HRANT DİNK’İ ASLINDA KİM ÖLDÜRDÜ
Sahi kim?
Yıllarca
ortalık bir toz bulutuyla kaplandı. Onu milliyetçiler öldürmüştü,
Ergenekoncular işin azmettircisiydi hatta gerekli zemini de onlar
hazırlamışlardı.
En sıcak
bilgileri Hrant’ın Arkadaşları denilen grup veriyordu, onlara göre bu dava
Ergenekon ile birleştirilmeliydi. Nedim Şener, yazdığı kitapta cinayetin
arkasındaki emniyet istihbarat izlerini belgeleriyle ortaya koyduğu halde, bu
tespitinin tam tersi bir şey daha söylüyordu: “Dava Ergenekon ile
birleştirilmeli.” Bu sanki bir zorunluluktu, yerine getirilmesi için emirler
verilmiş bir görevdi, bir modaydı… Herkes ne kadar liberal ve bilgili olduğunu
kanıtlamak için Hrant’ı öldürenlerin arkasında Ergenekon olduğunu söylemek
zorundaydı.
Ne vardı da
bunu söylüyorlardı? Mesela Ergenekon sanıklarından biri ile Erhan Tuncel arasın
da bir bağlantı mı vardı? Ya da Yasin Hayal ve tetiği çeken Ogün Samast ile…
Erhan Tuncel Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’na Ağabey diyecek kadar yakındı
ama Ergenekon sanıkları içinde var mıydı bir ağabeyi?
Olmasa da
olurdu. Nasıl olsa olağan şüpheliydi onlar, içlerinden bazıları Hrant Dink
hakkında dava açmamış mıydı? Mahkemeye gelip davaya müdahil olmak istememişler
miydi? Hepsi Atatürkçüydü üstelik. Statükoyu savunuyorlardı yani. Daha ne
olsundu…
Böylece
cinayeti işletenlerin patikada bıraktığı izler el birliği ile silindi. Yeni
izler bırakılmaya çalışıldı. Yapay izler… İşin ucu mutlaka bir tarafından
askere de uzatılmalıydı.
Oysa
cinayete adı karışan herkesin bir şekilde BBP- Alperen Ocakları ile bağlantısı
vardı. Aynı zamanda polis ile de bağlantılıydılar. Bunlar biliniyordu. Toz
bulutunun içinde ört-bas edildi.
Sabri Uzun Operasyonu Anlattı
Evet, resmen
bir operasyondu. Bunu biz söylemiyoruz, Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı
Sabri Uzun söylüyor. Bakın önce onu özetleyelim:
‘Hrant Dink öldürülecek’ raporunu benden
gizledikleri gibi İstanbul’dan da gizlediler. Raporu Trabzon’dan gönderen kişi
Ramazan Akyürek’tir. Raporu bizden saklayan birim İstihbarat Daire Başkanlığı C
Şube Müdürlüğü’dür. O zaman C Şube Müdürü de Ali Fuat Yılmazer’dir. Bu rapor
bana sunulmadı. Rapor hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Bunun Anayasa dışı bir
güç merkezinin, şûranın işi olduğunu herkes biliyor. Esas itibarıyla devlet
içerisindeki yapılanma amacına ulaşmak ve yetkili makamları inandırmak için
önce altyapıyı hazırladı, devlet kurumlarında kendilerinden olmayan kişileri
tasfiye ettirdi. Daha sonra da yetkili kurumlarını, MGK’yı, Başbakanlığı,
yüksek yargıyı, Cumhurbaşkanı’nı, ulusalcı bir yapılanma olduğunu ve bu
ulusalcı yapılanmanın anayasal kurumlara karşı çete eylemlerine başvurduklarına
inandırmak için bir taraftan bazı eylemleri gerçekleştirecek kişilere yol
verdiler. Eylemlerin olmasını önlemediler. Toplumu, kurumları inandırdılar.
Amaçladıkları operasyonları gerçekleştirdiler. Bu Hrant Dink olayı da bu
olaylardan biridir. Hatta başlangıcıdır. Tabiri caizse bir üzüm salkımının
sapıdır. Diğer operasyonlar bu sapa bağlı tanelerdir. Dink cinayeti diğer
operasyonlar ve soruşturmalar için fünye görevi görecekti. Bu fünyeye bağlı
patlayıcılar ise Ergenekon, Balyoz, Odatv, Fuhuş ve Casusluk, Amirallere
Suikast, Şike, 28 Şubat operasyonlarıdır…”
Demek
ki neymiş kardeşim, bu iş, tetiğin çekilmesinden izlerin kapatılmasına ve
sonrasında yeni suçlamaların yapılmasına kadar organize bir operasyonmuş… Vaktiyle…
Hrant Dink’in ölümünden bir gün sonra bu cinayetin böyle sonuçları olacağını
yazmıştım: “Hrant Dink Öldürüldü Ama Kim veya ne Ölecek.” Hala internette
dolaşımda, bakabilirsiniz.
Peki, bütün bu iddiaların odağındaki Ali Fuat
Yılmazer buna ne cevap verdi: kendisinin o sırada yurt dışı görevinde olduğunu
söyledi ve o da bir suçlu gösterdi “O evrakın İstihbarat Daire Başkanlığında
işlem gördüğü sırada Sabri Uzun’un yerine Daire Başkanlığına vekâlet eden kişi
Necmettin Emre’dir. Bu kişi şimdi Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu
Başkanı. Yani hükümetin paralelci cadı avındaki tetikçi müfettişlerin başıdır…”
Haydi bakalım…
Ama bu kadar kolay değil, ortada bir rapor
var…
Aslında
Her şey Bir Raporda Yazıyor
Rakel
Dink’in mektuplu başvurusu( 25.04.2007) üzerine Başbakan’ın bizzat onayıyla üç
başmüfettiş tarafından hazırlandı. 10 Ekim 2008 tarihli.
Daha önce
İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporlar incelendi,
herkesin ifadeleri alındı, bütün kayıtlar incelendi ve bütün kusurlar tespit
edildi. Yapılan yargılamada en önemli belge oydu.
Yargılamalar
boyunca, yandaş medya ve kendilerine Hrant’ın arkadaşları diyen grup Ergenekon
çığlıkları atarken biliniyordu. Ama bu raporda yazılı olanlar kimsenin işine
gelmediği için hiç gündeme getirilmedi. Mahkemenin dosyaları arasında kaldı.
Bakın neler var o raporda…
İstihbaratçılar Belgenin Peşinde
miydi
İstanbul Valiliği’nde,
Vali yardımcısı Ergun Güngör’ün odasında Hrant Dink ile görüşen istihbarat
görevlileri, görüşme gerekçesi olarak Hrant Dink’in Sabiha Gökçen ile ilgili
yazısı nedeniyle Ermeni cemaatine yönelik olası tehditleri göstermişlerdi. Ama
rapora göre istihbaratçılar Hrant Dink’in elinde olduğunu sandıkları Sabiha
Gökçen ile ilgili bir belgenin peşindeydiler(s.17,18). Burada ilginç bir
ayrıntı daha var Ergun Güngör azınlıklarla ilgilenen vali yardımcısıydı. Rapor
böyle diyor.
İnsan
sormadan edemiyor, acaba Hrant Dink’in öldürülmesinin asıl sebebi, birilerinin
kendisinde var olduğunu sandığı ve açıklamasından korktuğu bir belge miydi?
Konunun Sabiha Gökçen ile bir ilgisi de olmayabilir, bu başka bir belge de
olabilir.
Rapor bu
görüşmenin cinayetle bir bağlantısını kuramadı(s.192,193).
Hiçbirinin Jandarma Bağlantısı Yoktu
Erhan Tuncel
ve diğer sanıkların Jandarma ile kayda değer hiçbir bağlantısı yoktu(s.20).
Erhan Tuncel
Cinayetten 2 ay öncesine kadar Trabzon Emniyet İstihbarat Şubesine bağlı bir yardımcı
istihbarat elemanıydı(s.22).
İddiaların
aksine, Yasin Hayal’in eniştesi Coşkun İğci de Jandarmanın muhbiri değildi ve
Jandarma ile bir ilişkisi bulunmuyordu(s.24).
Yasin Hayal İslamcıydı
Yasin Hayal
de Erhan Tuncel de BBP-Alperen Ocaklarında tanışmışlardı Erhan Tuncel Ocak
Başkanı’ydı.
Sırf
Hıristiyan olduğu için daha önce bir papaz Yasin Hayal tarafından darp
edilmişti(s.27).
Erhan
Tuncel, Yasin Hayal’i Emniyete muhbir olmadan çok önce tanımıştı ve rahibin
dövülmesi, havaalanına asılsız bomba ihbarı, arandığı halde rahatlıkla Gürcistan’a
geçip gelmesinde hep yakınındaydı(s.32)
Bu
eylemlerinin hiçbiri Emniyet kayıtlarına girmedi bunlardan kısa süre sonra da
Trabzon’daki Mc Donalds’ı bombaladı(s.33).
Rapora göre
bu eylemde de birlikte olma ihtimalleri yüksekti(s.35). Yasin Hayal oradan
kazanılan para ile Filistin’de Müslümanların öldürüldüğüne inanıyordu(s.37).
Yasin Hayal, yandaşların kamuoyuna pompaladıkları gibi milliyetçi ya da
ulusalcı değil, bizzat kendi ifadelerine göre çocukluğundan beri İslami bir
yaşam sürmüştü. Çeçenistan’a gidip cihat edebilmek en büyük arzusuydu ve bunun
için Gürcistan’a gitmişti(s.36). Emniyet onun hakkında dinleme kararı alırken
“selefi-Vehhabi” olduğunu belirtmişti (s.68).
Peki, neden
bu isim yıllarca milliyetçilere/ulusalcılara yamanmaya çalışıldı? Hrant’ın “Dostları”
neden Atatürkçü isimlerle bağlantı kurmaya çalıştı? Yoksa başka ve daha büyük
bir ilişkiler ağının perdelenmesi için böyle mi gerekiyordu?
Rapora göre
Alperen Ocakları’nın İçişleri Bakanlığı konusunda mutlaka incelenmesi
gerekiyor, çünkü sözü edilen olaylarla ilgili kişilerin burayla bağlantısı
var(s.198) Peki, yapıldı mı bu inceleme? Alperen Ocakları ile Fetullah Gülen
arasındaki ilişki incelendi mi? Muhsin Yazıcıoğlu’nun da Reha Muhtar’a dediği
gibi “bu tarlaları kimin sürdüğü” ortaya konulabildi mi? Hayır!.
Bunların yerine
bolca Ergenekon masalları dinledik “Hrant’ın Arkadaşları” denilen o gruplardan…
Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’i Kim
Korudu
Cezaevindeyken
önce hastaneye arkasından Trabzon’a sevk edildi ve 11 ay sonra da tutuksuz
yargılanmak üzere serbest bırakıldı(s.40). Kafeteryayı bombalamıştı ama
tutuksuz yargılanıyordu. Kim sağlıyordu ona bu imkânları?
Aynı
tarihlerde Trabzon Emniyet Müdürü’nün Ramazan Akyürek ve Erhan Tuncel’in de ona
“Ağabey” diyecek kadar yakın olduğunu hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Raporu
yazanların da dikkatini çekmiş. Erhan Tuncel’in Trabzon Emniyetinde sadece
temasta olduğu kişileri, kod adlarıyla bilmesi gerekirken birçoğunu gerçek
isimleriyle bildiğini ve Emniyet Müdürlüğü hakkında detaylı bilgiye sahip
olduğunu görünce raporu yazan müfettişler de şaşırmıştı (s.59).
Yasin
Hayal’in bomba yapımını nereden ve kimden öğrendiği de önemli. Yasin Hayal ve
Erhan Tuncel’i yakın arkadaşları ve aynı olayda tutuklanan Engin Yılmaz’a göre
Erhan Tuncel’in bir Zippo çakmağı bile bomba yapabilecek kadar bilgisi var bu
konuda(s.42).
Erhan
Tuncel’in en yakın ilişki kurduğu polis memuru ise Muhittin Zenit. En önemli
olaylar bu ikili arasında geçiyordu. Bombalama olayının en önemli delili, yine
bu ikisinin arasında yok oldu. Erhan Tuncel Polis Muhittin Zenit’e verdiğini,
diğeri ise Emniyete bıraktığını söylüyordu(s.42). Ama davanın en önemli kanıtı
yok olmuştu.
Raporu
yazanların kayıp pantolon konusundaki kanaatleri çok çarpıcı, mealen
“pantolonun kaybolmasıyla, Yasin Hayal- Erhan Tuncel birlikteliğinin ortaya
çıkarılması ihtimali kayboldu” diyorlardı. Emniyet Müdürlüğü- Muhittin
Zenit-Erhan Tuncel üçgeninde yok olan pantolonun anlamı buydu(s.55). Oysa Trabzon Emniyeti, Erhan Tuncel’i
yardımcı istihbarat elemanı (YİE) yapmasını, “Mc Donalds bombalamasıyla bir
ilgisi yoktu” şeklinde savunuyordu(s.44,45,46,47).
Trabzon
Emniyetinin Erhan Tuncel ile bağlantısı belli… Erhan Tuncel’in Yasin Hayal ile
bağlantısı bu rapora göre YİE olmasından çok önceye dayanıyordu ama işe bakın
ki, bu ikilinin Emniyet ile bağlantısını ortaya çıkaracak en önemli kanıt o
pantolondu(s.35) ve o da Emniyette ortadan kayboldu. Böylece MC Donalds
bombalaması sadece “hassasiyetleri yüksek” mahalle delikanlılarının eylemi
olarak kayıtlara geçti…
Ne kadar
tuhaf değil mi? Emniyet, bilgi almak için adam tutuyor, sonra o adam bombalama
yapıyor, sonra o bombalamanın kanıtları Emniyetin gözünün önünde yok oluyor…
Bir kurt masalı gibi ifadeler var raporda. Herkes o pantolonun nasıl
kaybolduğunu, “ben filancaya vermiştim”, ya da “ben şuraya koymuştum” diye
açıklıyor. Sanki Emniyet Müdürlüğü değil
de mahalle bakkalı…
Erhan Tuncel-Emniyet İlişkisi Neden
Bitti
Polislerin
ifadelerine göre Erhan Tuncel ile polisin ilişkisi Hrant Dink cinayetinden
yaklaşık 2 ay önce bitti. Çünkü Erhan Tuncel gerçek olmayan bilgiler veriyor ve
para koparmaya çalışıyordu. Ama her nedense Erhan Tuncel’in verdiği istihbarat
raporlarının hiç birine bu durum yazılmamıştı. Hatta polisler sürekli “bir
talebi yok” diye yazmışlardı. Raporu yazan müfettişlere göre bu ilişkinin
kesilmesinin tespit edilemeyen başka nedenleri vardı(s.60). Yine müfettişlere
göre Erhan Tuncel’in görevine son verilmesi de doğru değildi(s.60)
Müfettişler,
Erhan Tuncel’in görevine son verilmesi konusunda polis tarafından ileri
sürülenlerin “fiili olguları karşılamadığı” tespitini yapmışlardı(s.719 yani
müfettişler,” bu ilişkinin kesilmesi sizin anlattığınız gibi değil ve biz
nedenlerini tespit edemiyoruz”
diyorlardı. Müfettişler için o ilişki
karanlıkta kalmıştı.
Telefon Kayıtları Neden Yok Edildi
Polis Erhan
Tuncel’in telefonlarını da dinlemişti ama raporu yazan müfettişlere göre bunun
güvensizlik nedeniyle olduğu söylenemezdi. Üstelik dinleme kayıtları da yok
edilmişti(s.60,61). Acaba Emniyetin Erhan Tuncel ile olan ilişkisinin
derinliğini ortaya koyacak konuşmalar mı vardı? Ya da daha beteri mi? Çünkü
Tuncel’in telefonları Hrant Dink cinayetinin işlendiği dönemi de kapsayacak
şekilde dinlenmişti. Adına da “önleme dinlemesi” diyorlardı.
İşe bakın,
hiçbir şeyi önleyemediği gibi bu kayıtlar da tıpkı o kanlı pantolon gibi
ortadan yok olmuştu. Hem de cinayetten aylar sonra(s.70)… Yasin Hayal
tutukluyken… Adli Emanet’te Erhan Tuncel
ile Dilek Bedir arasında geçen bir telefon kaydı vardı. Ama o da kesilmişti.
Görüşme 1 dakika 14 saniyelikti ama elde sadece 19 saniyelik kısmı vardı.
“Kesilmiş” tespitini bu raporu hazırlayan müfettişler yapıyordu. İyi de neden?
Zanlı
tutukluyken adli emanet görevlisiyle konuşuyor, sonra deliller ve bu kayıtlar
yok oluyor. İşin dehşet verici özeti bu…
Üstelik bu
adamların telefonları El Kaide bağlantısı, Vehhabilik-Selefilik gibi radikal
İslami ideolojileri nedeniyle dinlenmişti ama Hrant Dink cinayetinden sonraki
polis raporlarında “bunların bir örgüt bağlantılarının olmadığı arkadaş grubu
oldukları” yazılmış, iddianamede de bu radikal eğilimlerden söz edilmemişti.
Raporu yazan müfettişler bunun da “fiili gerçekle uyuşmadığını” yazmışlardı(s.70).
Devam
ediyoruz…
O Telefonların Araştırılmasına Neden
izin Verilmedi
Yasin
Hayal’in o tarihlerde (2004 yılı Eylül- Ekim ayları) kullandığı telefon Esat
Yorulmaz adına kayıtlıydı. Esat Yorulmaz Denizli nüfusuna kayıtlıydı ve bu
soruşturma başlamadan kısa süre önce de ölmüştü(25.08.2007). Polis bu numarayı
biliyordu. Bakın Mc Donalds bombalaması olayında Yasin Hayal’in sıkça ve kısa
aralıklarla yurt dışında bir numara ile görüştü. Ama bundan daha sık olarak da Sinan
Raşitoğlu isimli kişiyle… Sinan Raşitoğlu da tıpkı Erhan Tuncel gibi polis
muhbiriydi. Ve o da tıpkı Erhan Tuncel’in Hrant Dink cinayetinden iki ay önce
muhbirlikten ayrılması gibi, bombalamadan kısa süre önce muhbirlikten
ayrılmıştı(s.159). Müfettişler bu ayrılmalarla ilgili ileri sürülen gerekçeleri
Erhan Tuncel bakımından ikna edici bulmamışlardı. Ya Sinan Raşitoğlu? Onun
hakkında araştırma bile yapamadılar.
Müfettişlerin
çok dikkatlerini çeken bir şey vardı, bunu rapora da yazdılar: “Bütün
süreçlerde Yasin Hayal’in etrafında polis muhbirleri var…”
Yasin Hayal
tarafından kullanılan 0537 506 55 41 numaralı telefon ile Hollanda Almanya,
Rusya, İsviçre, Kıbrıs hatta Amerika ile görüşmeler yapılmıştı. Eylemden hemen
önce Almanya ve Amerika ile sıkça konuşmuşlardı(s.196). Rapora göre 24 Ekim
2004 tarihinde saat 13.30’da Mc.Donalds bombalaması yapıldı. Hemen arkasından saat
14.17’de Almanya ile; 14.18’de Amerika ile; 14.33’te tekrar Almanya ile ve saat
19.58’de de İsviçre ile görüşmeler yapılmıştı. İnsanın aklına Cumhuriyet
gazetesini bombaladıktan hemen sonra şeyhini arayan Alparslan Arslan geliyor.
Her şey ne kadar da aynı…
Tıpkı orada
olduğu gibi burada da bu telefon irtibatları araştırılmadı.
Bu karmaşık
ilişkilerin ortaya çıkması için yapılacak tek şey iletişim bilgilerinin
incelenmesiydi. Müfettişler bu adamların bütün ülke ve yurt dışı
bağlantılarını, dolaştıkları yerleri, ne zaman kimlerle aynı yerden sinyal
verdiklerini araştırmak istiyorlardı. Sadece bu ilişkiler değil, Ogün Samast’ın
cinayet günü olay yerindeki irtibatlarını tespit edebilmek için de önce
mahkemeden izin alınması için Ankara ve İstanbul C. Başsavcılıklarına
başvurdular. Reddedildi(s.160).
Onlar da bu
kez Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurdular. Adalet
Bakanlığı da uzun bir mevzuat açıklamasından sonra talebi reddetti(9 Temmuz
2008, s.164). Bütün kapılar duvar olmuştu.
Müfettişler
raporlarına, “bu bağlantıların çok dikkat çekici olduğunu, davaya bakan
mahkemeye de bildirilmesini ve mahkeme isterse tekrar araştırabileceklerini” de
yazdılar. Peki, istedi mi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi? Hayır, bu telefon
yargılama sürecine bile dahil edilmedi(s.196).
Peki,
kendilerine Hrant’ın Arkadaşları diyenler, bir kez olsun bunları anlattı mı
kamuoyuna?
Rapor Emniyeti Sorumlu Tutuyor
Trabzon
Emniyetinin, mazeret bulunamayacak ölçüdeki ihmalleri, İstanbul Emniyetinin
ilgisizliği ya da olayın gizlenmesi, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın
eksik işlemleri birer birer anlatıldı raporda(s.173). Bunların sonunda da
çarpıcı bir tespit yapıldı(s.174):
Peki,
Ramazan Akyürek’in başında olduğu Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ne rapor
vermişti bu konuda? Erhan Tuncel’in cinayet ile bir ilgisi olmadığını, cinayeti
işleyenlerin de örgüt değil arkadaş grubu olduklarını yazmamışlar mıydı? Erhan
Tuncel bu raporla beraat ettirilmemiş miydi?
Bakın
müfettişlerin bu raporu Emniyet’in raporundan çok önce hazırlandı. Sadece Erhan
Tuncel’in değil ihmaller zincirinin kaynağı olan Emniyet’i de sorumlu
tutuyordu. Ama nedense “Hrant’ın Arkadaşları” bu rapordan hiç söz etmedi…
Müfettişlerin
raporunda Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek doğrudan sorumlu tutuldu, hatta
Ramazan Akyürek için şöyle denildi: “sürecin
başından sonuna tüm aşamalarından haberdar olan ve gerekli değerlendirmeleri
yapabilme yetkisine sahip olduğu görülmekle görevini ihmal ettiği
değerlendirilen Ramazan Akyürek…”(s.188)
Daha ne
desin bu rapor?
Yasin Hayal’in Masrafları BBP’den
Raporun
dikkat çekici bir tespiti daha var. Yasin Hayal’in Mc Donalds bombalaması
davasında birlikte yargılandığı kişilerin neredeyse tamamı BBP Trabzon
teşkilatı ile ilişkili, üye ya da yönetici… Alperen Ocakları’nın kuruluş ve
işleyişi ile ilgili hukuki temelleri ve denetimleri konusunda ciddi eksiklikler
bulunduğu ve buraların ciddi anlamda incelenmesi ve denetlenmesi gerek. (s.
197)
O davadaki
avukat masrafları da Yaşar Cihan isimli BBP’li tarafından ödendi. Yasin Hayal
her nedense Yaşar Cihan’ın para ödemeye mecbur olduğunu düşünüyordu. Babasını
ondan o zamanın parasıyla 10 milyar almaya yolladığında babasına şöyle diyordu:
“verecek baba, eşşek gibi verecek…”(s.193)
Neden “eşşek
gibi verecek?” Yoksa Yasin Hayal
kendisine verilen bir görevi mi yapmıştı o bombalama eylemiyle? Kim vermişti
görevi?
Müfettişlerin
bu konudaki tavsiyesi çok dikkat çekici… Şöyle diyorlardı: “Konuyla ilgili
herhangi bir öneride bulunmaya gerek olmadığı kanaatine varılmıştır…”(s.193)
Yani, her şey
zaten ortada… Kastın yoksa aptal bile olsan bu işin arkasındaki örgütlü gücü
görürsün… Rapor tam olarak bunu demek istiyordu.
Ve bu rapor
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyordu…
Kusurları İsim İsim Yazdılar
Raporun en
çarpıcı bölümlerinden biri de her kamu görevlisinin kusurlarının tek tek
açıklanması… Çok çarpıcı birkaç özet vermek istiyorum…
·
Yasin
Hayal bu işi tek başına yapmadı, Erhan Tuncel yardım etti, cesaretlendirdi.
·
Erhan
Tuncel ile Trabzon Emniyeti arasındaki ilişki kayıtlara geçmeyen nedenlerle
kesildi… (Nasıl bir ilişkiyse artık)
·
Erhan
Tuncel ve Trabzon Emniyeti arasındaki ilişki, gizli bilgileri paylaşacak kadar
samimiydi. Bu da yasa ve yönetmeliğe aykırı.
·
Trabzon
İstanbul’a “olayı takip ediyoruz, gelişmeleri bildireceğiz” dedi ama hiçbir ek
bilgi vermedi.
·
İstanbul
Emn. Müdürlüğü de İstihbarat Daire Başkanlığı’nı (Yani Sabri Uzun’u) gerektiği
gibi bilgilendirmedi.
·
Trabzon
Emniyeti bilgileri Valilik ve Jandarma ile paylaşmadı. Görevini ihmal etti.
·
Celaleddin
Cerrah kınama cezasını gerektirir şekilde sorumluluklarını yerine getiremedi…
·
Ali
Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek hakkında soruşturma açılmalı ve gerçekler
ortaya çıkarılmalı…
Şimdi bir
kez daha soralım: Hrant Dink’i kim öldürdü?
Tetiği
çeken mi? Yoksa destek olan, kolaylaştıran ve örtbas edenler mi?
