Atatürk gece yarısı İsmet Paşa’yı kaldırarak, ünlü tiyatrocumuz Muhsin Ertuğrul’un istediği tiyatro okulunun sözünü verdirtmişti. Şimdikiler ona ekranları yasaklayıp, davalar açtılar.

    12 Eylül darbesi olduğunda bizler daha on yaşındaydık. Bizim kuşağımız, apolitik büyütülmeye çalışıldı. O günlerin modası haline getirilen tekerlemeler, neredeyse atasözü sanılıyordu: “Ne sağcıyım, ne solcuyum futbolcuyum.”

    Bizler gençliğe adım attığımızda memlekette niye su sıkıntısı olduğunu, emeklinin neden ezildiğini, vurguncuyu, hortumcuyu… Askere giden başbakan oğlu, devletin jetskisini kaybedince bunun üzeri nasıl örtülmüş hep ondan öğrendik kahkahalar arasında…

    Bütün aileleri ekran başına kilitlerdi…

    Bir yıldız gibi kayıp geçti hayatımızdan. Hiçbir tehdit ve baskıya pabuç bırakmadı. Vatan Partisi saflarında tanıştık. En son Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Vatan Partisi MYK toplantısında bir aradaydık.

    Onun hakkında çok şey yazıldı, yazılacak. Ama onun tarih içindeki yerini ve konumunu en iyi Hanifi Altaş üstadımızın şu satırları anlatıyor: “Mizah yobazlığa, despotizme, dogmatizme yönelik en etkili silahtır; çünkü bu saydıklarım gülen yüzlerden asla hoşlanmazlar; onlar, korkulu, kaygılı, asık suratlı tebaa (Arapça tabi olanlar demek, yurttaş değil; çünkü yurttaş hakkını arar, çünkü o, yurdun sahiplerinden biridir) isterler.

    Yobaz öte dünyadaki cehennemle; despot, polis copuyla, zindanıyla; dogmatik de yine öte dünyada çekilecek azabın şiddetiyle ilgili ayet ve hadislerle korkutur insanoğlunu!

    Derken Türk zekâsının en incelmiş örneklerini oluşturan Nasreddin Hocalar, Bektaşiler, Kazak Abdallar, Kaygusuz Abdallar, Bekri Mustafalar, İncili Çavuşlar; Nefiler; Şair Eşrefler, Neyzen Tevfikler çıkar karşılarına. Çıkar da çıkar…Aradan zaman geçer, bu kez de onun sırası gelmiştir; “Levent Kırca” çıkar.

    Onların işi hep korkutmak olmuştur. Büyük düşünürümüz Ziya Gökalp ise elinin tersiyle iter, günün yirmi dört saati korku salan yobazları, bir tek mısra ile: ‘Ben Tanrıma sevdiğimden taparım!’”

    Atatürk, Muhsin Ertuğrul için söz aldığı o gece etrafındakilere şöyle demişti: “Efendiler! Hepiniz meb’us olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisi-cumhur olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız.” 

    Sahiden de herkes Levent Kırca olamıyordu. Zaten onun için önce adam olmak gerekiyordu. Atatürk’le kalın” diye seslendiğin son mektubunda dediğin gibi, daha iyi bir hayatta görüşmek üzere Büyük Usta…

    Oktay Yıldırım

    Karikatür: Tuncay Batıbeki

    18 Ekim 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir