DİNCİLİĞİ DİNİ OLMAZ
Dinci, dini kullanan demektir. Onun hangi dine mensup olduğu, dindar olup olmadığı önemli değildir. İhtiyacına göre her dini kullanabilir.
Hepimiz kaset siyasetiyle AKP-Cemaat ortaklığı sayesinde tanıştık daha geçen haftalarda yazdım.
AKP iktidarında sadece rüşvet pazarlıkları değil, yatak odaları da kasete alındı. Üstelik de şantaj yapmak için depolandı, kaseti yoksa imal edildi, el altından sızdırıldı, makamlar değiştirildi. Depolarda 3 binden fazla kaset olduğunu yazdı gazeteler.
CHP, MHP kasetlerle dizayn edildi, Genelkurmay bile izlendi de sınır ötesi operasyon bilgileri, gizli toplantı kayıtları sızdırıldı. Bunu kim inkâr edebilir? Sadece dinci?
“AKP’nin siyasette ahlak kavramını getirdiği ve kurumsallaştırdığını” söyleyip, Abdullah Gül’ün danışmanı tarafından yazılan kitabı “fitne kitabı” diye mahkûm ettikten sonra şöyle diyor: “Fitne kitaplarına karşı panzehir, ayetlerde, hadislerde ve onlarla temizlenen yüreklerdedir. Okunmaya değer olanları okuyalım, gerisine de o gözle bakalım. Kutsal Ramazan ayının ve orucun bu zor günlere denk gelmesini bir işaret sayıyor, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
Şimdi hepiniz bu satırları yazanın Hayrettin Karaman ya da başka bir fetva alimi olduğunu sanacaksınız. Ama değil…
Markar Esayan… Dedim ya, dinciliğin dini olmaz…
DİASP-ORDU
CHP’nin soykırım yalanı savunucusu Selina Doğan, kendisinin milletvekili olmasının yeterli olmadığını söylemiş ve dileğini açıklamış: “Sadece milletvekili değil, sadece Ermeni değil, farklı kamu görevlerinde de, örneğin Süryani bir hâkim, Yahudi bir albay görmeyi de diliyorum”
Hiç meraklanma şekerim, o da olur. Biz teşneyiz zaten, ne olursa artık. Bak sen bilmezsin, biz daha 2006 yılında yani muhteşem Yaşar Büyükanıt hazretleri Genelkurmay Başkanı iken, Yunanistan ile ortak taburlar kurmayı bile planlıyorduk.
Sen iste yeter ki, orduyu dağıtır senin için Diasp-ordu kurarız. Eş, dost, akrabadan albay olmasını istediğin kim varsa yarın Genelkurmay’ın girişine yolla… Başka bir isteğin varsa hemen onu da söyle, dükkân senin… 1903’te Mürszteg reformu yapılmıştı, senin için de Diasp-ordu reformu yapılır, olur biter.
SİVİL ORDU
“Sivil” kavramı adeta bir mikrop gibi milli olan ne varsa yok etmek için kullanıldı. Kitle örgütü demeyin, “sivil toplum örgütü” daha makbul. Anayasa zaten resmi. Hemen yıkılmalı, içine Türk koymayınca sivil oluyor, öylesi daha demokrat. Tarih de sivilleşmeli, bizi bu hale resmi tarih getirmedi mi? “Sivil hıyar var” diyene bir avuç tuzla koşalım.
Çözülme bir kez başlamaya görsün, daha durur mu?
Şimdi de Türk Ordusu’na “istisnai memur” adı altında sivil yöneticiler alınacak ve general rütbesine kadar yetkilendirilecekmiş… Tam da PKK’nın siyasi kanadının meclise girdiği, Apo’nun koalisyon ortağı yapıldığı bir dönemde ne anlamlı bir adım…
Karl Marks’ın meşhur sözüdür: “Tarih iki kez tekrar eder, ilki trajedi, ikincisi komedi olur…”
Trajediyi anlatayım.
Bundan 111 yıl önce Apo Balkanlardaydı. Hatta birkaç Apo vardı. Sandanski, Ponitza, Daskolof, Çarkof, vb… Balkanları Osmanlı’dan ayırmaya çalışan, yine Batı ve Rusya destekli ayrılıkçı çete reisleriydi.
Bunlarla mücadele edenler de Osmanlı’nın Selanik’de konuşlu 3. Ordu birlikleriydi. Bunların başındaki subayların tamamı İttihatçıydı ve neredeyse bütün ayrılıkçı örgütleri yok etmişlerdi. Avcı taburları bu çetelerle baş etmeye köklerini kazımaya başladığında Batı devletleri, Mürzsteg Reform programı adlı bir imdat planıyla koşup geldi. Cansuyu gibi…
Özetliyorum… Avcı taburları dağıtılacak, orduya sivil memurlar atanacak, komutanların yanına sivil yabancı komiserler verilecek, jandarmanın başına yabancı paşa geçecek, bölge sınırları ırk esasına göre yeniden çizilecek, yerel yönetimler özerkleştirilecek, terörle mücadelede zarar görenlere tazminat verilecek, araştırma komisyonları kurulacak, vb… Açılım yani…
Sonra bu çete liderleri dağdan indi, davul-zurnayla karşılandılar, kardeşlik olacaktı. Hatta bazıları orduya, bazıları Meclis’e girdi. Ama… Çok kısa bir süre sonra Balkanlar Osmanlı’dan koptu… Balkanlar Osmanlı’dan koparken İttihatçıların bir kısmı hapse atılmış, bir kısmı da aranıyordu. Ordu, ılımlı Müslüman liberal subayların elindeydi. Sonra İttihatçılar yönetime el koydular ama sadece Edirne’yi geri alabildiler.
Bu trajedinin sonunu da isterseniz yazmayayım. Elim varmıyor…
RAMAZAN
Ve başladık. Bundan sonra gündemimizi, burnumuzun dibinde oluşturulan İsrail koridoru, çıkmaza giren koalisyon hesapları, kapıda bekleyen ekonomik kriz değil, oruç bozma kriterleri dolduracak.
Kadın tecavüze uğrarsa orucu bozulur mu?
Oruçluyken karımı öpebilir miyim?
Sahura kadar içki içebilir miyim?
İftarda kaç hurma yersem, kaç günahım af olur?
Ve fonu dolduran içli müzik eşliğinde konuşan Hatipoğlu ya da ne bileyim filanca hocaların, sahte davudi sesleriyle verdikleri bu yollu fetvaları perdeleyecek, burnumuzun dibinde kurulan Kürdistan’ı. Kriz kapımızdan içeri girerken şükredip oturacak birçoğumuz. Memleket kör bıçaklarla parçalanırken türbelerde sirke dağıtıp, evim arabam olsun diye taşlara yüz sürecek bazılarımız.
Diren akıl, diren bilim, diren vicdan… Diren vicdanlı Müslüman…
SEÇİM
Geçen hafta sonu Yozgat’ın Çayıralan ilçesindeydim. Yemyeşil ormanlar ortasında bir kasaba. Eşimin akrabalarını ziyaret ettik. Seçimler hakkında konuşurken bir akraba gülerek şu olayı anlattı: “…… teyze var ya… Sandıktan çıkınca kime oy verdiğini sordum. Dedi ki, ‘oğlum bana MHP’yi tarif ettiler ama aradım da hangisi olduğunu seçemedim. Baktım yeşil bir ağaç vardı, çok hoşuma gitti bastım ona…”
Fıkra değil, gerçek… Bizim teyze her ağacın gölgesini, seyran sanıyor. Noktalı yere teyzenin ismini özellikle yazmadım. Bu, eminim Türkiye’deki milyonlarca benzer olaydan sadece biridir.
Genellikle yanlış anlaşılmış ya da yeterince anlaşılamamış bir filozoftur Nietzsche… Çok bilinen bir seçim açıklaması vardır. Şöyle der: “Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın… Egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir…”
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
21 Haz 2015’te Aydınlık’ta yayımlanmıştır.

