PAPA

     Papa Franciscus, “20. yüzyılın ilk soykırımı Ermenilere yapıldı” deyince Ankara Vatikan Büyükelçisini çağırıp “hayal kırıklığına uğradık” dedi… Ardından da ABD açıklaması ve AP kararı geldi. 

    Ben ne Papa’ya ne bu hayal kırıklığı açıklamasına şaşırdım. 

    Çünkü… 

    29 Ekim 2004’te Türkiye’de Ulusal Egemenlik ve Cumhuriyet bayramı kutlanırken bunlar, AB anayasasını Türk anayasasının üzerine çıkaran taslağı imzalarken, AB fikrinin sahibi ve Müslümanlara karşı Haçlı seferi düzenleyicisi Papa İnnocentius’un heykelinin altına sığındıklarında…  

    Ergenekon-Kafes tertiplerini, Hrant Dink cinayeti üzerinden Ermeni Soykırımı yalanının kanıtı yapmaya çalıştıklarında…  

    Doğu Perinçek’in, Strazburg’da “Ermeni soykırımının” emperyalist bir yalan olduğunu AİHM kararıyla tarihe kazımasından hemen sonra, Tayyip Erdoğan Ermenilere taziye açıklaması yaptığında… 

    Soykırım yalanının sözcülerinden Etyen Mahcupyan Başbakanlık Başdanışmanı yapıldığında… 

    Daha birkaç ay önce USA Sabah gazetesinde soykırım yalanını savunan Markar Esayan AKP milletvekili adayı olduğunda… 

    Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sarayının ilk konuğu olarak Papa’yı atlı tören kıtasıyla karşılayıp, sığınılan yer anlamına gelen “kutsiyetpenahları” diye hitap ettiğinde.  

    Papa geç bile kalmıştı bunları söylemek için… Niye kınıyorsunuz? 

    Ak Saray’a tavsiyemdir bundan sonra da Kim Kardashian’ı davet etsinler. 

    ANKESÖRLÜ TELEFON 

    Cumhuriyet’ten Hikmet Çetinkaya’nın yazısında “Ne Türkçülük, ne Kürtçülük” başlığını görünce… Anladım ağzını büzüşünden Ömer diyeceğini. Türk Devrimi hakkında şu ibretlik cümleleri yazdı: “Atatürk 1937’den sonra zaten hastalanmıştı, tek parti dönemiydi, devlet partisi CHP faşistlerin eline geçmişti… Derin milliyetçiliğin, Türkçülüğün ulusalcılıkla, yurtseverlikle hiçbir ilişkisi yoktur!” 

    Neresini düzelteyim? En çok da şu “derin” lafına takıldım. Ne demekse “derin milliyetçilik?” Nerede yetişti bu kafalar? Bırakın 37’yi daha 1931 yılındaki CHP kongresinin milli eğitim ilkelerine bakalım. Koyu yazılı vurgulara dikkat… 

    “Eğitim her türlü hurafeden ve yabancı fikirlerden uzak, üstün ve vatansever olacaktır. Derin tarihten esinlenerek milli karakter yüksek derecelere çıkartılacaktır. Türkün derin tarihi, özgüveni güçlendirmek, yetenekleri geliştirmek, milli varlığa zarar verecek cereyanlara karşı direnci beslemek amacıyla öğretilecektir.” 

    Haydi, bir de 1937’ye bakalım. Altı ok, anayasanın 2. Maddesi haline getirildi. Bundan mı rahatsız oldu yoksa aynı yıl Atatürk’ün katılımıyla toplanan Türk Tarih Kurultayından mı? 

    Çünkü o kurultayda ırkçı Batının Türk milletini aşağılamasına cevap verildi. Türk milletinin dünya medeniyetine katkıları ve Anadolu’daki Türk varlığının tarihi dünyaya duyuruldu. Belleten o yıl çıkarılmaya başlandı. 

    Büyük Dil Kurultayı da yine aynı yılın Eylül ayı içinde, Dolmabahçe Sarayı’nda toplandı. Atatürk’ün gözetiminde… Orhun yazıtlarından çıkarttığı söz varlığına dayanarak askerlik, geometri ve matematik terimlerinin Türkçeleştirilmesi konusunda çalıştı. Üçgen, teğmen, artı, eksi kelimeleri hep bu dönemin ürünüdür. 

    Demek bunları hep “faşistler” yapmıştır, öyle mi?  

    Türk Devriminin bugün gericiliğin ve bölücülüğün eline geçmesinin nedeni aydın ihanetidir. Anlatmadılar, çarpıttılar, yemlendikleri kapıların diliyle konuştular. Parayla çalışan birer ankesörlü telefona dönüştüler. Jetonu atanın sesini, karşıdakine taşıyan birer makineye… 

    Ve evet… Bu tiplerin Atatürk ile bir ilgisi yoktur… Elbette söveceklerdir… 

    DEMOKRASİ 

    Kardeşini öldürdüler. Katilleri sokakta geziyor. Davayı da Türkiye’nin öbür ucuna attılar ki, gidip gelemesin, kardeşinin hesabını soramasın. Yetmedi kendisi hakkında da 7 dava açtılar. İki de bir gözaltına alıyorlar. Ya “ifadeye gelmedin” diye, ya “suçluyu övdün” diye…  

    Abdullah Cömert’in ağabeyi Zafer Cömert… Bu hafta yine gözaltına alınıp bırakılınca işinden de oldu. 

    Biz buna ileri demokrasi diyoruz… 

    DEVLET CİDDİYETİ 

    PKK ilk eylemlerini yaptığında Başbakan Özal, “üç beş çapulcu” demişti. Bilgisiz, hazırlıksız, öngörüsüz bir vasatlığın geçiştirmesiydi. Bu akılla yönetilen devlet bugün o çapulcularla pazarlık yapıyor. 

    AKP’nin akillerinden Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan da Avrupa Parlamentosunun Ermeni soykırımını tanıma kararına şöyle cevap verdi: “Goygoyculuk yaparak ciddi konular ele alınamaz.” 

    Canımıza kast etmiş Batı dünyası, devlet ciddiyetinin “goygoyculuk” kelimesine sığdırıldığı bir düzeyi ve yapabileceklerini, çok iyi bildiği için bu kararları alabiliyor.  

    “Ananı da al git”, “Hasan almaz basan alır”, “bize takoz koyuyorlar”, “KPSS’nin içine etti”, şeyini şey ettiğimin şeyi”, ”bahtsız bedevi” gibi özdeyişleri siyasi hayatımıza kazandıran bir düzeyden başka ne beklenebilirdi ki?  

    Biliyor Batı, laftan öteye geçemezler. “Bu müzik notası değil” deyiverirler sıkışınca… 

    Bir yanda Avrupa’nın bileğini kendi mahkemelerinde büken Vatan Partisi’nin eşsiz birikimi, diğer yanda goygoyculuğu devlet katmanlarına taşıyan bir mahalle bürokrasisi…  

    Yarın… Eğer Türk Milletinin vicdanı bu adamları yönetimden uzaklaştırmazsa… 

    Sonuç bugünden beter olacak…


    Oktay Yıldırım
    Karikatürler: Tuncay batıbeki
    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir