HRANT DİNK’İ ASLINDA KİM ÖLDÜRDÜ




    Sahi kim?

    Yıllarca
    ortalık bir toz bulutuyla kaplandı. Onu milliyetçiler öldürmüştü,
    Ergenekoncular işin azmettircisiydi hatta gerekli zemini de onlar
    hazırlamışlardı.

    En sıcak
    bilgileri Hrant’ın Arkadaşları denilen grup veriyordu, onlara göre bu dava
    Ergenekon ile birleştirilmeliydi. Nedim Şener, yazdığı kitapta cinayetin
    arkasındaki emniyet istihbarat izlerini belgeleriyle ortaya koyduğu halde, bu
    tespitinin tam tersi bir şey daha söylüyordu: “Dava Ergenekon ile
    birleştirilmeli.” Bu sanki bir zorunluluktu, yerine getirilmesi için emirler
    verilmiş bir görevdi, bir modaydı… Herkes ne kadar liberal ve bilgili olduğunu
    kanıtlamak için Hrant’ı öldürenlerin arkasında Ergenekon olduğunu söylemek
    zorundaydı.

    Ne vardı da
    bunu söylüyorlardı? Mesela Ergenekon sanıklarından biri ile Erhan Tuncel arasın
    da bir bağlantı mı vardı? Ya da Yasin Hayal ve tetiği çeken Ogün Samast ile…
    Erhan Tuncel Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’na Ağabey diyecek kadar yakındı
    ama Ergenekon sanıkları içinde var mıydı bir ağabeyi?

    Olmasa da
    olurdu. Nasıl olsa olağan şüpheliydi onlar, içlerinden bazıları Hrant Dink
    hakkında dava açmamış mıydı? Mahkemeye gelip davaya müdahil olmak istememişler
    miydi? Hepsi Atatürkçüydü üstelik. Statükoyu savunuyorlardı yani. Daha ne
    olsundu…

    Böylece
    cinayeti işletenlerin patikada bıraktığı izler el birliği ile silindi. Yeni
    izler bırakılmaya çalışıldı. Yapay izler… İşin ucu mutlaka bir tarafından
    askere de uzatılmalıydı.

    Oysa
    cinayete adı karışan herkesin bir şekilde BBP- Alperen Ocakları ile bağlantısı
    vardı. Aynı zamanda polis ile de bağlantılıydılar. Bunlar biliniyordu. Toz
    bulutunun içinde ört-bas edildi.

    Sabri Uzun Operasyonu Anlattı

    Evet, resmen
    bir operasyondu. Bunu biz söylemiyoruz, Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı
    Sabri Uzun söylüyor. Bakın önce onu özetleyelim:

    ‘Hrant Dink öldürülecek’ raporunu benden
    gizledikleri gibi İstanbul’dan da gizlediler. Raporu Trabzon’dan gönderen kişi
    Ramazan Akyürek’tir. Raporu bizden saklayan birim İstihbarat Daire Başkanlığı C
    Şube Müdürlüğü’dür. O zaman C Şube Müdürü de Ali Fuat Yılmazer’dir. Bu rapor
    bana sunulmadı. Rapor hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Bunun Anayasa dışı bir
    güç merkezinin, şûranın işi olduğunu herkes biliyor. Esas itibarıyla devlet
    içerisindeki yapılanma amacına ulaşmak ve yetkili makamları inandırmak için
    önce altyapıyı hazırladı, devlet kurumlarında kendilerinden olmayan kişileri
    tasfiye ettirdi. Daha sonra da yetkili kurumlarını, MGK’yı, Başbakanlığı,
    yüksek yargıyı, Cumhurbaşkanı’nı, ulusalcı bir yapılanma olduğunu ve bu
    ulusalcı yapılanmanın anayasal kurumlara karşı çete eylemlerine başvurduklarına
    inandırmak için bir taraftan bazı eylemleri gerçekleştirecek kişilere yol
    verdiler. Eylemlerin olmasını önlemediler. Toplumu, kurumları inandırdılar.
    Amaçladıkları operasyonları gerçekleştirdiler. Bu Hrant Dink olayı da bu
    olaylardan biridir. Hatta başlangıcıdır. Tabiri caizse bir üzüm salkımının
    sapıdır. Diğer operasyonlar bu sapa bağlı tanelerdir. Dink cinayeti diğer
    operasyonlar ve soruşturmalar için fünye görevi görecekti. Bu fünyeye bağlı
    patlayıcılar ise Ergenekon, Balyoz, Odatv, Fuhuş ve Casusluk, Amirallere
    Suikast, Şike, 28 Şubat
    operasyonlarıdır…”

    Demek
    ki neymiş kardeşim, bu iş, tetiğin çekilmesinden izlerin kapatılmasına ve
    sonrasında yeni suçlamaların yapılmasına kadar organize bir operasyonmuş… Vaktiyle…
    Hrant Dink’in ölümünden bir gün sonra bu cinayetin böyle sonuçları olacağını
    yazmıştım: “Hrant Dink Öldürüldü Ama Kim veya ne Ölecek.” Hala internette
    dolaşımda, bakabilirsiniz.

    Peki, bütün bu iddiaların odağındaki Ali Fuat
    Yılmazer buna ne cevap verdi: kendisinin o sırada yurt dışı görevinde olduğunu
    söyledi ve o da bir suçlu gösterdi “O evrakın İstihbarat Daire Başkanlığında
    işlem gördüğü sırada Sabri Uzun’un yerine Daire Başkanlığına vekâlet eden kişi
    Necmettin Emre’dir. Bu kişi şimdi Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu
    Başkanı. Yani hükümetin paralelci cadı avındaki tetikçi müfettişlerin başıdır…”

    Haydi bakalım…

    Ama bu kadar kolay değil, ortada bir rapor
    var…

     

    Aslında
    Her şey Bir Raporda Yazıyor

    Rakel
    Dink’in mektuplu başvurusu( 25.04.2007) üzerine Başbakan’ın bizzat onayıyla üç
    başmüfettiş tarafından hazırlandı. 10 Ekim 2008 tarihli.

    Daha önce
    İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporlar incelendi,
    herkesin ifadeleri alındı, bütün kayıtlar incelendi ve bütün kusurlar tespit
    edildi. Yapılan yargılamada en önemli belge oydu.

    Yargılamalar
    boyunca, yandaş medya ve kendilerine Hrant’ın arkadaşları diyen grup Ergenekon
    çığlıkları atarken biliniyordu. Ama bu raporda yazılı olanlar kimsenin işine
    gelmediği için hiç gündeme getirilmedi. Mahkemenin dosyaları arasında kaldı.
    Bakın neler var o raporda…

     

    İstihbaratçılar Belgenin Peşinde
    miydi

    İstanbul Valiliği’nde,
    Vali yardımcısı Ergun Güngör’ün odasında Hrant Dink ile görüşen istihbarat
    görevlileri, görüşme gerekçesi olarak Hrant Dink’in Sabiha Gökçen ile ilgili
    yazısı nedeniyle Ermeni cemaatine yönelik olası tehditleri göstermişlerdi. Ama
    rapora göre istihbaratçılar Hrant Dink’in elinde olduğunu sandıkları Sabiha
    Gökçen ile ilgili bir belgenin peşindeydiler(s.17,18). Burada ilginç bir
    ayrıntı daha var Ergun Güngör azınlıklarla ilgilenen vali yardımcısıydı. Rapor
    böyle diyor.

    İnsan
    sormadan edemiyor, acaba Hrant Dink’in öldürülmesinin asıl sebebi, birilerinin
    kendisinde var olduğunu sandığı ve açıklamasından korktuğu bir belge miydi?
    Konunun Sabiha Gökçen ile bir ilgisi de olmayabilir, bu başka bir belge de
    olabilir.

    Rapor bu
    görüşmenin cinayetle bir bağlantısını kuramadı(s.192,193).

     

    Hiçbirinin Jandarma Bağlantısı Yoktu

    Erhan Tuncel
    ve diğer sanıkların Jandarma ile kayda değer hiçbir bağlantısı yoktu(s.20).

    Erhan Tuncel
    Cinayetten 2 ay öncesine kadar Trabzon Emniyet İstihbarat Şubesine bağlı bir yardımcı
    istihbarat elemanıydı(s.22).

    İddiaların
    aksine, Yasin Hayal’in eniştesi Coşkun İğci de Jandarmanın muhbiri değildi ve
    Jandarma ile bir ilişkisi bulunmuyordu(s.24).

     

    Yasin Hayal İslamcıydı

    Yasin Hayal
    de Erhan Tuncel de BBP-Alperen Ocaklarında tanışmışlardı Erhan Tuncel Ocak
    Başkanı’ydı.

    Sırf
    Hıristiyan olduğu için daha önce bir papaz Yasin Hayal tarafından darp
    edilmişti(s.27).

    Erhan
    Tuncel, Yasin Hayal’i Emniyete muhbir olmadan çok önce tanımıştı ve rahibin
    dövülmesi, havaalanına asılsız bomba ihbarı, arandığı halde rahatlıkla Gürcistan’a
    geçip gelmesinde hep yakınındaydı(s.32)

    Bu
    eylemlerinin hiçbiri Emniyet kayıtlarına girmedi bunlardan kısa süre sonra da
    Trabzon’daki Mc Donalds’ı bombaladı(s.33).

    Rapora göre
    bu eylemde de birlikte olma ihtimalleri yüksekti(s.35). Yasin Hayal oradan
    kazanılan para ile Filistin’de Müslümanların öldürüldüğüne inanıyordu(s.37).
    Yasin Hayal, yandaşların kamuoyuna pompaladıkları gibi milliyetçi ya da
    ulusalcı değil, bizzat kendi ifadelerine göre çocukluğundan beri İslami bir
    yaşam sürmüştü. Çeçenistan’a gidip cihat edebilmek en büyük arzusuydu ve bunun
    için Gürcistan’a gitmişti(s.36). Emniyet onun hakkında dinleme kararı alırken
    “selefi-Vehhabi” olduğunu belirtmişti (s.68).

    Peki, neden
    bu isim yıllarca milliyetçilere/ulusalcılara yamanmaya çalışıldı? Hrant’ın “Dostları”
    neden Atatürkçü isimlerle bağlantı kurmaya çalıştı? Yoksa başka ve daha büyük
    bir ilişkiler ağının perdelenmesi için böyle mi gerekiyordu?

    Rapora göre
    Alperen Ocakları’nın İçişleri Bakanlığı konusunda mutlaka incelenmesi
    gerekiyor, çünkü sözü edilen olaylarla ilgili kişilerin burayla bağlantısı
    var(s.198) Peki, yapıldı mı bu inceleme? Alperen Ocakları ile Fetullah Gülen
    arasındaki ilişki incelendi mi? Muhsin Yazıcıoğlu’nun da Reha Muhtar’a dediği
    gibi “bu tarlaları kimin sürdüğü” ortaya konulabildi mi? Hayır!.

    Bunların yerine
    bolca Ergenekon masalları dinledik “Hrant’ın Arkadaşları” denilen o gruplardan…

     

    Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’i Kim
    Korudu

    Cezaevindeyken
    önce hastaneye arkasından Trabzon’a sevk edildi ve 11 ay sonra da tutuksuz
    yargılanmak üzere serbest bırakıldı(s.40). Kafeteryayı bombalamıştı ama
    tutuksuz yargılanıyordu. Kim sağlıyordu ona bu imkânları?

    Aynı
    tarihlerde Trabzon Emniyet Müdürü’nün Ramazan Akyürek ve Erhan Tuncel’in de ona
    “Ağabey” diyecek kadar yakın olduğunu hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Raporu
    yazanların da dikkatini çekmiş. Erhan Tuncel’in Trabzon Emniyetinde sadece
    temasta olduğu kişileri, kod adlarıyla bilmesi gerekirken birçoğunu gerçek
    isimleriyle bildiğini ve Emniyet Müdürlüğü hakkında detaylı bilgiye sahip
    olduğunu görünce raporu yazan müfettişler de şaşırmıştı (s.59).

    Yasin
    Hayal’in bomba yapımını nereden ve kimden öğrendiği de önemli. Yasin Hayal ve
    Erhan Tuncel’i yakın arkadaşları ve aynı olayda tutuklanan Engin Yılmaz’a göre
    Erhan Tuncel’in bir Zippo çakmağı bile bomba yapabilecek kadar bilgisi var bu
    konuda(s.42).

    Erhan
    Tuncel’in en yakın ilişki kurduğu polis memuru ise Muhittin Zenit. En önemli
    olaylar bu ikili arasında geçiyordu. Bombalama olayının en önemli delili, yine
    bu ikisinin arasında yok oldu. Erhan Tuncel Polis Muhittin Zenit’e verdiğini,
    diğeri ise Emniyete bıraktığını söylüyordu(s.42). Ama davanın en önemli kanıtı
    yok olmuştu.

    Raporu
    yazanların kayıp pantolon konusundaki kanaatleri çok çarpıcı, mealen
    “pantolonun kaybolmasıyla, Yasin Hayal- Erhan Tuncel birlikteliğinin ortaya
    çıkarılması ihtimali kayboldu” diyorlardı. Emniyet Müdürlüğü- Muhittin
    Zenit-Erhan Tuncel üçgeninde yok olan pantolonun anlamı buydu(s.55).  Oysa Trabzon Emniyeti, Erhan Tuncel’i
    yardımcı istihbarat elemanı (YİE) yapmasını, “Mc Donalds bombalamasıyla bir
    ilgisi yoktu” şeklinde savunuyordu(s.44,45,46,47).

    Trabzon
    Emniyetinin Erhan Tuncel ile bağlantısı belli… Erhan Tuncel’in Yasin Hayal ile
    bağlantısı bu rapora göre YİE olmasından çok önceye dayanıyordu ama işe bakın
    ki, bu ikilinin Emniyet ile bağlantısını ortaya çıkaracak en önemli kanıt o
    pantolondu(s.35) ve o da Emniyette ortadan kayboldu. Böylece MC Donalds
    bombalaması sadece “hassasiyetleri yüksek” mahalle delikanlılarının eylemi
    olarak kayıtlara geçti…

    Ne kadar
    tuhaf değil mi? Emniyet, bilgi almak için adam tutuyor, sonra o adam bombalama
    yapıyor, sonra o bombalamanın kanıtları Emniyetin gözünün önünde yok oluyor…
    Bir kurt masalı gibi ifadeler var raporda. Herkes o pantolonun nasıl
    kaybolduğunu, “ben filancaya vermiştim”, ya da “ben şuraya koymuştum” diye
    açıklıyor.  Sanki Emniyet Müdürlüğü değil
    de mahalle bakkalı…

     

    Erhan Tuncel-Emniyet İlişkisi Neden
    Bitti

    Polislerin
    ifadelerine göre Erhan Tuncel ile polisin ilişkisi Hrant Dink cinayetinden
    yaklaşık 2 ay önce bitti. Çünkü Erhan Tuncel gerçek olmayan bilgiler veriyor ve
    para koparmaya çalışıyordu. Ama her nedense Erhan Tuncel’in verdiği istihbarat
    raporlarının hiç birine bu durum yazılmamıştı. Hatta polisler sürekli “bir
    talebi yok” diye yazmışlardı. Raporu yazan müfettişlere göre bu ilişkinin
    kesilmesinin tespit edilemeyen başka nedenleri vardı(s.60). Yine müfettişlere
    göre Erhan Tuncel’in görevine son verilmesi de doğru değildi(s.60)

    Müfettişler,
    Erhan Tuncel’in görevine son verilmesi konusunda polis tarafından ileri
    sürülenlerin “fiili olguları karşılamadığı” tespitini yapmışlardı(s.719 yani
    müfettişler,” bu ilişkinin kesilmesi sizin anlattığınız gibi değil ve biz
    nedenlerini tespit edemiyoruz” 
    diyorlardı.  Müfettişler için o ilişki
    karanlıkta kalmıştı.

     

    Telefon Kayıtları Neden Yok Edildi

    Polis Erhan
    Tuncel’in telefonlarını da dinlemişti ama raporu yazan müfettişlere göre bunun
    güvensizlik nedeniyle olduğu söylenemezdi. Üstelik dinleme kayıtları da yok
    edilmişti(s.60,61). Acaba Emniyetin Erhan Tuncel ile olan ilişkisinin
    derinliğini ortaya koyacak konuşmalar mı vardı? Ya da daha beteri mi? Çünkü
    Tuncel’in telefonları Hrant Dink cinayetinin işlendiği dönemi de kapsayacak
    şekilde dinlenmişti. Adına da “önleme dinlemesi” diyorlardı.

    İşe bakın,
    hiçbir şeyi önleyemediği gibi bu kayıtlar da tıpkı o kanlı pantolon gibi
    ortadan yok olmuştu. Hem de cinayetten aylar sonra(s.70)… Yasin Hayal
    tutukluyken…  Adli Emanet’te Erhan Tuncel
    ile Dilek Bedir arasında geçen bir telefon kaydı vardı. Ama o da kesilmişti.
    Görüşme 1 dakika 14 saniyelikti ama elde sadece 19 saniyelik kısmı vardı.
    “Kesilmiş” tespitini bu raporu hazırlayan müfettişler yapıyordu. İyi de neden?

    Zanlı
    tutukluyken adli emanet görevlisiyle konuşuyor, sonra deliller ve bu kayıtlar
    yok oluyor. İşin dehşet verici özeti bu…

    Üstelik bu
    adamların telefonları El Kaide bağlantısı, Vehhabilik-Selefilik gibi radikal
    İslami ideolojileri nedeniyle dinlenmişti ama Hrant Dink cinayetinden sonraki
    polis raporlarında “bunların bir örgüt bağlantılarının olmadığı arkadaş grubu
    oldukları” yazılmış, iddianamede de bu radikal eğilimlerden söz edilmemişti.
    Raporu yazan müfettişler bunun da “fiili gerçekle uyuşmadığını” yazmışlardı(s.70).

    Devam
    ediyoruz…

     

    O Telefonların Araştırılmasına Neden
    izin Verilmedi

    Yasin
    Hayal’in o tarihlerde (2004 yılı Eylül- Ekim ayları) kullandığı telefon Esat
    Yorulmaz adına kayıtlıydı. Esat Yorulmaz Denizli nüfusuna kayıtlıydı ve bu
    soruşturma başlamadan kısa süre önce de ölmüştü(25.08.2007). Polis bu numarayı
    biliyordu. Bakın Mc Donalds bombalaması olayında Yasin Hayal’in sıkça ve kısa
    aralıklarla yurt dışında bir numara ile görüştü. Ama bundan daha sık olarak da Sinan
    Raşitoğlu isimli kişiyle… Sinan Raşitoğlu da tıpkı Erhan Tuncel gibi polis
    muhbiriydi. Ve o da tıpkı Erhan Tuncel’in Hrant Dink cinayetinden iki ay önce
    muhbirlikten ayrılması gibi, bombalamadan kısa süre önce muhbirlikten
    ayrılmıştı(s.159). Müfettişler bu ayrılmalarla ilgili ileri sürülen gerekçeleri
    Erhan Tuncel bakımından ikna edici bulmamışlardı. Ya Sinan Raşitoğlu? Onun
    hakkında araştırma bile yapamadılar.

    Müfettişlerin
    çok dikkatlerini çeken bir şey vardı, bunu rapora da yazdılar: “Bütün
    süreçlerde Yasin Hayal’in etrafında polis muhbirleri var…”

    Yasin Hayal
    tarafından kullanılan 0537 506 55 41 numaralı telefon ile Hollanda Almanya,
    Rusya, İsviçre, Kıbrıs hatta Amerika ile görüşmeler yapılmıştı. Eylemden hemen
    önce Almanya ve Amerika ile sıkça konuşmuşlardı(s.196). Rapora göre 24 Ekim
    2004 tarihinde saat 13.30’da Mc.Donalds bombalaması yapıldı. Hemen arkasından saat
    14.17’de Almanya ile; 14.18’de Amerika ile; 14.33’te tekrar Almanya ile ve saat
    19.58’de de İsviçre ile görüşmeler yapılmıştı. İnsanın aklına Cumhuriyet
    gazetesini bombaladıktan hemen sonra şeyhini arayan Alparslan Arslan geliyor.
    Her şey ne kadar da aynı…

    Tıpkı orada
    olduğu gibi burada da bu telefon irtibatları araştırılmadı.

     

    Bu karmaşık
    ilişkilerin ortaya çıkması için yapılacak tek şey iletişim bilgilerinin
    incelenmesiydi. Müfettişler bu adamların bütün ülke ve yurt dışı
    bağlantılarını, dolaştıkları yerleri, ne zaman kimlerle aynı yerden sinyal
    verdiklerini araştırmak istiyorlardı. Sadece bu ilişkiler değil, Ogün Samast’ın
    cinayet günü olay yerindeki irtibatlarını tespit edebilmek için de önce
    mahkemeden izin alınması için Ankara ve İstanbul C. Başsavcılıklarına
    başvurdular. Reddedildi(s.160).

    Onlar da bu
    kez Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurdular. Adalet
    Bakanlığı da uzun bir mevzuat açıklamasından sonra talebi reddetti(9 Temmuz
    2008, s.164). Bütün kapılar duvar olmuştu.

    Müfettişler
    raporlarına, “bu bağlantıların çok dikkat çekici olduğunu, davaya bakan
    mahkemeye de bildirilmesini ve mahkeme isterse tekrar araştırabileceklerini” de
    yazdılar. Peki, istedi mi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi? Hayır, bu telefon
    yargılama sürecine bile dahil edilmedi(s.196).

    Peki,
    kendilerine Hrant’ın Arkadaşları diyenler, bir kez olsun bunları anlattı mı
    kamuoyuna?

     

    Rapor Emniyeti Sorumlu Tutuyor

    Trabzon
    Emniyetinin, mazeret bulunamayacak ölçüdeki ihmalleri, İstanbul Emniyetinin
    ilgisizliği ya da olayın gizlenmesi, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın
    eksik işlemleri birer birer anlatıldı raporda(s.173). Bunların sonunda da
    çarpıcı bir tespit yapıldı(s.174):





















    Peki,
    Ramazan Akyürek’in başında olduğu Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ne rapor
    vermişti bu konuda? Erhan Tuncel’in cinayet ile bir ilgisi olmadığını, cinayeti
    işleyenlerin de örgüt değil arkadaş grubu olduklarını yazmamışlar mıydı? Erhan
    Tuncel bu raporla beraat ettirilmemiş miydi?

    Bakın
    müfettişlerin bu raporu Emniyet’in raporundan çok önce hazırlandı. Sadece Erhan
    Tuncel’in değil ihmaller zincirinin kaynağı olan Emniyet’i de sorumlu
    tutuyordu. Ama nedense “Hrant’ın Arkadaşları” bu rapordan hiç söz etmedi…

    Müfettişlerin
    raporunda Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek doğrudan sorumlu tutuldu, hatta
    Ramazan Akyürek için şöyle denildi: “sürecin
    başından sonuna tüm aşamalarından haberdar olan ve gerekli değerlendirmeleri
    yapabilme yetkisine sahip olduğu görülmekle görevini ihmal ettiği
    değerlendirilen Ramazan Akyürek…”
    (s.188)

    Daha ne
    desin bu rapor?

     

    Yasin Hayal’in Masrafları BBP’den

    Raporun
    dikkat çekici bir tespiti daha var. Yasin Hayal’in Mc Donalds bombalaması
    davasında birlikte yargılandığı kişilerin neredeyse tamamı BBP Trabzon
    teşkilatı ile ilişkili, üye ya da yönetici… Alperen Ocakları’nın kuruluş ve
    işleyişi ile ilgili hukuki temelleri ve denetimleri konusunda ciddi eksiklikler
    bulunduğu ve buraların ciddi anlamda incelenmesi ve denetlenmesi gerek. (s.
    197) 

    O davadaki
    avukat masrafları da Yaşar Cihan isimli BBP’li tarafından ödendi. Yasin Hayal
    her nedense Yaşar Cihan’ın para ödemeye mecbur olduğunu düşünüyordu. Babasını
    ondan o zamanın parasıyla 10 milyar almaya yolladığında babasına şöyle diyordu:
    “verecek baba, eşşek gibi verecek…”(s.193)

    Neden “eşşek
    gibi verecek?”  Yoksa Yasin Hayal
    kendisine verilen bir görevi mi yapmıştı o bombalama eylemiyle? Kim vermişti
    görevi?

    Müfettişlerin
    bu konudaki tavsiyesi çok dikkat çekici… Şöyle diyorlardı: “Konuyla ilgili
    herhangi bir öneride bulunmaya gerek olmadığı kanaatine varılmıştır…”(s.193)

    Yani, her şey
    zaten ortada… Kastın yoksa aptal bile olsan bu işin arkasındaki örgütlü gücü
    görürsün… Rapor tam olarak bunu demek istiyordu.

    Ve bu rapor
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyordu…

     

    Kusurları İsim İsim Yazdılar

    Raporun en
    çarpıcı bölümlerinden biri de her kamu görevlisinin kusurlarının tek tek
    açıklanması… Çok çarpıcı birkaç özet vermek istiyorum…

    ·       
    Yasin
    Hayal bu işi tek başına yapmadı, Erhan Tuncel yardım etti, cesaretlendirdi.

    ·       
    Erhan
    Tuncel ile Trabzon Emniyeti arasındaki ilişki kayıtlara geçmeyen nedenlerle
    kesildi… (Nasıl bir ilişkiyse artık)

    ·       
    Erhan
    Tuncel ve Trabzon Emniyeti arasındaki ilişki, gizli bilgileri paylaşacak kadar
    samimiydi. Bu da yasa ve yönetmeliğe aykırı.

    ·       
    Trabzon
    İstanbul’a “olayı takip ediyoruz, gelişmeleri bildireceğiz” dedi ama hiçbir ek
    bilgi vermedi.

    ·       
    İstanbul
    Emn. Müdürlüğü de İstihbarat Daire Başkanlığı’nı (Yani Sabri Uzun’u) gerektiği
    gibi bilgilendirmedi.

    ·       
    Trabzon
    Emniyeti bilgileri Valilik ve Jandarma ile paylaşmadı. Görevini ihmal etti.

    ·       
    Celaleddin
    Cerrah kınama cezasını gerektirir şekilde sorumluluklarını yerine getiremedi…

    ·       
    Ali
    Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek hakkında soruşturma açılmalı ve gerçekler
    ortaya çıkarılmalı…

     

    Şimdi bir
    kez daha soralım: Hrant Dink’i kim öldürdü?

    Tetiği
    çeken mi? Yoksa destek olan, kolaylaştıran ve örtbas edenler mi? 


    Oktay Yıldırım
    25-27 Tem 2014’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.
    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir