ARAKAN’DAKİ ASKER

     Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde yaptığı bir konuşmada, “Eşime ve çocuklarıma vasiyetimdir. Ben ölünce kabrime Arakan’da şehit olan Manisalı Osmanoğlu Muhammed’in kabrinden alınan toprağı koysunlar” deyince salondaki davetliler birdenbire gözyaşlarına boğuldu. 

    Bu ağlama seansları işin aslını saklıyor. 

    Arakan,eski bir İngiliz sömürgesi. Bengal Körfezi’nde, Bangladeş ve Hindistan ile komşu, küçük bir Asya ülkesi. Budistlerle Müslümanlar arasında tarihi çok eskilere dayanan din çatışmaları Batılı emperyalist ülkelerin kışkırtmalarıyla hala devam ediyor. Özellikle ABD’nin Asya’da üslenmesi için seçilmiş kaos bölgelerinden biri… 

    Oradaki askerlerimiz, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlere esir düşen ve çeşitli nedenlerle şehit olan Mehmetçiklerdir. 

    Manisalı Muhammed’i esir eden İngilizler, zamanın emperyal gücüydü… Yani bugünün Amerikası. Uygulamaya çalıştıkları da o zamanın BOP planıydı.  

    Recep Tayyip Erdoğan ile emperyalizm arasındaki ilişkiye bakarsak, adam şimdiki BOP Eşbaşkanı. 

    “Kardeşim” dediği Abdullah Gül desen, İngiltere kraliçesinden Hıristiyanlığın koruyucularına verilen Haçlı Garter Şövalyesi unvanı aldı da ismini Buckingham Kilisesi’nde bir şapele bile astılar.  

    Askerlik meselesine gelince… 

    Recep Tayyip Erdoğan askerdeyken kantinciydi. Oğlu desen bedelli yaptı, 21 gün… Askerle ilişkisi desen, Ergenekon-Balyoz Türk ordusuna vurulan en büyük darbeydi, Balyoz’un bir ucunu Cemaat tutmuştu, bir ucunu da bu. 

    E bu koşullar altında Arakan’da yatan Muhammed’e sorsak, “Bu adam senin mezarından toprak istiyor” diye… Ne der sizce? 

    DİRENME HAKKI 

    Eğer bir halkın kurduğu devlet düzeni herhangi bir yolla yıkılmaya kalkılırsa buna karşı halkın direnme hakkı doğar. 

    Halkın direnme hakkını sadece Montesquie’den değil, Atatürk’ün Bursa nutkundan ve bütün hayatından da öğrendik. Türk devrimini her türlü gericiliğe ve bölücülüğe karşı, her yolla ve her bedeli ödeyerek korumak… Türk anayasasının kalbi, benim kanımca 174. maddedir. Devrim kanunları sekiz madde halinde sıralanır ve hiçbir anayasa değişikliğinin bunlarla çelişemeyeceği karara bağlanır. Bunların içinde 4. madde evlenme akdinin resmi devlet görevlileri önünde yapılacağını düzenleyen medeni kanun hükmüdür. Medeni kanunumuz da resmi nikâh belgesini görmeden dini nikâh yapanlar hakkında ceza öngörür. 

    Anayasa Mahkemesi, işte bu düzenlemeyi ortadan kaldırdı. Böylece bir anlamda resmi nikâh yapılmasına gerek olmadan dini nikâhı onun yerine koydu. Daha açık ifadeyle devrim kanunları hülle yoluyla ihlal edildi… Açık açık “Bu kanunu ortadan kaldırdım” demedi ama ortadan kalkmasını sağlayacak bir düzenleme yaptı. Soru şudur: Devrim kanunları Anayasa Mahkemesi kararları ya da oylamalarla değişebilir mi? Cevabı da şudur: O kanunlar Türk milletinin kanıyla yazılmıştır. Başka türlü değişemez…  

    “TERBİYELİ” K-UŞAK 

    Bilal Erdoğan şöyle demiş, “ Bir gencimiz futbol oynarken hangi kültürel terbiyeyle yetişecek, ama işte ok atan bir adam, aynı zamanda bir terbiye de alacak. Oku atarken “Ya hak” dediği için aklına Allah gelecek…” 

    Ve bizim Bilal bu yöntemle 2053’ün, 2071’in kuşaklarını yetiştirecekmiş. Kendisini babasının büyüttüğünü, babasının da futbol oynayarak büyüdüğünü unutmuş olmalı… Sahi hangi kültürel terbiye o? 

    KENEF SİYASETİ 

    Türk milletine reva görülen siyaset düzeyi keneflerde sürünüyor. Aslında bu kenef kavgasının bütün tarafları aynı programı savunuyor. Açılımı başlatıp PKK ile pazarlığa oturan biri, PKK’ya sürekli oy isteyen diğeri… Üçü ortaktır aslında, bakmayın sürekli birbirlerine laf sokmalarına.  

    Gericilik, bölücülük ve Batı yanaşmalığı bir araya gelince siyaset de kenef düzeyine iniverdi. Buradan da çıka çıka o kötü kokular ve sesler çıkıyor… Biri “Senin kenefin altın” diyor, diğeri, “Sen mi temizledin, ne biliyorsun” diye savunma yapıyor.  

    En kötüsü de vatandaşın başına geliyor. Kanıksıyor bu seviyesizliği…  

    KEFERE SİYASETİ 

    Kenefe alternatif olarak yapılan bir başka siyaset yöntemi de bu… Önüne gelen, karşıtına “kefere” diyor. Artist eskisi çıkıp, “Müslüman olan filanca partiye oy vermez” diyor. 

    Kendisini tarihçi sanan fesli yobazın biri, “Bizim partiye oy vermeyen kâfirdir” diyor. 

    Manken eskisi, “Atatürk olmasaydı ben oramı buramı açmazdım” diyor. 

    Mollanın teki, “Erdoğan’ı Kâbe’de gördüm, onu başkanlığa peygamberimiz seçti” diyor. 

    Yalakanın teki, “Erdoğan Peygamberdir” diyor. Dersimlinin neyi eksik, oda çıkıyor, “Ben de peygamber soyundanım” diyor. Öcalan niye geri kalsın, biri de çıkıp onu “peygamber” yapıveriyor. 

    Burada kalır mı? Muhterem cumhurbaşkanımızın evinde Kuran okurken çekilmiş görüntüleri de yayınlanmalı değil mi? O da yapılıyor ki, görülsün… Bu ne kadar Müslüman da diğerleri ne kadar kefere… Buradan da çıka çıka atın üstünde bile duramayan çakma padişah çıkıyor. Sarık var, kaftan var ama içi boş… 

    KEFEN SİYASETİ 

    Ah bunu nasıl es geçerim… Her seçim ya da önemli kanun değişiklikleri öncesi kefen giyilir. 

    Muhterem Tayyip Erdoğan Hazretleri 2012 kongresinde “Biz kefenimizi giyerek bu yola çıktık” dedi. Başdanışman jöleli de Tayyip Bey’i Ortadoğu’da kefeniyle gezerken gördüğünü yemin billâh anlatınca kardeşim… E yandaşlar durur mu, Recep Bey Trabzon’a gelecek, havaalanına gelenler kefenli… Mursi hakkında idam cezası verildi, meydanlara çıkanlar kefenli.  

    İbrahim Tatlıses bile ABD’ye ameliyat olmaya giderken “Kefenimi giydim, gidiyorum” dedi.  

    E kefenin reytingi bu kadar artınca Cübbeli Hoca da sağ olsun kabir azabından koruyan kefen imal ediverdi… Tabii, kefen dediğin oldu deli gömleği… 

    Buradan da çıka çıka tımarhaneye dönen bir memleket çıktı… 

    KASET SİYASETİ 

    Yöntem ilk olarak bir yolsuzluk soruşturmasında, o zamanlar Özal’ın danışmanı olan Adnan Kahveci tarafından bir bakanın rüşvet almasını kaydetmek için kullanıldı. Sadece ses kasetiydi. Sonra işin rengi değişti. Son 12 yılda da şahikasına ulaştı. İktidar vasat, muhalefet vasat, destekçi CIA güdümlü cemaat olunca, başka ne olabilirdi ki… Ama bir farkla, artık yolsuzluk kasetleri çekilmiyor, fantezi yapıyorlar. 

    Herkes birbirinin peşinde, ellerde birer video kimini tuvalette, kimini çapkınlık yaparken çekip şantaj yapmak için depoluyorlar. Memleket, ahlaksızlığın bu türlüsünü ne gördü ne de duydu. 

    O kadar fazla kaset var ki ortada… Artık “onun kaseti var” demek bir işe yaramayacak. Yakında, “filancanın kasetteki performansı çok kötü, siz esas benim kasetimi görün” demeye başlarlarsa şaşırmayın… 

    VE MEMLEKETİN DURUMU 

    Bütün bu siyaset türleri Özal ile başladı. Bu koşullar altında memleketin durumunu da Özal üzerinden anlatayım. Kani Karaca’yı bugünün orta yaşlıları iyi hatırlar. Meşhur mevlidhan. Özallı yıllarda Kani Karaca bir vesileyle bir araya geldiği Özal’a sormuş, “Efendim memleketin durumunu nasıl görüyorsunuz” 

    Özal cevaplamış, “Aynı senin gibi…” 

    Kani Karaca görme engelli. Bütün dünyası karanlıktan ve duyduğu seslerden ibaret… İşte bugün, o karanlığın son günlerinin başlangıcıdır. Tünelin ucundaki ışık yarasaları korkutacak kadar büyüdü…


    Oktay Yıldırım
    Karikatürler: Tuncay Batıbeki
    7 Haziran 2015’te.  yayımlanmıştır.
    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir