Ki, başlangıcı gider İttihat ve Terakki’ye dayanır. Okulları Şeyhülislamlığın elinden alıp Maarif Nezaretine ilk bağlayan onlardı. Cumhuriyet’in kilididir. Bu kilit ilk kez İmam Hatip okullarının meslek lisesi statüsünden çıkarılmasıyla kırıldı. Bir hülleyle üstelik. Milli Eğitim’e bağlı ama sadece sözde…
Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklamanın kaldırılması 3 Aralık 1950’dir. Bu kanun o hülle yapılmasın diye konulmuştu.
Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarının liselerin yerini almasına yeşil ışık yakıldı. Bunu, 1953’te Köy Enstitülerinin İlköğretmen okullarına dönüştürülmesi izledi… Aslında kapatılma kararı 1949’da CHP iktidarda, İnönü de Cumhurbaşkanıyken verilmişti. Şöyle düşünüyorlardı: “Biz DP’nin yapacaklarını onlardan önce yaparsak seçimleri kazanırız.”
Yanıldıklarını gördüklerinde, Cumhuriyet’in temellerine ilk kazmayı kendilerinin vurduğu gerçeği değişmeyecekti artık.
“Biz 1930’ların CHP’si değiliz” diyen Dersimli Kemal, aslında 1949’un CHP’si olduğunu şu sözlerle ifade etti: “Kayseri’den söz veriyorum, İmam Hatipleri kapatmayacağız.”
Artık, Dersimli İmam Kemal olacak… Tayyip Erdoğan “ben Türkiye’nin İmamıyım” dedi ya… Bu niye geri kalsın ki?
ODA
Tayyip Erdoğan’ın en bariz özelliğidir. Bir şey söylüyorsa, onun tam tersini yapıyordur. Geçen hafta, “ortada masa yok, taraf yok, Kürt sorunu yok” demişti ya… PKK’dan Mustafa Karasu açıkladı, meğer İmralı’da özel müzakere odası yapılmış. Bir sekreterya kurulmuş, pazarlıklar orada yapılacakmış.
MASADAKİ NAMUSTUR
Eski Türk filmlerinde olurdu, hayırsız evlat kumara bulaşır, önce babasından kalan mirası tüketir, arkasından da karısını sürerdi kumar masasına. Bereket bütün Türk filmlerinde bir Hulusi Kentmen vardı, gelir kurtarırdı namusu…
Türkiye 1980’den beri Chikago okulu müridi, neo-liberallerin ekonomi dediği kumar masasının kaybeden oyuncusu… Bütün baba mirası satıldı. Demiryolları kalmıştı en son, o da sürüldü masaya. Adına da “serbestleşme” diyorlar. Osmanlı önüne gelene peş keş çekmişti de Cumhuriyet ne zorluklarla hem geri alıp hem de yenisini yapmıştı… Şimdi banliyö trenleri bile satılıyor. Geriye namus kaldı diyenler varsa onlar da yanılmasın. Askerlik zaten bedelli. Kanundur, parayla korunan hudut daha fazla paraya satılır. Parayı veren…
En son bir yasa daha çıkardılar, dövizle askerlik 6 bin Euro’dan bin Euro’ya düşüyor, şimdi pasaport harçlarını da ucuzlatacaklar ki, giriş çıkış kolay olsun. Nasıl olsa masaya sürüldü bir kere…
DALLAS
Dallas dizisini bizim yaş grubumuz iyi hatırlar. Koca bir aile ama kimin eli kimin cebinde belli değildi. Ceyar, filancanın kardeşiyle kırıştırırken, Suelin çiftliğin kâhyasını ayartırdı.
Türkiye siyasetinde artık bir Pensilvanya var ki, Dallas’a rahmet okutur. Bu F Tipi, ilk baştan beri Amerika ile birlikteydi. Sonra bu ilişki sürerken, AKP’yi ayarttı. Ama aynı anda AKP’nin de ABD ile ilişkisi vardı. İç içe geçtiler, birinin elemanı diğerine yerleşti bir süre memleketin canına okudular, bu arada birbirlerini de izleyip kaydettiler. F Tipi, AKP ve ABD ile ilişkisi sürerken CHP ile de utangaç bir ilişki kurdu. Sonra AKP’den ayrıldı ama her ikisinin de ayrı ayrı ABD ile ilişkileri devam etti. F Tipi AKP’den ayrılınca hem CHP hem de MHP ile ilişkileri iyice sıcaklaştı. Ardından PKK’nın siyasi kanadı HDP ile gizli gizli buluşmaya başladı. Arka kapıdan mı girdi, ön kapıdan mı diye magazin konusu oldu.
Şimdilerde AKP’nin Başbakanı Davutoğlu’nun Cemaat ile ilişkisi konuşuluyor. Buna sorsan, “Abdullah Gül biliyor”, Abdullah Gül’e sorsan, “Vallahi haberim yok” diyor.
Ceyar’a sorsak kimin kiminle ne iş tuttuğunu, onu da çırak çıkarırlar.
UNA
Başlığın açılımı şöyle: United Nations of Amerika… Yani Amerika Birleşmiş Milletleri… Yani BM demek ABD demektir. ABD ve Güney Kore’nin insan hakları ihlalleri konusunda suçladığı Kuzey Kore, iddialara cevap vermek isteyince ABD’nin emriyle mikrofonlar kapatıldı.
Başlayalım…
1787 ABD Anayasası’nın, 1808 yılına kadar değiştirilemez maddesi, siyah köle ticaretini düzenliyordu. Amerika’nın asıl sahipleri olan yerlilerin ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyen George Washington’du. “Bu talihsiz ırkın kendi yok oluşunu doğruladığını” söyleyen Thomas Jefferson’du. Benjamin Franklin ise bunların kökünü kurutmak için Rom kullanılması gerektiğine inanıyordu. Daha geriye gitmiyorum ama rezalet bir tarih olduğunu bilin.
Aradan yıllar geçip, insan hakları isimli tumturaklı belgelere imza attılar da değişen bir şey mi oldu?
Uçaklarda, işkence ile sorgulama yapmak için özel bölümler ve aletler üretiyorlar. Engizisyon geleneğidir. Eskiden cadıdan işkenceyle itiraf alır, sonra da yakarlardı. 2003 yılında Irak işgalini haklı göstermek için El Kaide yöneticisi İbn el Şeyh el Libi’nin “nükleer ve biyolojik silah kullanma eğitimi aldığını” söylediği sözde itirafa sarıldılar. Sonra ortaya çıktı ki, işkence altında söyletilmişti bunlar. Irak’ta 1,5 milyon insanı katledip bir o kadarına tecavüz ettiler. Ebu Gureyb hapishanesinde yaptıkları insanlık dışı işkenceler hâlâ hafızalarda. Irak’lı Nur’un mektubunu unutanın kalbi yok demektir.
Nobel Tıp ödülü sahibi ABD’li James Watson, henüz 2007 yılında siyahların beyazlar kadar akıllı olmadığının bilimsel olarak kanıtlandığını söylemişti. Ki, an itibarıiyle ABD Ordusu kendi ülkesinde sırf siyah olduğu için insanların öldürülmesini protesto edenleri bastırıyor…
Ve evet… Bunların yanında mikrofon kapatmanın lafı mı olur?
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
10 Mayıs 2015’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.
