Tarih, 24 Mayıs 2006. Danıştay saldırısının üzerinden henüz sadece bir hafta geçmiş. Türkiye ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Ve Vatan gazetesinin manşeti şöyle: “Kod Adı: Sarıkız”
Haber, Danıştay saldırısının, Sarı Kız isimli o uydurma darbe planının parçası olarak işlendiğini ayrıntılı olarak anlatıyor. Bilginin kaynağı ise akillerden Hasan Cemal.
Ama bir tuhaflık var. Henüz Sarı Kız diye bir darbe planının adını bilen yok. Sözde Özden Örnek Günlükleri henüz bulunmamış. “Hasan Cemal ve bu bilgiyi manşete koyan Vatan, henüz bulunmamış bir planı nereden biliyor” diye sormayın. Nasıl olsa yakında bulunacaktı…
Tarih 14 Haziran 2007. Vatan bu kez de şu manşeti atmış: “Cumhuriyet saldırısının cephaneliği Ümraniye’de.” Ama işin tuhaf tarafı bu bağlantıyı kuracak olan ifade henüz verilmemiş. Ama meraklanmayın, yakında o da olacak. Bu ifadeyi verecek olan da Osman Yıldırım…
Tarih 14 Aralık 2007. Vatan gazetesi yazıyor: “Ümraniye soruşturmasında Hablemitoğlu cinayetinin izleri.”
Haydi, hayırlı işler… Bir manşetle nasıl da kesiliyor ceza… Araştırın başka dosya var mı eklenecek? Yüzlerce dosya bu haberler sayesinde davaya ekleniyor.
Tarih, 26 Temmuz 2008. Vatan’ın başlığı şöyle: “Danıştay Saldırısı da Ergenekon işi…”
Yazıda benim koyduğum gibi tırnak yok, kesin hüküm yazıyor arkadaşlar. Ve kaynakları da yine Osman Yıldırım ve ona “Osmanım” diyen Ergenekon savcıları.
Tarih, 27 Temmuz 2008. Yazıyor Vatan: “Banka hesaplarındaki hareketlilik ve telefon trafiği Danıştay’ı çözdü.” Bütün vatanseverlerin isimleri yazıyor tek tek. Ve katillerle Ergenekon sanıkları arasındaki “güçlü ilişkiyi” kazıyorlar halkın beynine. Ama gelin görün ki, ne ilişki var ne de bağlantı… En muteber kaynakları da Osman Yıldırım… Kuddusi Okkır bu haberler yüzünden ölüyor cezaevinde… Ali Tatar’lar, Olgun Ural’lar, Abdülkerim Kırca’lar intihar ediyor
Ve tarih, 24 Kasım 2014…
Aradan yıllar geçmiş. Yatan yatmış, ölen ölmüş.
Vatan gazetesi manşet atmış: “Neredesin Osmanım.”
Fotoğrafına da şunu yazmış: Cinayet ve fuhuş… Tam bir suç makinesi olan Osman Yıldırım’ın cinayet, fuhuşa aracılık, adam öldürmeye teşebbüs, sahte kimlik ve Atatürk’e hakaretten sabıkası bulunuyor.”
Ne diyeyim. Sizi Osmanınıza havale ediyorum. Nasıl olursa artık…
KAPIKULU
Eskiden kalma bir iştir. Saraylarda yaşayan sultanların özel korumasıdırlar. Ama ilk vazgeçilen de onlardır. Kafa eskide kalınca, kravat ceket eylemi değiştirmeye yetmiyor. Kapıkulu, kapısını savunmaya devam ediyor: “Bin odalı saray! Böyle söylenince ağzı dolduruyor diye bazı simalarda hemen bir hayret ifadesi oluşuyor. Bırakın bin odayı beş bin odalı otellerin ya da bin-iki bin odalı banka binalarının dünyasında Cumhurbaşkanlığı’nın çalışma mekânının oda sayısının çetelesini tutmanın ne anlamı vardır? O kadar oda olmayacaksa yeni bir bina yapmanın lüzumu yoktur zaten. Gerekirse bin de olur iki bin de…” (24 Kasım)
Ama bu yetiyor mu kapı ağzında kalmasına? Kaderidir kapıkulluğunun, işin bitince eşiğe atılıverirler. Ve bu yazıdan bir gün sonra düşüyor haber bültenlerine: “Star gazetesi yazarı ve Medya Grubu CEO’su Mustafa Karaalioğlu kovuldu…”
Oysa cumhuriyet ona vatandaş olmayı öneriyordu.
ÖKÜZ ÖLÜNCE
2004 yılı bahar aylarında Fethullah Gülen cemaati üyeleri tarafından kurulan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Bilgi Üniversitesi’nde bir toplantı düzenledi. Toplantının konusu, askeri vesayet ve demokrasiydi. O gün toplantıya Taraf yazarı Alper Görmüş de davetliydi. Yıllar sonra da orada konuşulanların bazılarını yazacaktı. Katılımcılardan biri, “askeri vesayeti ortadan kaldırmanın tek yolunun, başarısız kalmış bir darbe girişiminin ardından eski ve yeni bütün darbecilerin derdest edilip yargılanması olduğunu” savunuyordu.(Taraf, 4 Kasım 2011) Bak Allah’ın işine, daha 2004 yılı. Sonrası malum zaten. Cemaat, başarıya ulaşamamış bir darbe girişimine tutunarak adım adım sızdı devlet katmanlarına.
Şimdi Etyen Mahcupyan konuşuyor: “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın bir toplantısında, 17 Aralık operasyonları konuşulmuş ve bir yetkili, bir ay içinde sonuç alırız” demiş. “Cemaat sınav sorularını sızdırıyormuş.”
Ha gayret, zorlayın şu hafızalarınızı bakalım neler dökülecek daha. Anadolu’da meşhur sözdür: Öküz öldü ortaklık bozuldu.
BİLENİN HALİ BAŞKA
Zaman gazetesinin haberidir: “Millet ve Adalet Partisi (MİLAD) Genel Başkanı İdris Naim Şahin, “Başbakanlık binasıa konulan dinleme cihazlarının bulanlar tarafından konulduğunu” söylemiş. (24 Kasım)
İşi bilenin hali başka tabii… Hafız, nasıl oluyor o kendi koyduğunu bulma işleri, ayrıntıları hakkında biraz malumat versen de biz de bundan sonra hazırlıklı olsak diyorum…
DEVENİN BOYNU
Deveye demişler boynun eğri, demiş nerem doğru ki…
Aynen şöyle yazmış: “IŞİD sonuç gibi görünse de, aslında arkasında küresel ve Baas aklı olan bir proje. Bu görüş, Türkiye gibi Bağdat’ta da paylaşılıyor. Örgütün çekirdeğini Baasçılar oluşturuyor. Esad diktatörlüğünün desteğiyle Suriye’deki siyasi boşlukta büyüdü.” (24 Kasım)
Neresini düzelteyim.
-Küresel dediği güçlerin hedefi Baas’tı ve hem Irak’ta hem Suriye’de Baas’a saldırdı.
-IŞİD koyu Sünni, Baas laik.
-IŞİD’i ilk destekleyen Küresel güçlerdi.
-IŞİD Suriye ve Irak’ta Baas’a karşı savaşıyor.
-IŞİD Suriye’de büyümedi, aksine Esad IŞİD’i yendi.
Bu Mahmut Övür var ya, ömrümü tüketti ömrümü…
HAFTANIN YAĞ REKORTMENİ
Konu yoğunluğundan, nicedir bu sayfada haftanın yağ rekortmenini yazamıyordum. Bu sayfanın gediklilerinden birine başvurdum hemen. Hiç boş çıkar mı? İşi büyütmüş üstelik… Hem Tayyip Erdoğan’a hem Davutoğluna döktürüyor. Cümlelere, noktalama işaretlerine geçen defa olduğu gibi yine özellikle dokunmuyorum.
“şimdi biz cumhurbaşkanına ait hitâbetin bazı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
1- cumhurbaşkanı hem halkın, hem de münevverin yani aydın’ın anlayabileceği bir dil malzemesi kullanmaktadır.. 2- eski tabirle söylersek cumhurun başkanı mavâkaa yani ele alınan konuya ve olaya en uygun cümleleri ve kelimeleri seçmekte hüner sahibidir.. 3- hiçbir cümleyi eksik veya yarım bıraktığı görülmemiştir.. 4- cümleler arasında mantıki bir bağ ve âhenktar bir akış vardır..”
Bir an başkasından mı söz ediyor diye düşündüm. Sıra geliyor Davutoğlu’na: “başbakan, karşımıza; bilginin ve maneviyatın engin mıntıkalarında dolaşmak suretiyle mübtesebatını kazanmış bir bilge şahsiyet olarak çıkmaktadır.. samimiyeti kalbi meydandadır.. âdetâ kalbiyle konuşuyor.. türk ve islâm âleminin faziletli telâkkîlerinden ve geleneklerinden nasibini almış bir kişiliği hemen belli oluyor..”
Şiştiniz değil mi? Kim mi? Yeni Şafak’tan Osman Akkuşak… Çeşitli yazılım varyasyonları var: Ak-kuşak, Ak-k-uşak, Ak-kuş-ak, vb… Buradan yetkililere ve övülen zevata sesleniyorum: Allah aşkına verin ne istiyorsa.
OLMAYINCA
“Kadın ile erkek eşit değildir, fıtrat gereği” dediğinde alkışladınız ki, aslında devlet adamı olmayan bir devlet adamının yönettiği ve henüz birey olamamış bireylerdiniz. Devlet adamı olamamış, devlet adamı, devleti nasıl yönettiğini dünya âleme göstermek için, aslında tarihçi olamayacak bir tarihçinin yazdığı, “Amerika’yı Müslümanların keşfettiği” şeklindeki, bilgi olmayan bilgiye sarılmıştı da siz, “ vay be kıskananların canı çıksın” demiştiniz. Ki, o sırada dünyanın geri kalanı bir tarafıyla gülüyordu. Bu keşmekeşin ortasında, verdiği basın yemeğinde, “yazma dediğimiz şeyleri yazmadığınız için size teşekkür ederim” diyen AKP Balıkesir İl Başkanını dinleyenler de aslında gazeteci olmayan basın mensuplarıydı. Beni sorarsanız, aslında emekli askerim ama bunları yazacak çok fazla adam kalmadığı için iş bana kaldı. Ne derseniz artık…
Oktay Yıldırım
30 Kasım 2014’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.
https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/nereden-nereye-17334
