1128 ŞARAPNEL

    Bir vidanın insanlığa ve hayata büyük faydaları dokunabilir. Söz gelimi namuslu bir imalathanede, üreten bir mekanizmanın önemli bir parçası olabilir. Hayat bile kurtarır.

    Ya da…

    Namusun parayla ölçüldüğü ama insanlığın ve hayatın para etmediği bir karanlık atölyede kendisi gibi yüzlercesi, ya da 1128 tanesi yapacakları işin değersizliğiyle ters orantılı bir kalabalık halinde bir araya getirilir. Tane hesabı bile sayılmazlar, avuçla yığılırlar bir araya… Sonra, hayatı yok etme konusunda şaşırtıcı ölçüde maharetli bir el tarafından alınıp, bir bombanın, bir mayının kenarlarına doldurulurlar. Patladığında kimi bir bedene saplansın, kimi bir çocuk odasının duvarını delsin diye… Kimi bir akşam evine dönen bir masuma, mesela Ayşegül Pürnek’e saplansın diye…

    1128 vida… Bilime, insanlığa ve yaşama hizmet etmek yerine, hayatı hedef alan, basit ve kimliksiz birer şarapnele dönüşür… 28 canı alır bir servis aracının içinde…

    1128 hayal kırıklığı…

    Ne yazık…

    O PKK bildirisine imza atan sözüm ona akademisyenlerden söz ediyorum.

    Sizce ne yaptıklarını anlamışlar mıdır?

    Anlamadılarsa daha da yazık!


    ABİDİK GUBİDİK


    Bizim Fatih hoca endokrinoloji profesörü. Ben dilimi döndürüp de bir türlü endokrinolog diyemiyorum, ama O, daha zorlarını bile şıp diye söylüyor. Çünkü bir doktor ve o kelimeleri öğrenmiş, ben ise o alana tamamen yabancıyım. Kelimeyi hayatımda sadece birkaç kez söylemek zorunda kalmışım.

    Bütün bunları niye yazdım?

    Bundan kısa süre önceydi İçişleri Bakanı Efgan Ala “Kutadgu Bilig” demeye çalıştı. Bin yıl önce yazılmış. “Devlet Yönetme Bilimi…” Ama bir türlü diyemedi bizimki. “Kubilig” dedi, onu dedi, bunu dedi ama Kutadgu Bilig diyemedi. Tıpkı benim endokrinoloji diyemediğim gibi. Okumuş olsa söyleyecek de… Adam konuya yabancı… Bu yüzden mesela Ankara Emniyetinin başına, 107 kişinin öldüğü 10 Ekim bombasından bu yana hala asaleten bir atama yapmamış!

    Balasagunlu Yusuf o kitaba şöyle yazmıştı: “Bilgisizin düşmanı kendi bildiği ve yaptığıdır…” Bunların anlayacağı dile şöyle çevrilir: Abidik gubidik, devlet yönetilmez…

    Kutadgu Bilig’i öğrenmemişsen, dostunla düşman, düşmanınla dost olmaya çalışırsın ve bunu yapmaman gerektiğini zor yoldan öğrenirsin. İsrail’in ve Amerika’nın dost olmadığını, PYD’ye yardım etmenin PKK’ya yardım etmek olduğunu, kendi askerlerini hapse tıkmanın düşmanı sevindireceğini, BOP eşbaşkanı değil, vatan evladı olunması gerektiğini burnunu sürte sürte öğretirler adama…

    Ama öğrenme yeteneği de önemli.

    Bütün bu derslere rağmen mesela Dışişleri Bakanı çıkıp, ABD’nin ”PYD güvenilmez” dediğine seviniyorsa… Ya da Cumhurbaşkanı devlet yönetmeyi, YPG’yi İngilizce telaffuzla “YEPİCİ” diye söyleyebilmek sanıyorsa…

    Bu saatten sonra boş ver Kutadgu Bilig’i. Abidik gubidik yeter de artar bile…


    SORULAR

    Diyarbakır Sur’daki hendeklerden yabancı paralı askerler çıkarken, Diyarbakır’daki Amerikan üssü açık kalmaya devam edecek mi?

    En tepedeki Amerikan yetkilileri PKK/PYD’ye silah verdiklerini söylerken İncirlik üssü açık kalmaya devam edecek mi?

    Askeri birliklerimizin her hareketi izlenip PKK’ya bildirilirken, Kürecik’teki Amerikan radar üssü açık kalmaya devam edecek mi?

    PYD’nin bir terör örgütü olduğu devletin en üst makamları tarafından ifade edildiğine göre, Salih Müslim hakkında bir arama, tutuklama kararı çıkarılmış mıdır? Çıkarılmadıysa sebebi nedir?

    Ama en önemlisi şu: Devletin başında bu soruları kendisine soran kaç vatan evladı kaldı?


    MAAŞLI TERÖRİSTLER

    PKK terör örgütünün yıllardır üniversitelerde örgütlendiği, birçok üniversitenin çeşitli bölümlerinde üyeleri olduğu hepimizin bildiği bir gerçek. Üniversiteleri savaş alanına çevirenler, kantinleri basanlar, örgüte para toplayanlar hep bunlardı.

    Bunların birçoğu mezun oldu. Peki, şimdi neredeler?

    Bazıları çeşitli devlet kademelerinde görev aldı. Mühendis olan var, öğretmen olan var, doktor olan var… Peki, bunlar şimdi bulundukları yerde ne yapıyorlar?

    Söz gelimi doktor ya da hemşire olan bir PKK’lı yaralı olarak gelen asker ve polislere nasıl davranıyor? Örgütün yaralı militanlarını şehirlerdeki gizli evlerde kimler tedavi ediyor?

    Yakıcı soru budur. Neredeler ve ne yapıyorlar?

    Bombalı araçları sürenleri bulamıyorsunuz, bari onları bulun…

     

    “ÂLİM MİLLET”

    Geçen gün bir lokantada kızımı beklerken çalışanlarla biraz sohbet ettik. İçlerinden biri “Lozan anlaşmasının gizli maddeleri olduğu ve 2023 yılında süresinin dolacağı, o süre dolunca İncirlik üssü ve yer altı madenlerimizin tekrar bizim olacağına inanmış.” Öyle bir inanmış ki, Lozan anlaşmasını okuyup okumadığını sordum. Sonsuz hayatın sırrını verecekmiş gibi bilmiş bir edayla yüzüme baktı ve şöyle dedi: “Gardaşım ne gerek var, ben on beş sene Almanya’da yaşadım, Alman kaç kere yüzüme söyledi, ‘siz Lozan’da sattınız’ diye…”

    O saniye vazgeçtim anlatmaya çalışmaktan. Çünkü…

    “Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin verilerine göre dünya yayıncılık sektöründe geçen yıl Türkiye 12’nci, yayınlanan kitap çeşidinde 11’inci sıradaydı. Ama Demokrat Eğitimciler Sendikası Araştırma Merkezi (DESAM) raporuna göre, AB ülkelerinde kitap okuma oranı ortalama yüzde 21 iken Türkiye’de sadece yüzde 0,01. UNESCO’nun dünyadaki okuma alışkanlıkları raporuna göre Türkiye kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86’ncı sırada”

    Yani bizde yazan çok da okuyan yok, ama olmasa ne olur memleketin alayı âlim değil mi? Bu oy oranları başka türlü nasıl açıklanır ki?


    SAVAŞÇI ONURU

    Savaşın ve savaşmanın bir onuru vardır. Bu onurun kaynağı savaşı sürdürenlerin yöntemleridir. Dağda pusu kurulmasını, hatta askerlerin yoluna mayın döşenmesini bile anlayabilirim. Bunların hepsiyle karşılaştım.

    Ama sivil kıyafetli bir askeri, evinin kapısında ayakkabılarını bağlarken, ailesinin gözleri önünde sırtından vurmayı anlayamam. Ambulansa roket atılmasını, anaokuluna bomba konulmasını, karne dağıtılan okulun bahçesine bomba atılmasını anlayamam.

    Bunları insan olan hiç kimse anlayamaz.

    Türk askerleri bunları yapan insan ziyanı sefillerle mücadele etmektedir. Onlarda ne savaşçılığın, ne de insanlığın onuru vardır…

    Oktay Yıldırım

    Karikatür: Tuncay Batıbeki

    21 Ocak 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır. 

     

     

    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir