“Benim görevim ülkemi pazarlamaktır” vecizesi Tayyip Erdoğan’a aittir. Ama 2003 yılında ABD ile Irak’ın işgali konusunda 100 milyara pazarlık yapıp, sonunda 1 milyar dolara razı olmuş da onu bile alamamışlardı. Bush bile bu ilişkinin düzeyini “at pazarlığı” diye aşağılamıştı.
Tüccar kafası çünkü… Ticaret dediğin rızkın onda dokuzu… Devleti de böyle yönetiyorlar. Tamam, o da bir tür ticaret gibi görülebilir ama bu kadar da ucuzlatılmaz. Devlet çıkarı, üç-beş kuruşa feda edilmez.
Türkiye’yi bir mülteci deposu yapmak için AB ile anlaştılar. Bedeli 3 milyar Euro… Davutoğlu seviniyor…
Mültecilerin hemen birkaç yıl içinde yaratacağı güvenlik ve diğer sorunlara harcanacak paraları düşününce, o üç milyar devede kulak kalacak… AB ülkeleri alacakları 400 bin mülteciyi kavun karpuz gibi seçecekler. Üniversite mezunları, dil bilenler, meslek sahipleri AB’ye, geriye kalan bize… Her yerdeler.
Geçen gün bir montaj için eve mobilyacılar geldi. Biri Türk, diğeri Suriyeli bir çocuk. Bir parçayı unutmuşlar. “İşyerini ara” dedim Türk olana. “Abi depodaki herkes Suriyeli anlamazlar” dedi. Kayseri böyle, diğer yerleri siz düşünün. Bu kadar Suriyeli ucuza çalışırken işsizlikten bunalıma giren de sensin kardeşim…
Neydi kural? Rızkın onda dokuzu… Dokuzu Avrupa’ya, bize kalan… Onun biridir kardeşim…
Yazık bu millete…
30 YILIN ÖZETİ
Yer, Diyarbakır Sur ilçesi… Tarih, 1 Aralık… Kadın gayet soğukkanlı bir şekilde polisin arama noktasına geldi. Çantasını uzatırken içinden silahını çıkarıp önce karşısındaki sonra da çevredeki diğer polislere ateş açtı. İkisini yaraladı, kaçarken de başka bir polis tarafından vuruldu.
Açık… Video kayıtları var.
Ama PKK yandaşı ajanslar haberi aynen şöyle verdi: “Polis halkı taradı, bir kadın öldü, kadının yanına silah bıraktılar.”
Bu bir ahlak anlayışıdır. Hep böyle yaptılar. 30 yıl boyunca anlattıkları bütün o faili meçhul masalları da böyleydi. Dağda askerle çatışırken vurulup kendi arkadaşları tarafından cesedi bir kaya dibinde kurda kuşa yem olarak bırakılan herkesi faili meçhul diye yutturmaya çalıştılar. Yöntemleri bu. Ölen arkadaşlarını demir testeresiyle kesip, parça parça taşıyarak kaçırırlardı çatışma bölgesinden. Kanıtlıdır! Tahir Elçi’yi de kendileri vurdu. Şimdi de “katil devlet” diye bağırıyorlar. Delilleri karartmak için sokmuyorlar savcıyı oraya…
Yürüttükleri ihanet savaşının karakteri bu… Onlara kızmıyorum, böyledirler. Asıl suçlu, onların borazanlığını yapan kiralık kalemlerdir…
Bu, 30 yılın özetidir.
Türk ordusu sadece dağdaki pusu ya da mayınla değil, bu alçaklıkla da mücadele etmiştir.
OBAMA-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ
Bu ikisi, oturup, “Türkiye’nin nasıl yeniden Rusya ile çalışabileceğini” konuşmuşlar…
Biraz açayım, uçağın vurulmasına en çok sevinen adamla uçağı vuran adam, uçağın sahibiyle tekrar nasıl dost olacaklarını konuşuyorlar…
Şaka gibi.
Türk devleti kimlerin elindedir?
İHBAR VAR
HSYK bir grup hâkim ve savcı hakkında soruşturma başlatmış. Bunların arasında bazı eski HSYK üyeleri de varmış. 2010 yılında HSYK baştan aşağıya değişmişti. Ondan sonra da Ergenekon yargısını şikâyet etmek neredeyse imkânsızlaşmıştı.
Hala Ergenekon masallarını pazarlayan Nazlı Ilıcak’ın bazen adalete katkısı da oluyor. Hiç unutmuyorum, o zamanlar cehenneme odun taşıyan CNN-Türk, 18 Ekim 2010 akşamı, 5 N-1K programına bunu çıkarmıştı. Şöyle diyordu, “HSYK’nın yapısının değiştirilmesinin nedeni Ergenekon davasına müdahalenin engellenmesidir.”
İhbar gibi…
O zamanların cüretiyle böyle konuşuyorlardı. Bugün o sözler için de bir açıklama bulacağından kuşkum yok… Ama ne derse desin herkes gördü göreceğini…
BUL KARAYI
Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkan adaylarından birinin cemaatçi olduğunu söylüyor. Ama kim olduğunu söylemiyor. Bir tür bul karayı al parayı oyunu. Neden böyle yapıyor? Kim seçilirse o cemaatçi olacak çünkü… Kim bilir belki de biri Bahçeli’nin dediği gibidir.
Ama…
Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in onurlu istifasına tepki gösteren ve “Yargı süreçleri acilen sonuçlandırılarak darbe heveslisi kim varsa TSK’dan temizlenmeli “ diyerek cemaat yargısını meşrulaştıran Bahçeli değil miydi? Yanlış mı hatırlıyoruz?
Engin Alan neden çekildi?
Yardımcısı Celal Adan, “Ergenekon ve Balyoz darbe hevesidir” diye cemaat yargısını savunduğunda, “doğru söylemiştir” deyip ona ve cemaate sahip çıkan kimdi?
Şimdi çıkmış, “adaylardan biri cemaatçi” diyor…
Tencere dibin kara…
Yok, yok. Karayı mı buluyorduk? Nasıldı?
ÇÖKÜNTÜ
Yatılı öğrencilerini futbol oynadıkları için hortumla dövüp sokağa atmışlardı. Sonra aşçının taktığı tüpler patlayınca 40 yıllık eski bina o öğrencilerinin üzerine çöktü. 10 kişi öldü 13 kişi yaralandı. Kayseri’de çöken Kuran kursundan söz ediyorum. Ölen öldüğüyle kaldı. Hatırlayan var mı?
Sonra Konya’da… LPG tankı, sistemdeki sızıntı nedeniyle patladı. Bina kaçaktı. Çöktü 18 çocuk öldü, 29’u da yaralandı. Önce bütün veliler şikâyetçiydi. Sonra ne olduysa hepsi vazgeçti. “Aman” diyorlardı, “yöneticilerimize laf etmeyin, onlar hep bizi düşünür.” Para veriyorlardı çünkü. Bir tanesi “kızım cennete gidecek, şehit oldu” dedi. Bir cenazenin yüzünde “la ilahe illallah” yazısı çıktığına inandılar. En son ifadelerinde, “biz çocuklarımızı İngilizce, Fransızca kursuna gönderdik” dediler. İngilizcenin kerameti işte… Ne trajik!
En son Diyarbakır’da… Yatılı Kuran kursundaki 11 öğrenciden 6’sı yanarak öldü, 3’ü yaralandı. Ailelerinin ne diyeceği, ya da bu işin sonunda ne olacağı belli değil mi?
Eğitim sistemiyle bu kadar oynamak, bütün o 4+4+4 saçmalıkları, Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan Ali Cengiz oyunları hep bu medreseleri açmak ve çocukları okuldan alıp buralara vermek içindi…
Ya sonra?
Bu hafta haber oldu. Teslim olan 12 yaşındaki Afgan intihar bombacısı anlatıyordu, “Taliban beni, ailemden 10 bin dolara satın aldı. Cennete gideceksin dediler.”
Hiç detaya gerek yok…
Koca bir toplumdur o çöküntünün altında kalan. Görmüyor musunuz?
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
6 Aralık 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




