Tayyip Erdoğan “ileri demokrasi” diyerek geldi, memleketi komaya soktu. Geçenlerde Kılıçdaroğlu da çıkmış “birinci sınıf demokrasi” diyordu.

    İlle de bir kulp takacaklar, kendi haline bırakmıyorlar şunu.

    Kulp takan çok oldu da…

    Tarih 16 Şubat 1957. Metin Toker’in Akis dergisinde demokrasi anlatılıyor. Menderes ve yandaşlarının ağzından düşmeyen demokrasi tarifleri yazılmış: “İklimli demokrasi, Tedrici demokrasi, makul ve muvazeneli demokrasi, ince demokrasi, hakiki demokrasi…”

    “Bana sadece demokrasi lazım” diye sürüyor yazı. Dergi yönetimi bu yazıyı yazdığı sırada Metin Toker hapiste. Menderes, “Başbakanım ama bir gazeteciyi içeri tıktıramıyorum” diye hayıflanınca, hâkimler sevindirmiş bunu. Tıkmışlar Toker’i içeri.

    Sonra memleketin ne hale geldiğini ve Menderes’in sonunu biliyorsunuz. Daha doğrusu kulplu demokrasinin sonu…

    Diyeceğim o ki, uğraşmayın kardeşim şununla. Kulpu elinizde kalacak sonra…

     

    ŞAKİRT

    Soru şudur: Şakirt nedir? Cemaat ağzıyla tarifini boş verip, gerçek hayattaki karşılığına bakalım. Strateji gereği kendisini gizleyebilir, hiç inanmadığı fikirleri savunuyormuş gibi görünebilir. Kritik zamanlarda yüzünü gösterir, ama bunu da demokrasi maskesiyle yapar. Militandır ve cumhuriyetin ve onu savunan herkesin düşmanıdır. Tam olarak cemaate biat etmiştir, hoca efendisinin sözünün dışına çıkmaz. Cemaatin eylemlerine, basın organlarına, okullarına bankalarına ve diğer şakirtlere sahip çıkar.

    14 Aralık 2014’te Cemaatin yayın organlarına operasyon yapıldıktan sonra Kemal Kılıçdaroğlu Zaman genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı hemen aradı. “Geçmiş olsun” dedi (25 Aralık). Hatta Hidayet Karaca için yapılacak faaliyetlere de destek vereceğini açıkladı. Dumanlı da Kılıçdaroğlu’na teşekkür etti. (25 Şubat 2015)

    Eh demokrasi vardı değil mi, basın özgürlüğüne sahip çıkılmalıydı…

    Ekrem Dumanlı görünürde istifa etti, ama yaygın kanaate göre Fetullah Gülen tarafından görevinden alındı. Ama Kılıçdaroğlu’nun bir teselli telefonu yansımadı basına… Gazetenin başına geçmek istemesinden değilse, bu kez işin içine hoca efendinin iradesi girmişti de ondan mıydı acaba?

    15 Mart 2015… Ulusal Kanal, bu konuda bir mahkeme kararı, bir RTÜK kararı ve bunu zorunlu kılan kanunlar olmasına rağmen Digitürk yayın platformuna alınmadı. Bunun için gösteriler, basın açıklamaları yapıldı yeni davalar açıldı. Ama biz Kılıçdaroğlun’un tek kelime ettiğini duymadık. Ekrem Dumanlı’yı arayan Kılıçdaroğlu, Turhan Özlü’yü aramadı. Y-CHP kitabını yazan bir adam tarafından yönetilen ve cumhuriyet değerlerini cemaat ve tarikatlara karşı savunan bir kanal nasıl savunulabilirdi?

    7 Ekim 2015… Terör örgütü olarak MGK tarafından kırmızı kitaba yazılan FETÖ hakkında soruşturmalar başladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu” yapılan bir soruşturma ile ilgili olarak Digitürk’e bir yazı yazdı ve Kanaltürk, Samanyolu TV, Mehtap TV, S Haber (Samanyolu Haber), Bugün TV, Yumurcak TV ve  Irmak TV kanalları Digitürk’ten çıkarıldı.

    Kılıçdaroğlu tekrar sahneye çıktı ve “basın özgürlüğü” nutukları arasında, “digitürk bunun bedelini ödeyecek” dedi. Yetmedi, bütün teşkilatıyla Digitürk’ü boykot kararı aldı.

    Şimdi diğer soruyu soruyorum: Şakirt kimdir?

     

     

    TORPİL


    Cübbeli Ahmet bugünlerde dolaşıma sokulan eski bir videosunda şöyle diyor: “Ali Haydar Efendi hazretlerinden işittim. Yarın Ahiret’te kabirden çıkan bir adamı azap melekleri yakalasa, azaba götürürlerken yaka paça, o adam dese ki ‘ben Nakşibendi tarikatının Halidi kolundanım’ dese bırakırlar.”(http://odatv.com/obur-dunyada-dokunulmazlik-nasil-saglanir-0410151200.html) Bildiğin torpil yani…

    Ama… Kafama takıldı.

    Nakşibendi tarikatı-Halidiye kolunun dokunulmazlığı başka hangi tarikatlarda var? O melekler almaya gittikleri adamın ne olduğunu bilmiyorlar mı? Eğer bilmiyorlarsa her denilene inanıyorlar mı? Eğer inanmıyorlarsa bir sınav da onlar mı yapıyor? Halidi kolu sınav sorularını da önceden alabiliyor mu? Adamın üzerinde, azaptan koruyan kefen varsa yine de kendini tanıtmalı mı?

    Ve akıl bu işin neresinde?


    NATO MERMER

    Daha iki hafta önce yazmıştım. NATO Genel Sekreteri Stolenberg, “Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermeyeceklerini, Türkiye’nin NATO’ya ihtiyacı olmadığını, PKK konusunun da barışçı yollarla çözülmesi gerektiğini” söylemişti(22Eylül 2015). Hatta bir adım daha ileri gidip “IŞİD ile mücadelede Türkiye’nin önemli bir faydası olacağına inanmadığını” belirtmişti.

    Sonra birden durum değişti. “Rus hava sahası ihlallerine karşı Türkiye’yi korumaya hazır olduklarını, hemen asker gönderebileceklerini” açıkladı.

    Kolaylıkla anlaşılıyor ki, korunmaya muhtaç durumda olan Türkiye değil, Amerikan çıkarları… Ki, zaten senatör Mc Cain, “Suriye’de yenildik” diye bağırıyor. Umarım bunu bizim NATO kafalar da anlar…


    HİZA

    Türk Ordusu yüzünü Avrasya’ya dönüp, NATO ve Batı ittifakını sorgulamaya başladığında, “Türk ordusu hizadan çıkıyor” demişlerdi. Sonuna Ergenekon, Balyoz, Kafes, Poyrazköy, vs. oldu. Böyle düşünen kafalar tasfiye edildi.

    Şimdi Ergenekonlar, Balyozlar, Poyrazköyler çöktü. Türk ordusu, ABD’ye rağmen bölücü teröre karşı savaşmaya tekrar başladı. Damlarını başlarına yıktı. Geçenlerde İngiliz gazetesi İndependent yazmış: “Türkiye’nin hizaya getirilmesi gerekiyor.” (22 Eylül 2015.) Gazete ayrıca, ABD’nin Türkiye’den PKK’ya yönelik saldırılarını durdurmasını en şiddetli şekilde istemesi gerektiğini savunuyor.

    ‘Bakalım bu kez ne yapacaklar?’ diye düşünürken, Ankara’da bombalar patladı. Sonucu mu? PKK’nın kırılan direncine kan nakli yapmak! 

     Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    11 Ekim 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir