İlk dikkat çeken, yazılarının uzun başlıklarıdır. İnsanlığı da, kavgayı da sığdırırdı o başlıklara…
Fotoğrafları, resimleri, keçileri, kitapları var daha… Hepsinde de kavga ve insan, ama yazmak istediğim bunlar değil.
El sıkışmadık, ama silah arkadaşıydık. Biz Silivri’de bir kavganın ortasındayken ve herkes korkudan sinmişken, sille tokat, ilk girenlerdendi kavgaya…
Kelimelerle dönüştürdü, fırça tutan o narin elleri, leventlerin keçeye pala çalmaktan nasırlaşan hoyrat ellerine… Ve nasıl da indirdi zalimin ensesine!
Ergenekon mahpuslarına 5. Ordu adını o koydu. Silivri 5. Ordu kitabının arkasında iki kitabın daha reklamı vardır, biri Doğu Perinçek’in “Türk Ordusu Kuşatmayı Nasıl Yaracak”, diğeri de bu fakirin,”Mehmetçik” kitabı. Bu fakir için onurla taşınacak, büyük bir ortaklıktır.
Silah arkadaşıma son görevimdi, Anadolu’yla halvet olurken birkaç kürek toprak atmak. O Gökçadırlı’sına giderken yanı başında durmak…
Işıkla git Otyam Usta…
TERS MIKNATIS
Başlarda şöyle diyordu: “Hem Müslüman hem laik olunmaz, ters mıknatıslanma yapar…”
İçinden geldiği tarikat kültürünü devletin en üstüne taşıdı ve ortaklık kurdu. Ama elemanlar devletin değil, şeyhin sözünü dinleyip yatak odasına kadar dinleme cihazı koyunca uyandı bu…
Şimdi Cumhurbaşkanlığı korumalarının içinde Menzil tarikatına bağlı olanları tespit ediyormuş. Menzil, Nakşibendi… Bununla hiçbir çatışmaları yok, hatta destekliyorlar. Ama korkmuş bir kere. İşin içinde başka bir irade var çünkü: Şeyh… Ya fikri değişirse!
Laiklik, sana bu dersi yatak odan dinlenmeden öğretmek içindi. Ama çarpılmadan anlamadın.
Şimdi ayıkla bakalım, bulabilecek misin?
SAVULUN SAVCIM KAÇIYOR
Ergenekon sanıkları hep söyledi: “Bunlar yanınıza kalmaz. Bir gün sıra size de gelir” diye… Elinde tespih, koltuk üzerine bağdaş kurarak sorgulama yaparken, bunu anlayamadı Zekeriya Öz.
TBB Başkanı Özdemir Özok onun için şöyle diyordu: “Altında Başbakanın zırhlı aracı, arkasında Adalet Bakanı’nın koşulsuz desteği, yandaş medyanın gücünü hisseden bir savcı için ne söylenir: Savulun savcım geliyor…”
Derken kardeşim, keser döndü sap döndü. Önce görevden alındı sonra da “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından yakalama kararı…
Tam Silivri Cezaevi yönetimine, “savulun savcım geliyor” diye seslenecektim ki, Zekeriya Öz’ün karardan bir gece önce Ermenistan’a kaçtığı ortaya çıktı.
Vahdettin İngiltere’ye, Çerkes Ethem Yunanistan’a, Zekeriya Öz de Ermenistan’a kaçtı…
Ne kadar anlamlı… Savulun savcım kaçıyor!
Kanada’da da Tuncay Güney bekliyor.
PROFESYONEL KATİLLER
Fırat Çakıroğu cinayetiyle ilgili iddianamede savcı, cinayeti işleyenlerin profesyonel eğitim aldıklarını tespit etmiş.
Müjdeler olsun! Dağdaydılar, artık okul koridorlarındalar.
Akillerden Yıldıray Oğur konuştuğu bir TV kanalında PKK saldırıları hakkında konuşurken şöyle diyordu: “Oysa Kürt siyasetinin sesini duyurabilmesi için bütün araçlar mevcuttu, neden bu şiddet?” Söyleyelim… Bu şiddet, açılım budalası enteller ve batı destekli Kürt ırkçılığını, demokrasi patlaması diye satanların eseridir.
2010 referandumunun hemen sonrasıydı. Bir adam hatırlıyorum gazetelerin üçüncü sayfalarından. Kafası gözü kırılmış, konuşurken ağzının kenarından sızan kanı bile silemeyen bir zavallı. Tophane’de bir sanat galerisi açılışında, “Vay burada şarap içmek ha” diye ağzını burnunu kırmış yobazlar.
Bu da çıkmış kameranın karşısına şaşkın şaşkın konuşuyor: “Neden beni dövdüklerini anlayamadım. Oysa ben referandumda yetmez ama evet demiştim!”
Dayağı yemiş hala anlayamamıştı.
Türkiye, kırıtarak konuşmayı keramet zanneden vasatlık yüzünden bu haldedir. Demokratik siyaset diye reklam ettikleri, patlayan bombalar ve ateşlenen silahlardır…
Tetiği çekenler profesyonel olabilir ama Fırat Çakıroğlu’nun asıl katilleri, işte bu dayaksız anlamayanlardır…
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki