4444 KERE


    Büyük Balkan yenilgisi, Osmanlı tarihinin en acıyla hatırlanan olaylarından biridir. Dönemin şeyhülislamının bu yıkımdan kurtulmak için bulduğu çare bütün mekteplerde 4444 kez salat-ı tefriciye duasının okumasıydı. İki de üfleyince iş bitecekti.  

    Eminim bu fetvayı dinleyen çok kişi olmuştur. Ama Balkanların geri alınmasına bu dualar yetmedi. Çünkü o sırada Sadrazam, İngilizci Kamil diye bilinen bir Batı uşağıydı. Edirne’yi bile veriyordu. 

    Bugün elimizde Balkanlardan geriye bir tek Edirne kaldı. O da “aman analar ağlamasın, daha fazla savaş olmasın” diye oraları teslim etmeye karar vermiş saltanata rağmen, önce yönetime el koyan sonra da Edirne üzerine yürüyen İttihatçılar sayesindedir.  

    Şimdi AKP tek başına iktidar olamadı ya… Nurcu hocanın biri şöyle demiş, “AK Parti hükümeti kuruluncaya kadar, daim kardaşlarımızın Fatiha ile Yasin ve Fetih surelerini devamlı okunmasını herkese bildirip, rica ediniz. Vesselam. Yoksa akıbet iyi olmaz. Akıbet çok fena olur.” 

    Tayyip Erdoğan eline Kuran alıp salladı, “Ya Allaaaaah Bismillah” diye toplu açılışlar yaptı. Camiden hoparlörle Kuran okudu. Olmadı. Evinde Kuran okurken habersizmiş gibi yapıp videoya çektirdi, internette yayınlattı… Yandaşları “O peygamberdir” dedi, “AKP’ye oy vermeyenin kâfir” olduğu fetvaları çıkarıldı. 

    Olmadı işte, olmadı… 

    Çünkü Tayyip Erdoğan kendi duasını, Irak’ta 1,5 milyon Müslüman kadın ve erkeği öldüren, tecavüz eden Amerikan askerleri için etmişti. BOP Eşbaşkanı olarak PKK ile pazarlık yapmıştı. Komşularına terör ihraç etmişti. Milleti bölüp, PKK’yı Meclis’e taşımıştı. Bütün bunları hep dualarla yapmıştı. Durumu kurtaracak dua kalmadı artık. 

    Hoca da biliyor durumun vahametini. Ama sormak lazım, tarihin akışı bundan sonra nasıl olacak acaba? Ya İttihatçılar geri gelirse? 4444 kere… 

    KOAH-LİSYON 


    Müthiş bir halsizlik, yoğun sırt ve göğüs ağrısı, yürümeyi bile imkânsız kılacak kadar nefes darlığı, aralıksız öksürük nöbetleri, kanlı balgamlar… Ve apansız bir krizle birlikte gelen koma hali… 

    KOAH’ın açılımını sizler “kronik obstrüktif akciğer hastalığı” sanıyor olabilirsiniz. Değildir… AKCHP ortaklığıdır. O öksürük krizlerine boğulacak olan da Türkiye’dir…  

    KELEŞ 


    Bir üniversitede seçimlerden hemen önce PKK’lı öğrencilerle vatanseverler arasında çıkan bir kavgada PKK’lı diğerlerine şöyle bağırmıştı: “Barajı geçtikten sonra kimliklerinizi atın gidin, hiç birinizi burada barındırmayacağız.” 

    HDP’nin barajı aşmasının ertesi günü olaylar başladı. Diyarbakır’da 4 kişi öldürüldü. Milletvekili seçilen bir HDP’li kadın da koruculara şöyle seslendi: “O keleşi size çevirmesini biliriz, defolup gideceksiniz bu memleketten.” 

    Atalar sözüdür, darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz. Üzerlerine ne makyaj sürüp, yakalarına ne rozeti takarsanız takın. O keleşi tutan elleri biz çok iyi tanıyoruz. O Keleş köy basan, okul yakan, babaları, oğulları köy meydanında kurşuna dizen Keleş. O, üç aylık sabilere ateşlenen Keleş. O Keleş Bahtiyar Ceylan’ı, Mustafa Güvenç’i, Fuat Vurgan’ı, Cevdet Bahadır’ı ve daha nice süphan göğüslü yiğidi sırtından vuran Keleş… Yıllardır da hep aynı ellerde… 

    Selahattin Demirtaş da çıkıp, “biz silahlı bir örgüt değiliz, herkes kimin elinde silah olduğunu iyi biliyor” demiyor mu? 

    BELDEN AŞAĞI 

    Geçenlerde bir CHP’li beyefendiyle konuşuyordum, söz dönüp dolaşıp, Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Bekaroğlu, Kemal Derviş gibi isimlerin bu partide ne aradığına gelince CHP’li beyefendi şöyle dedi: “Ama yapmayın, belden aşağı vuruyorsunuz…” 

    Dedim ki, “aman beyefendi bunlar belden aşağısı mı? Öyleyse niye partinin vitrininde duruyorlar?” 

    Elbette buna cevap vermesini beklemiyordum! Ve… 

    Seçim bitti, Gürsel Tekin’in “biz verdik” diye övündüğü emanet oylarla seçilen HDP ilk önce Öcalan’a teşekkür etti. Yani o CHP’li arkadaşın “belden aşağısı” diye niteledikleri artık Türkiye’nin vitrininde.  

    SIFIR 

    Bu sıfırı dillerine o kadar yerleştirmişlerdi ki, her şeyi onunla tanımladılar. “Dış politikada sıfır, sorun” dediler… Evdeki paraların taşınmasına “sıfırlama” dediler. Oğlan’ın gemisini tanımlarken “gemicik sıfır değil” dediler. Olumlu olumsuz her yere yapıştırdılar sıfırı. 

    Çünkü sıfırdılar. Memleketi de sıfırladılar. Yanlarına kim gelirse onu da sıfırlayacaklar. Diyelim MHP ile ortak oldular. Bir daha asla MHP’ye MHP denilmeyecek, AKMHP denilecek. Vesika gibi. CHP desen, HDP’yi meclise sokarak kendisini eksiye düşürdü zaten, AKCHP olunca o da sıfırlanacak. Hangi parti AKP ile ortak olursa BOP Eşbaşkan yardımcısı olacak… Kovboy filmlerinde, vatanlarını savunan yerliler karşısında sıkışan Yankilerin imdadına yetişen süvari kuvveti olacak. Destek kuvvetleri de bu koalisyonun gayri resmi ortağı PKK olacak… 

    Peki, AKP dışında seçenek var mı? Mesela CHP-HDP ve MHP ortaklığı olur mu? Olur? MHP açılıma razı olursa… Ama bu kez de eksi ile çarpılacağı için MHP kendisini bitirir. Yani her durumda sonuç sıfır ya da sıfırın altında… İşte Türkiye’ye hediye edilen seçim sonucu budur.  

    IRKÇILIK 



    HDP’li bir milletvekili İspanyolca, Almanca biliyor ama Türkçe bilmiyormuş Bu yüzden Kürtçe yemin etmek istemiş.  

    Niye Almanca ya da İspanyolca yemin etmiyor?  

    Milletvekili, milletin vekili demek. Milleti dinleyecek, anlayacak, dertlerini sorunlarını milletin Meclisinde anlatacak. 

    Milletin içinde yaşamamış, sokaklarında gezmemiş, okullarında okumamış, masallarını dinlememiş, konuştuğu dili bile bilmeyen biri… Sırf Kürt olduğu için milletvekili yapılıyorsa bunun adı ırkçılıktır. Ve ona oy verenler, onun kim olduğunu bilmeden, meydanlarda, televizyonlarda sesini bir kez bile duymadan, sırf Kürt olduğu için oy veriyorsa bu da topluma yayılmış ırkçılıktır. 

    Hepsi bir yana… Diyelim kanun metinlerini İspanyolcaya ya da Almancaya çevirip verdiniz eline, söz gelimi müzakerelerde ne yapacaksınız? Mesela Sırrı Süreyya her defasında yanındakine soracak mı, “ne dedi abe?” 

    Sonra da milletin karşısına çıkacak ve barıştan söz edeceksiniz öyle mi?


    Oktay Yıldırım
    Karikatürler: Tuncay Batıbeki
    14 Haziran 2015’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir