Karadeniz bölgesi PKK’nın sürekli hedeflerinden biriydi. Daima grup bulundurmaya çalıştı. Ama başaramadı.

    Orada Tuğgeneral Veli Küçük tarafından çok sağlam bir Jandarma teşkilatı kuruldu… Hem de öyle bir kuruldu ki, Ergenekon duruşmalarından birinde bir PKK’lının Kandil ile telsiz konuşması gündeme geldi. Kandil buna, “Giresun’a git” emri verince herif, “heval beni gözden çıkardılar, ölüme gönderiyorlar” diye arkadaşına dert yanıyordu. Sorumluluk sahalarına PKK’lı kuş girse haberleri oluyor ve derhal gereğini yapıyorlardı.

    Ama şimdi PKK Giresun’un ortasında karakol bastı.

    Nasıl?

    Yazdık!.

    “Veli Küçük’ün ajandası şimdi firarda olan Ergenekon savcılarının elindeydi. Açıklanması sakıncalı bilgilerin yanı sıra Jandarma’ya haber taşıyan birçok haber elemanının isimleri de vardı. Avukatı feryat etti. Genelkurmay’a soruldu. Cevap geldi, “sakıncalı olduğu, kesinlikle açıklanmaması gerektiği” mahkemeye bildirildi.

    Demek öyle. 

    Sanki Genelkurmay bunları söylememiş gibi, o ajandanın içinde yazılanlar ek delil klasörlerinin içinde, çarşaf çarşaf yayımlandı. Hala Jandarmaya haber taşıyan birçok istihbarat elemanının adları da vardı bu bilgilerin içinde, ama isimleri ortalığa saçılmıştı. 


    Tahribat sadece haber elemanlarının isimlerinin yayımlanması değildi, devletin güvenilirliği ve jandarmanın istihbarat yeteneği yok ediliyordu. Adının ifşa edilmeyeceğinden emin olmayan hiç kimse bu işi kabul etmezdi.


    Zaten daha sonra Musa Anter Davası’nın duruşmalarından birinde bütün jandarma istihbarat personelinin isim listesi, Diyarbakır’daki 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. İsimlerin yayımlamamasına karar veren mahkeme ise o listeleri tarafların görmesine izin verecekti. Hepsi ortalığa saçılacaktı. Sözüm ona faili meçhullerin katilleri aranıyordu.” (Oktay Yıldırım, Başımıza Gelenler, Destek Yay, İst-2014, s.70, 71)


    Artık Jandarma İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Şimdi cemaatle birlikte yarattıkları bu tahribatı, ihbar edene ödül vererek aşmaya çalışıyorlar… Ama bu arada PKK Giresun’a kadar gelmiş oluyor. 

    Bunların aklına uyulursa, iş bedduaya kalır: Giresun da çikamayasun


     

    BÜYÜK OYUN(CAK)


    Kılıçdaroğlu işaret fişeğini attı: “PKK, HDP’nin baraj altında kalmasını istiyor…”

    Amerikan oyunudur!.

    Merkez medya da el birliğiyle PKK ile HDP arasında bir bağlantı olmadığını millete yedirmeye çalışıyor. 

    Öyle akıl almaz yorumlar yapıyorlar ki… Milliyet’ten Mehmet Tezkan, “HDP barajı geçerse bu, halkın PKK’yı desteklemediği HDP’nin de yeniden çözüm sürecinin başlamasını istediği anlamına gelir” diyor. Ve sonra barış gelecek her yer gülistan olacakmış…


    Bu büyük oyunun psikolojik harekâtını yürütenlere sözümüz yok da onlara inanmaya meyilli vatandaşa bir sorumuz var: PKK ve HDP nihayetinde ne istiyor?

    Bu soruyu kendinize sorun, amaçları arasında bir fark var mı bakın da uyutulmayın!. 


    Seçim bildirgelerinde, “rejimin değişeceğini, özerk yönetimler oluşturulacağını” ilan eden bunlar değil mi? PKK’nın istediği de bu değil mi? 

    Sırtlarını PKK’ya yasladıklarını söyleyenler, silah, bomba taşırken yakalananlar bunlar değil miydi? Unutmayın, unutturmayın. 

    Sizi tekrar kandırmalarına izin vermeyin… Büyük Oyun’un oyuncaklarına aldanmayın.

     


    TÜRK SORUNU


    Bu ülkede Kürtler askere alınmıyor. Askeri okullara gidemiyor. Bırakın generali subay, astsubay bile olamıyor. Üniversiteler yasak onlara. Doktor ya da avukat olanına rastlanmadı. Devlet dairelerine de giremiyorlar. Sahil yörelerine sokulmuyorlar, hiçbiri deniz görmedi. Oy kullanmaları da yasak. Milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olamıyorlar.


    Elektrik bile Türklere bedava, zavallı Kürtlere ise 2 liradan, çünkü Türklerin kullandığı kaçak elektriğin bedelini de ödüyorlar. Su desen ha keza… 


    Devlet her ay tarım ve aile yardımı adı altında her Türk ailesine açıktan para dağıtıyor, zavallı Kürt de sıkıysa elektrik faturasını bir gün geciktirsin, hemen gelip kesiyor kabloları.


    Bu şartlarda nasıl yaşıyorlar derseniz, takdir-i ilahi işte…


    Bu ülkede Kürt olmak mesele kardeşim, ama artık Kılıçdaroğlu var… Anayasayı değiştirecek ve “eşit yurttaşlık” getirecek. “Artık kimse etnik kimliğinden dolayı ikinci sınıf olmayacak” diyor!. 


    Şimdiye kadar sahip olmadıkları(!) bu hakları verecek onlara… Ne mutlu hepimize, eşitleniyoruz!. 


    Eşitle bizi Kemal Bey, ama dikkat et, bir Türk sorunu çıkmasın. Akiller de işe yaramaz sonra.


    Bu şaşkınlara Taşnak Partisi tarihini, Ohannes Kaçaznuni’nin hatıralarını okumalarını öneriyorum. Bu yüzden Türk Milleti kavramına sarılmak, birlik olmak, birlikte ısrar etmek gerekiyor. Yoksa birlik yine olacak ama bazılarına da yazık olacak… Yapmayın, kıymayın bu milletin birliğine…


    NEDEN


    Ahmet Hakan terörle mücadele etmiyor. Bir gazeteci. Patronu Aydın Doğan, ona bir şoför ve koruma tahsis etmiş. Buna rağmen İstanbul’da evinin önünde saldırıya uğradı. Kınıyorum… 

    Arkadaşları feryat ettiler, “Valilik neden koruma vermedi” diye. Verilsin… Ve derhal verilir zaten…


    Ama durun, bir de terörle mücadele edenler var…

    Tarih 7 Ağustos 2006, Beytüşşebap… 

    Gece saat 20.30’da Astsubay Levent Çevik, teröristlerce evi basılarak çocuklarının önünde şehit edildi. Çünkü lojman yoktu, sivil evde oturuyordu.


    22 Eylül 2015’te Uz. Çvş. M. Ali Sarak, Silvan’da evinden çıktıktan sonra şehit edildi. O da lojmanda değil, sivil evde oturuyordu.


    1 Ekim 2015’te yine Silvan’da Uz. Çavuşlar, Sinan Uçan ile Tolga Topçuoğlu evlerinden çıktıktan sonra şehit edildiler. Onlar da sivil evde oturuyorlardı.


    Daha bankamatikten para çekerken, pazarda alışveriş yaparken şehit edilenleri saymıyorum bile…

    Neden bir lojmanları bile yok?

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    4 Ekim 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

     

    About Author

    admin

    Önceki

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir