştı Strazburg izlenimlerinde. Niye? Böyle bir millet gururlanmayı nasıl özler?

    Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi, Amerika’nın BOP Eşbaşkanı olmakla övünürse…

    Dışişleri Bakanı koltuğunda oturan kişinin ABD Başkanı tarafından parmakla çağırıldığını ve hemen yanına seğirttiğini görürse televizyonlardan…

    Bakan koltuklarında oturanların yolsuzluk dosyaları ayyuka çıkarsa…

    Bütün komşu ülkelerde milli itibarı sıfırlanmış ve terör ihraç etmekle suçlanan bir devlet haline gelirse…

    Ülkenin bir bölümünde PKK yeşil kart dağıtıp, kolluk hizmeti verecek noktaya gelmişse…

    İstihbarat örgütüne bölücü terörün elebaşı ve örgütü arasında ulaklık yaptırılırsa…

    Başbakan, Avrupa ülkelerinin Başbakanları arasında fotoğraf karesine girebilmek için parmak uçlarında yükselerek kafasını uzatırsa…

    Ve bütün bunlar dünya basınında alay konusu haline gelmişse.

    Elbette gururlanmayı özler bu büyük millet…

    Ve Strazburg’da bütün Avrupa devletlerine verilen ders işte o özlenen gururu yaşatır Türk milletine…

    YAĞ REKORTMENİ

    Bu sayfanın takipçileri bilirler. Yağ rekortmenliği haftalık bir payedir. Bir haftadan fazla süreli kimseye vermiyoruz. Ama bu durumu bir tek Başbakanımızın baş danışmanı Etyen Mahcupyan için değiştiriyoruz. Kendisini bu sayfanın daimi yağ rekortmeni ilan ediyoruz. Kuşkusuz haftalık rekortmenlerimiz yine olabilir ama onun gibisi olmaz. Apo hakkında şöyle dedi: (…) Artık Öcalan Kürt dünyasında en rasyonel, ufku en geniş insan muamelesi görüyor. Toparlayıcı ve sürükleyici bir yeteneği var. Kendisiyle uğraşan ve öğrenen bir kişi. Nereden nereye geldiğine baktığınızda takdire şayan bir durum var.”

    Ve ekliyoruz şayan-ı hayret olan ise Türk devletinin nereden nereye geldiğidir…

    MÜNECCİMBAŞI

    Pek meşhurdur Osmanlı’da. Yıldızlara bakarak ya da cincilik yaparak gelecekten haber verirler. Kişilerin doğum günlerine göre karakter özelliklerini, gelecekte başlarına gelecek olayları söylerler. Osmanlı devlet erkânı, Ortaçağ karanlığına gömüldükçe bazen çok önemli olaylarda bile müneccimbaşılara başvurmuş ve onların telkinlerine göre kararlar vermiştir.

    IV. Mehmet döneminde saray ahalisine parayla muska yazıp cin çıkaran, hazinenin altınlarını “bunlar cinlidir” diyerek toparlayıp evinde biriktiren cinci hoca meşhurdu. Yıldıznameden o gece İstanbul’da yangın çıkacağını gördükten sonra kendi evini tutuşturan müneccimbaşılar bile çıkmıştı.

    Bunlar bazen saraydaki atamalarda bile çok etkili olabilirlerdi.

    III. Mustafa Prusya’nın ilerlemesinden yararlanabilmek için Ahmet Resim Efendi’yi Frederik’e yollayarak, İlerlemesinin kaynağı olarak düşündüğü usta müneccimlerini istemişti. Frederik’in cevabı şuydu: “Benim müneccimlerim şunlardır: Çok tarih okumak, hazineyi dolu tutmak, askere her zaman savaştaymış gibi eğitim yaptırmaktır. Rezil olduğunu bile anlayamayacak durumdaydı sultan.

    Yenilikçi olarak bilinen III. Selim bile sadrazamlıktan çekilen Yusuf Ziya Paşa’nın yerine yenisini bulmak için istiareye yatmıştı. İkinci denemesinde gördüğü Cenaze Hasan Paşa’yı, “ben o görevi yapamam” diye yalvarmasına rağmen zorla sadrazam yapmıştı. Sonuç Kırım’ı alalım derken verilen topraklardı.

    Nizip savaşında Mısır kuvvetleri karşısındaki Türk ordusu, taarruz etmesi gereken yerde, müneccimbaşının yıldıznameye bakarak, “eşref saati değil, şimdi taarruz olmaz” demesiyle beklemiş; çekilmesi gereken zamanda da aynı nedenlerle çekilmeyip yok olmuştu. Bu sırada danışman olan Prusyalı Mareşal Moltke hırsından saçını başını yoluyordu.

    Başka birçok örneği vardır. Niye anlattım bunları?

    Recep Tayyip Erdoğan Başdanışmanlığı’na, bir dönem kurduğu medyumluk şirketiyle ünlülere hizmet veren Prof. Dr İbrahim Adnan Saraçoğlu’nu getirmiş. Her fırsatta yeni Osmanlı olduklarını söylüyorlar ya… Gerçekten de öyleler.

    CUMHURİYET BOMBASI

    Cumhuriyet gazetesine bomba atan Alpaslan Aslan ortaokul ve lise yıllarında Fetullah Gülen’in yurtlarında kalmıştı ve onu çok seviyordu. Danıştay saldırısını yapmaya giderken, Vakit gazetesinin “İşte o hâkimler” manşetli nüshasını bilgisayardan çıkarıp aldığı yer, Fetullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen’in avukatlık ofisiydi.

    Ve Cumhuriyet gazetesi avukatları Ergenekon davaları boyunca baş yazarları sanık koltuğundayken davaya müdahil olmuş, kısa süre sonra KCK davasından tutuklanacak olan bazı avukatlarla birlikte sanıklara akıl almaz sorular sormuşlardı.

    Bazı önemli Cumhuriyet yazarlarının Cemaat’i sahiplenmesini, en son da Aydın Engin’in, Cemaat’in Uganda’daki okullarını övgülere boğmasını okuyunca soruyor insan, sahiden de bu gazete kendi kendini mi bombalattı?

    EKMEK İÇİN

    Perşembe günü Kayseri’de Boydak grubuna bağlı BOYTAŞ önünde işçilerin iş bırakma eylemi vardı. Toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşamamışlar hem sendikayı hem de patronu yuhalıyorlardı. Birçoğu kredi kartına yüklenmiş, borç batağında yaşıyordu. İzliyorduk. Bir ara fabrikanın bir kamyoneti geldi. Kapakları açıldı. İçinden aşçı şapkalı, beyaz önlüklü biri indi. Aynı anda başına üşüştü protestocular. Patronun dağıttığı sandviçlerden alabilmek için…

    Kalabalığın bir kısmı tepki gösterdi, kendi arkadaşlarını yuhaladı. Ama… Küfür, kâfir bağrışmalar arasında kapışıldı ekmekler.

    Durdum. “Ne desem” dedim kendi kendime… Bulamadım diyecek. “Ne düşünsem” dedim. Onu da bulamadım. Sövdüm anasına böyle düzenin. Sövdüm gelmişine geçmişine, o koluyla çalışan adamı bir ekmeğe muhtaç eden sisteme…

    Kondüktör Azmi Bey’den öğrenmiştim. Aklıma geldi. Ebu Zer Gıffari şöyle demişti: “Evinde yiyecek ekmeği olmadığı halde kınından ayrılmış bir kılıç gibi isyan etmeyene şaşarım…”

    KOYUN

    Konya’nın Ereğli İlçesi’nde düzenlenen “Sürü Yönetimi Elemanı Benim’’ projesi kapsamında açılan “Sürü Yönetimi’’ eğitim programlarına katılan AKP Konya Milletvekili Cem Zorlu, “unutmayın ki aslında yöneticilik itibarıyla bir çobanla başbakan arasında fark yoktur. Çünkü biri sürüyü yönetiyor, diğeri halkı yönetiyor’’ diye konuştu.

    Vekilin kafası karışmış biraz.

    Çoban sürüsünü, yönetirken en yakın yardımcısı köpekleridir. İşi onlara gördürür. Bazen ıslık çalarak, bazen de bağırarak yönetir onları. Sıkıştığı yerde sopası vardır onu da kullanır.

    Vekil efendi bu denklemde kendisini nereye koyar bilmeyiz ama hatırlatırız, Başbakan milletvekillerini de yönetir. Ve halk koyun yerine konulduğunu biraz geç anlar, doğru, ama koyun değildir. Bunu anladığı zaman ise kurda dönüşür de dişine kan değmeden durmaz… Bilmem anlatabildim mi?

    İLERİCİ AVRUPA

    Daily Telegraph, Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francesco’nun, çocukları kötü davranışlarda bulunan ailelerin ceza olarak tokat atması “kabul edilebilir” dediğini yazdı.

    Gazete Papa’nın bu sözlerinin çocuk hakları savunucularının tepkisini çektiğini, bunu “çok yanlış ve şaşırtıcı” bulduklarını belirtiyor.

    Ben de bu Avrupa’yı anlamakta zorlanıyorum.

    Onun kutsal olduğuna, Tanrı ile aranızda bir köprü olduğuna, mucizeler gösterebildiğine, çocuklarınızı kutsal suyla takdis edebildiğine, şeytan çıkarabildiğine inanıyorsunuz. Önüne diz çöküp itiraf ettiğiniz günahlarınızı affedebildiğine şaşırmıyorsunuz.

    Ama “yaramaz çocuğa tokat atılır” dediğinde şaşırıyorsunuz.

    Şaka gibisiniz.

    Oktay Yıldırım

    8 Şubat 2015’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.

    https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/gururlu-adamlar-17344

     

    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir