Genelkurmay Başkanlığı: “PYD bölücü terör örgütü”

    Başbakan Davutoğlu: “PYD’yi meşru görüyoruz.”

    Tayyip Erdoğan: “PYD’yi PKK ile eş görüyoruz. İkisi de terör örgütü.”

    Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “Peşmergenin (Barzani kuvvetleri) Kobani’ye geçişine yardım ediyoruz. (PYD’yi) Suriye’nin bütünlüğü için tehdit olarak görüyoruz.”

    PYD Başkanı Müslim: “Peşmergenin kendi sorunları var, bu Türk propagandası.” (yani, geçenler Peşmerge değil demek istiyor)

    Genelkurmay: “Konunun muhatabı biz değiliz.”

    Dışişleri Bakanlığı: “Suriye konusunda ABD ile birlikte hareket ediyoruz”

    ABD: “ÖSO ve PYD’ye Silah ve malzeme yardımı yapıyoruz.”

    PYD: “ABD’den 2 yıldır yardım alıyoruz. Türk Hükümetini kırmamak için söylemedik.”

    ABD Dışişleri: “PYD’yi PKK’dan ayrı görüyoruz.”

    PYD Başkanı Müslim: “Abdullah Öcalan’ı izliyorum.”

    Ve Başbakan Davutoğlu önce “Çözüm süreci millidir” dedi, arkasından da “PKK’nın hiç çekilmediğini biliyorduk, çözüm süreci zarar görmesin diye söylemedik…”

    Tayyip Erdoğan: “ÖSO’ya yardım ederiz…”

    Ve Oktay Yıldırım soruyor: ÖSO bünyesindeki PYD ve PKK militanlarının sayılarını biliyor musunuz?

    ‘KAVAT OĞLU KAVAT’

    Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doçent Dr. Yaprak Gürsoy ve Bilkent Üniversitesi’nden Yrd. Doçent Dr. Zeki Sarıgil’in birlikte yaptıkları “Türkiye’de Silahlı Kuvvetler ve Toplum Araştırması” sonuçlarına göre halkın %73,8’i kadınların askerlik yapmasına karşıymış.

    Yeni Şafak yazarı Ali Saydam da “engin bilgilerine” dayanarak basmış yorumu: “Türk kadınlarının askerlik yapmamasına kadın-erkek çoğunluk karşı çıkıyor. Araştırma sonucu olmasa da ‘Kültür ve değerler’ haritamıza bakarak bu sonucu hepimiz tahmin edebiliriz.”(21 Ekim)

    “Kültür ve değerler” haritamıza bir bakalım.

    Türk kadınının ne yaman asker olduğunu ilk anlatan, Heredot’tur. On birinci yüzyılda Bulgar Türklerini Müslümanlaştırmaya giden İbn Fadlan, Seyahatnamesi’nde silah taşıyan ve toplum içinde erkekle birlikte yer alan kadınları hayretle anlatır. Türk kadınının bu yanını şaşkınlıkla anlatan Arap seyyahlardan biri de İbn Batuta’dır. Çünkü onların kültüründe kadın maldır, alınıp satılır, köledir, cariyedir, karnı sıpalı, sırtı sopalı olmalıdır.

    Bizim kültürümüzde kadın nasıl askerdir, Dedem Korkut anlatır: Gökçen kız, damat adaylarıyla, at yarıştırır, ok atar, kılıç çarpıştırır, güreş tutar. Boyu uzun Burla Hatun, kılıç kuşanıp kara aygırına binerek düşman üstüne yürür. Selcen Hatun, düşmanın üzerine bıldırcın sürüsüne dalan şahin gibi saldırır. Ah, neredeyse unutuyordum. Selcen Hatun’un da asker kadınlardan pek hoşlanmayan bir nişanlısı vardır: Kanturalı…

    Birgün Selcen Hatun onu düşmandan kurtarır. Arkadaşın zoruna gider, Selcen Hatun’a erkeklik taslamaya çalışır, tehdit eder. Hatun, önce “bey yiğidim, koç yiğidim etme tutma” der, ama anlatamaz.

    Sonra anladığı dilden konuşmaya başlar: “Bre kavat oğlu kavat, atınsa atınla, kılıcınsa kılıcınla gel. Ayağa kalkar, alca kanını kara yere dökerim.”

    Selcen Hatun, durumu benden iyi anlatıyor.

    SOPANIN KERAMETİ

    AKP hükümeti, ABD’nin talebiyle Peşmergelerin Ayn el Arab’a geçişine müsaade edince dünya basını şunu yazdı: “Erdoğan’dan U dönüşü…”

    Anlayamadılar meseleyi, bütün iş bir telefonla bitti sanıyorlar. Yanılıyorlar. Obama o telefonla konuşurken elinde ne vardı? Kocaman bir beyzbol sopası… İşte bütün mesele o…

    Ki, yandaş basının açıklama bulma çabaları, Erdoğan’ın “ben zaten demiştim” türü izahları hep o sopanın izlerini saklama çabası.

    BİLD’İĞİN GİBİ DEĞİL

    Alman Bild gazetesi, IŞİD’in elindeki bombaları Ergenekon’un verdiğini iddia etmiş.

    Ne bombaymış be arkadaş… Ver ver bitmiyor. “Gazete bombalayana veriyorsun, darbe yapıyorsun, suikast yapıyorsun, patlatıp kaos çıkarıyorsun” yine bitmiyor, bir de kalkıp “IŞİD’e veriyorsun”. Bereketli bomba.

    Alman basınına sesleniyorum, sizi hep bu October Fest bozuyor kardeşim. Kafanız bulanıyor sonra…

    TGB ve ŞER EKSENİ

    PKK ve onun kuyruğundaki sidikli sokağın solcuları, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde bayrak indirmeye çalıştığında karşısında TGB’yi buldu. Ankara DTCF’de TGB’li öğrencilere saldırdı. Bursa Uludağ Üniversitesinde yine… Bıçaklarla, sopalarla, yalnız yakaladıkları kız öğrencilere bile… Karakterleri bu: Pusuculuk.

    Her fırsatta TGB’ye saldırmalarının nedeni belli. TGB birleştiriyor. Ülkücüsünü, ulusalcısını, solcusunu, sağcısını vatan cephesinde buluşturuyor.

    Aynı işi bir de İşçi Partisi yapıyor. Ve ona da saldırıyorlar. O iş de Star gazetesinden Ahmet Kekeç’e verilmiş. Köşesinden tetik düşürüyor. Vay efendim, “İşçi Partisi Devrim Kanunları uygulansın, İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulsun” demişmiş de askerin tanklarını övüyormuş da…

    Topunuz birleşin gelin… Bu topraklarda hepinize yeteriz.

    İHANETE SADAKAT

    AKP en önce cumhuriyet devrimlerine ihanet etti. Sonra hocaları ve liderleri Erbakan’a. Davalarını bile gömlek gibi çıkarıp attılar.

    Cemaat dediğin bir hain yapı ama onunla da ittifak kurdular. Ve gün geldi alayını toplayıp Silivri’ye yolladılar.

    En son PKK ile yol arkadaşıydılar. Ki, PKK baştan aşağıya ihanetti. Rusya’dan Amerika’ya bağlanmadığı kapı kalmamıştı.

    Şimdi her ikisi de birbirlerini ihanetle, anlaşmaya uymamakla suçluyorlar. Anlaşma da BOP memurluğu anlaşması.

    Bu kadar ihanetin ortasında sadakat çıkar mı?

    Ben de buna şaşırdıklarına şaşırıyorum.

    Böyle ilişkilerde sadık olunan tek şeydir ihanet…

    GAZİ

    Bir mayın patladığında, ortalığı kesif bir barut ve yanık et kokusu kaplar.

    Mayına basanın bilinci açık kalmışsa, ne olup bittiğini ancak birkaç dakika sonra anlayabilir.

    Tuhaf bir şekilde ayağının ağrıdığını hisseder ki, o sırada ağrıdığını hissettiği ayağı aslında yoktur.

    Ve bu yokluk, öyle bir yokluktur ki, asla doldurulamayacaktır. Yerine protezler takılacaktır, uymayacaktır. Yaralar oluşacak, ağrılar dayanılmaz olacaktır. Arayacak, vücuduna uygun olanını bulacak ama ona da parası yetmeyecektir.

    Hani o adamı dağa yollayıp, “yaralanınca sana, ölürsen de ailene bakacağım” diyen devlet var ya… Hah işte o da proteze parası yetmediği için evine icra getirecektir.

    O icrayı başlatan bankanın memuru düşünmeyecektir, öyle eğitilmiştir, hayatın merkezine parayı koyar. İcrayı işleme koyan müdürlük düşünmeyecektir, böyle bir yeteneği ve bilinci yoktur. Bu haberi gazetelerden okuyan devlet erkânı umursamayacaktır, ruhlarını yitirmişlerdir.

    Ama o Gazi…

    Vatanını sevmeye ve gereğinde onun için tekrar ölümlere atılmaya devam edecektir. Bu nedenle o gazidir…

    HAFTANIN YAĞ REKORTMENİ

    Yeni Şafak gazetesinden Erol Göka… Yeni akillerden biri bu. Açılım toplantısına katılmış. Coşmuş. Ahmet Davutoğlu’nu anlatıyor. Okuyunca, sanki başka birinden söz ettiğini sanıyor insan:

    “Çalışkanlık ve ikna becerisi, elbette Allah vergisi bir yeteneği gerektiriyordu ama eğitim ve donanım olmadan başarılamazdı. Eğitim ve donanımın kaynağını da öğrendik. Başbakan, Birleşmiş Milletlerde birçok meselede (Sırbistan ve Bosna-Hersek, Suriye ve İsrail vb.) kriz yönetimi ve çatışma çözümü alanlarında çalışmış, deneyimli bir uzmandı aynı zamanda.”(23 Ekim)

    İyi ki, varsınız. Siz olmasanız ben bu kutuya kimi yazacağım?

    Oktay Yıldırım

    26 Ekim 2014’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.

    https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/tutarli-devlet-17328

    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir