15-20 Kasım 2003 tarihleri arasında El kaide militanları İstanbul’daki HSBC binası, İngiliz Konsolosluğu, Neve Şalom ve Beth İsrail sinagoglarına bombalı intihar saldırıları yaptı. 63 kişi öldü 750 kişi yaralandı.
ABD’nin işgal manivelası olan CIA bağlantılı bu örgüt yaptığı eylemi gururla ilan etmişti.
Saldırılardan sonra başta Loui Sakka olmak üzere çok sayıda kişi tutuklandı, yargılamaları başladı. Savcıları kimdi biliyor musunuz: Daha sonra Ergenekon savcısı olacak olan Zekeriya Öz ve Balyoz savcısı olacak olan Savaş Kırbaş… Ne tesadüf değil mi?
Savcı Öz, 26 Haziran 2005’de yargılanan 71 kişiden 33’ünün beraatını istedi. Savcı Öz’e göre 31 kişi El Kaide’ci değil Ensar El İslam örgütünün üyesiydi, 2 kişi de topluma kazanma yasasından yararlanmıştı(Yargıtay bazı sanıkların kararlarını bozdu). Sonraki savcı Savaş Kırbaş ise tutukluluğun sadece bir tedbir olduğunu belirtti ve tahliye talep etti, böylece sanıklardan Baki Yiğit, üçüncü yargı paketiyle de Hamit Obeysi tahliye oldu. Böylece El Kaide davasında (Louai saka hariç)tutuklu sanık kalmadı.
Bu savcıların yazdığı Ergenekon iddianamesinde de benzer bir olay vardı. 18 Mart 1999’da Şırnak’ta Hizbullah terör örgütünün İlim kanadına yapılan operasyonda bulunan 6 el bombası nedeniyle gözaltına alınan İ.T, İ.T ve H.D isimli kişiler serbest bırakılmış ve sadece 1670 TL para cezası verilmişti.
Hukuk işte…
Ama konu Ergenekon olunca hukuk değişmiş, yedi yıl hapisten sonra ruhsatlı beylik tabancamıza bile ceza verilmişti…
Bunları niye anlattım?
Bizim adliye, memleketi havaya uçuran IŞİD infazcılarını bulunan onca infaz videosuna, şifrelere, haberleşme notlarına ve silahlara rağmen resen tahliye etmiş de şimdi yeniden yargılamak için bulamıyormuş…
Ele geçen malzemeyi de iade ettiler mi bilmiyorum, ama adil düzen dedikleri bu olsa gerek…
Adil var, düzen var, var oğlu var işte…
Bunun sonu da darbe girişimine kadar vardı…
HESAPLAŞMA
Olayların başladığı saatlerde Ankara otogarına henüz inmiştim. İlk haberi aldığımdan itibaren başlayan telefon trafiği ile her yerden çatışma haberlerini almaya başladım. Etiler Orduevi’ne gittikten sonra sabaha kadar bir km. ileride gerçekleşen çatışmayı izledim. Aldığım haberleri hemen aktardım.
Bir silahlı Süper Kobra helikopterinin Emniyet Müdürlüğü’ne ve etrafındaki insanlara önündeki 20 mm’lik topla ateş edişini izledim. Defalarca…
Türk Ordusunun sadece kanunlara ve devlete değil, halkına karşı da neden ve nasıl sorumluluğu olduğunun anlatıldığı Mehmetçik kitabının yazarı ve bir asker olarak düşündüm. Nasıl bir hiyerarşi, bir askerin halkın üzerine ateş etmesini sağlayabilir? Aklımda, tecrübemde, vicdanımda bir yere koyamadım.
Evet, gerçek budur!
Üniforma giyinen, birbirine kardeşlik bağıyla bağlı silah arkadaşları birbirlerine ateş edecek noktaya gelmiştir. Bunun tek nedeni ordu ve millet dışında bir Cemaate aidiyet hissediyor olmalarıdır. O gece bu aidiyetin kanlı ve kaçınılmaz sonucuyla yüzleştik.
Yüzleşeceğimiz bir diğer gerçek de FETÖ’nün arkasında duran, saklayan, destek olan ABD’nin dostumuz olmadığıdır.
İş ortadadır. FETÖ hakkında silahlı terör örgütü iddianamesi yazıldı. Ordu içindeki uzantıları için inceleme başladı, önümüzdeki YAŞ’ta büyük hesaplaşma olacaktı. NATO’nun düşman ilan ettiği Rusya, Devlet Başkanı özel temsilcisi Dugin’in ağzından Türkiye ile FETÖ ve PKK’ya karşı omuz omuza olacağını ilan etti, Türk yetkililerden de olumlu karşılık aldı. Suriye ile dostluk tekrar kurulmaya başladı. Yani, Türkiye adım adım Atlantik’ten kopup Avrasya’ya yaklaşıyor. Neden arayanların görmesi gereken budur.
Ama burada Türk Ordusu’nun sistemiyle oynayanların da sorumluluğu var.
Askeri okulları kapatmanın, sözleşmeli subay ve astsubaylığı ilerleme zannetmenin, orduyu ve dini siyasetin bir aleti haline getirmeye çalışmanın başka bir sonucu olamazdı.
Bu hengâmenin yarattığı olağanüstü koşullarda kimsenin kabul edemeyeceği olaylar da oldu. Orduyu halka, halkı orduya karşı kışkırtmak isteyen gericiler de fırsat buldu ve teslim olan bir askerin boğazını kesip, bir başkasını linç ettiler. Bunu yapanlar da ABD’nin başka piyonlarıdır. Bir tane ordumuz var. Darbenin ilk hedefi bu yüzden orduydu.
BOP haritasını çizen ABD’li Yarbay Ralph Peters darbenin bastırılmasına üzülüyor. Bu bizim için bir göstergedir.
Ordumuza sahip çıkmak zorundayız.
Bundan sonra yapılacak hesaplaşmanın en önemli amacı bu olmalıdır.
KÜRESEL ISINMA
Ailece “gazeteci” bunlar.
Annesi, başörtüsünün kadınları özgürleştireceğini şu sözlerle savunmuştu: “Abileri ve babaları tarafından dışarı çıkarılmayan kızlar, türban sayesinde dışarı çıkabilecek.”
“Her devrin adamı, her liderin bahane bulucusu” olarak nam salmış olan baba, öğrenci evlerinin, kızlı erkekli kalmayı önlemek için devlet tarafından kontrol edilmesi konu edilince pes edip: “Bu kadar zırvaya ben bile bahane bulamam” demişti.
Tam bitti diyorduk ki, evlat yetişti.
Oğulları, Suriyelilerin Türkiye’ye gelişinin hükümetin yanlış politikasıyla bir alakası olmadığını açıklamak için “Küresel ısınma yüzünden zaten kuzeye göç edeceklerdi” deyiverdi.
Sakın sormayın “burası İzlanda mı” diye…
Barlaslardan söz ediyorum çünkü…
Cemil Barlas, küresel ısınma derken şaşırmıştım, ama sonra…
Bir Tv programında Türkiye’nin ihracatının Almanya’dan fazla olduğunu yemin billah anlatınca, “küresel ısınma” derken kafatası küresinden söz ettiğini anladım.
Yani, beynimizi ısıtmaya artık Cemil Barlas devam edecek.
Atalar sözüdür, boynuz kulağı geçmezse zenaat ölmeye mahkûmdur.
KANLI KİTAPLAR
Dönemi okuyanlar ve 68 kuşağından olanlar iyi bilir. Dünyanın her yeri gibi Türkiye’de de emperyalizme karşı başkaldırı ve isyan vardı. Bir anda ortaya Carlos Marighella adında Brezilyalı bir Marksist tarafından yazılan ve üzerinde üç kurşun deliği olan bir kitap çıktı: Şehir Gerillasının El Kitabı…
İçinde bomba tarifleri, takip, eylem yöntemleri, vs…
Aynı anda da sol içerisinde “devrimci şiddet” teorisi palazlanmaya başladı…
O güne kadar hukuk dışına taşmayan eylemlerle sonuç alan öğrenci hareketleri, artık o kitabı okuyunca kendisini gerilla oldum zanneden idealist gençlerin hayal güçleri sayesinde silahlı eylemlere dönüştü…
Ve o müthiş hareket, terörizm damgasıyla mahkûm edilerek, en sert mücadele yöntemlerinin bile meşru gösterilmesine neden oldu.
Bir yanda Gladyo tetikçileri, diğer yanda idealist ama gerçeklerden kopuk hayalperestler…
Sonuç, ABD emperyalizminin elli yıl daha uzaması oldu.
Bugün, Ortadoğu bataklığından çıkış bulamayan emperyalizmin yöntemi yine aynı.
Ama bu kez raflarda cihat kitapları var.
Saf ve cahil gençler, cennette kendilerine verilecek 72 huri ile aldatılarak, ABD cephesinin isimsiz piyonları haline getiriliyor.
Aydınlık’tan Masum Gök, Bir “Mücahitin El Kitabı” haberini yaptı. Türkiye’den 9 bin kişinin IŞİD ve benzeri örgütlere katıldığı bilindiği halde serbestçe satılıyor, elden ele dolaşıyor…
İktidarın pek sevdiği II. Abdülhamit’in dediği gibi, “Tarih değil, hatalar tekerrür eder…”
Bir yanda PKK, diğer yanda IŞİD… Bu memleketin elinden genç kuşaklarını alıyor… Sırf onları bu cendereden kurtaracak kapasitede bir iktidar olmadığı için…
Ne büyük kayıp!
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
17 Tem 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




