ARTEMİS HAZRETLERİ

    Biliyorum, geçen haftada kaldı ama yazmazsam elim şişer. Tokat-Zile Müftülüğü’nde Kutlu Doğum Haftası için kesilen Kuran desenli pasta hakkında diyeceklerim var… 

    Hz. Muhammed’in bu tarihte doğduğu belli değil. Şiiler başka, Sünniler başka tarihi esas alır. İlk kez Peygamberin ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra Mısır’da Şii Fatımiler tarafından kutlandı… Ki, Sünni İslam, onların adetlerini sapkınlık sayar.  

    Fatımiler bunu nereden öğrendi derseniz: Mısır’dan… Bilinen ilk doğum günü kutlaması MÖ 3000 yılında Mısır firavunları tarafından yapıldı. Firavun da kendisini Tanrı yerine koyduğu için, Kuran’ın lanetlediği bir figürdür.  

    Pasta işi hepten karışık. Yunan mitolojisinde, her ayın altıncı günü un ve baldan kendisine bir pasta yaparak doğum gününü kutlayan tanrıça Artemis’e dayanır. Anlaşılacağı gibi İslam ile bir ilgisi yok… 

    Anadolu’da ilk Kandil kutlaması 2. Selim döneminde başlar, lakabı Sarı Selim ya da Sarhoş Selim’dir. İçki ve meşk âlemlerine düşkünlüğü ile bilinir, Peçevi’nin anlattığına göre hamamda bir cariyesiyle halvet olmaya çalışırken ayağı kayıp düştükten sonra öldü. Reşat Ekrem Koçu da “Sarhoş değil ayyaştı ve içkiyi bırakmaya çalıştığı için alkolsüzlükten başının döndüğünü ve düştüğünü” yazar. 

    Yani… Kutlama Firavun’dan, pasta Artemis hazretlerinden, kandil Sarı Selim’den…  

    Neresini düzelteyim. Ömrümü tükettiniz, ömrümü… 

    İşte dincilik tam olarak böyle bir şey… Sağdan soldan toplayıp, monte ediyorsun… Üstüne din etiketini basıyorsun… Sonra da “bakara, makara” diye pazarlıyorsun… 

    PORTATİF MASA 

    Tayyip Erdoğan açılım görüşmeleri konusunda “Ortada masa yok, taraf yok, Kürt sorunu yok” dedi. HDP’li Sırrı Süreyya Önder de cevap verdi: “Nasıl masa yok? Biz orada kiminle görüşüyoruz o zaman. Sayın Muhammed Dervişoğlu kimdir, başka devletin görevlileri mi?” 

    Yani bu masa portatif. Aslına bakılırsa açılım ile ilgili her şey portatif. Misal Habur’dan gelenler için kurulan çadır mahkemeler portatifti. Enis Berberoğlu’nun Cudi’ye kurduğu masa da öyle. Ki, şimdi HDP ve AKP ile ittifak arayışı içindeki CHP’nin Genel Başkan yardımcısıdır kendisi. AKP iktidarıyla Apo arasındaki masa da portatif. Beş dakikada sökülüp takılıyor. Protokoller imzalanıyor, sözler veriliyor, mektuplar yazılıyor Kandil’e. Hepsi o portatif masada… 

    Bir kuruluyor, bir kaldırılıyor ama hep sırtlarında taşıyorlar. Çünkü bir milleti bölmenin büyük günahıdır o portatif masa… 

    DEJAVU 

    Bingöl, 1991. 

    ABD Kuzey Irak’a yeni yerleşmiş ve PKK gruplarını eğitmeye başlamıştı. Aynı dönemde Erdal İnönü önderliğindeki SHP, PKK’nın siyasi kolu HEP milletvekili adaylarını kendi listesinden aday göstermişti… 

    Ve biz, Bingöl’ün dağ köylerinde silahlı seçim propagandası yapan terörist grupların peşinde dolaşıyorduk. Tehditle oy topladılar SHP’ye… O zaman Bingöl’deki gruplar Şemdin Sakık’a bağlıydı… 

    Ve… 2015 Şırnak… 

    PKK’nın siyasi kanadı, hem HDP adıyla hem de diğer siyasi partilerin içinde yönetici düzeyinde örgütlendi. 

    Şırnak’tan haberler geliyor, silahlı PKK grupları kahveleri basıp oy istiyorlarmış. Hatta onlar içeri girince ayağa kalkmakta geciken bir vatandaşı da ayağından vurmuşlar…  

    1991’de başlayan bu cüret, 1992 yılı Irak Operasyonunda PKK’nın belinin kırılmasıyla sonlanmıştı. Bugün varlıklarını bütün yurt sathına yaymaya çalışıyorlar. Yanlarına da F tipi örgütü alıyorlar. Hayırlısı olsun… 

    Bir türlü öğrenemediler, tarih tekerrür eder… 

    UÇTU TÜRKÇENİN BEKÇİSİ 

    Ölmek denmez Türkçede, Uçmağa varmaktır. Cennettir Uçmak, bu dünyadan ayrılan oraya gider. 

    Oktay Sinanoğlu’nu anlatmaya bu kutunun hacmi yetmez. Yeni Hayat dergisinde yazardı yazılarını. Onunla aynı derginin sayfalarını paylaşmanın onurunu taşıyorum. 

    Bilim dünyasına dört farklı dalda Sinanoğlu kuramları kazandıran, dünyanın en genç profesörü olan, Nobel ödülüne aday gösterilip “Vaktim yok” diye dosyasını hazırlamayan bir büyük adam. Bize de “kültürel soykırım” kavramını öğreten adam…  

    O Türkiye’deki hayatını Türkçenin yozlaştırılmasına karşı mücadele ederek geçirdi. Başka bir ülkenin vatandaşı olsa, adına üniversiteler kurulurdu. Arabistan kralı öldüğünde Türkiye’de yas ilan edildi de Oktay Hoca’nın cenazesinde bir tek devlet adamı yoktu.  

    Ama onun yazılarını ve mücadelesini yüreğine kazımış bir gençlik vardı… 

    EŞEK OLUNCA… 

    Kardak kayalıkları yüzünden Yunanistan ile savaşın eşiğine gelen Türkiye, gün geldi 152 adasını kaybetti. Şöyle oldu: 

    2004 yılında ilk Yunan askerleri ve yerleşimcileri adaya çıktığında, canını dişine takıp toprağını savunmak yerine… Eşekler baktı birbirine…  

    Yunan alışmış tabii, Türk topraklarına çıkarken direnişle karşılaşmaya… Ama bu kez eşek var işin başında.  

    Eşeklerin ilk tepkisi kulakları geriye yatırıp ağızları biraz yaymaktan ibaret olunca… Durur mu Yunan? Çıktı aldı adayı… Sonra başkalarını… Bugün 152 adanın Yunan ordusu tarafından işgal edilmesinin sorumlusudur o eşekler…  

    Eşek Adası ilk işgal edilen adadır. O adanın mukimleridir eşekler. Onlardan söz ediyorum. Ne de olsa adayı savunmak onların görevi değil mi? Bırak saz çalmayı, sivrisinek orkestrası konser verse ne yazar… 

    Konuya Engin Ardıç’ı da dâhil etmeliyim, hani şu, Obama ABD Başkanı olursa Taksim’de eşek gibi anırma sözü veren köşe yazarı. Vatan Partisi ve Doğu Perinçek’in Türk Milleti adına adaları sahiplenmesine kendi “edebine” en uygun kelimelerle saldırdıktan sonra şöyle dedi: “(…) eh, eşek değilsen oyunu da Doğu Perinçek’e vereceksin tabii! Ki, adaları geri alsın…” 

    Eşekliğin bu kadar çok yer kapladığı bir yazı da şöyle biter: “Okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır…”

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    3 Mayıs 2015’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir