1209 yılında, Başrahip Arnaud Amaury, haçlı seferi sırasında kimleri öldüreceğini şaşıran Papalık askerlerine şöyle demişti: “Siz hepsini öldürün Tanrı masumları ayırt edecektir…”

    Tbp. Tuğg. Atilla Güngör… Doktor oğlunun stajı için bütün ailesiyle birlikte Amerika’daydı. Hain kalkışmayı duyar duymaz bulabildiği ilk uçakla yurda koştu. Eğer onlardan biri olsa gelmez, orada kalırdı. 21 Temmuz’da havaalanında gözaltına alındı. Vatan Partili aile üyeleri şaşkındı. Daha sorgusu bile yapılmadan ihraç edildi.

    Hv. Bkm. Astsb. Faruk Altınok… Kargo uçağında yükleme uzmanıydı. Sürekli yaptıkları kurye uçuşlarından biriydi. Ama durum ortaya çıkınca pilot dâhil bütün mürettebat darbecilerin emirlerini dinlemeyip uçağı milli kuvvetlerin emrettiği yere indirdiler ve o uçakla Ankara’ya asker taşınmasını engellediler. Yani darbeye karşı mücadele ettiler. Hepsi gözaltına alındı. Savunmasını bile Ergenekon’da vatanseverleri savunan avukatlar üstlenmişti. Ama ihraç edildi.

    Aynı yanlış önceden de yapıldı. Ergenekon ve Balyoz’da yargılananlar, hatta adı geçenler bile mahkeme sonucu beklenmeden ordudan atıldı. Meydan FETÖ’ye kaldı ve sonuç ortada…

    Darbecilerin emirlerine karşı koyanları, kaçmak yerine vatanına koşanları ordudan atmak, akıl, hukuk ve vicdanla açıklanamaz… Koldaki mikrobu temizlerken, kolu kesmeyin…

    FETÖ’nün temizlenmesi ordumuzu daha da güçlendirecek.

    Bu çok doğru…

    FETÖ’ye karşı direnenlerin sorgusuz sualsiz atılması ise ordumuzu zayıflatacak…

    Bu da doğru…

     

    İSTİHBARAT MESELESİ



    Dün devletin FETÖ ve diğer tarikat üyeleri tarafından ele geçirilişini alkışlayanlar aynı TV ekranlarında, aynı saçma soruyu soruyor: “İstihbarat niye zayıf?”

    İstihbarat zayıf, çünkü bu darbecilerle, onları fark etmesi gereken adamların yaşam biçimleri aynı… Devlet muhafazakârlaştı… FETÖ’ye bağlı olmayan ya başka bir tarikata bağlı, ya da bu ikisiyle çok benzer bir yaşam biçimine sahip.

    Akın Öztürk, Kayseri Hava İkmal Bakım Merkezi komutanlığına atandığında, “işte nihayet abdestli namazlı bir komutan geldi” diye sevinenler neyi fark edecekti? Dönemin Belediye Başkanı Özhaseki’den, Kayseri’nin cemaatçi zenginlerine kadar herkesin çok sevdiği bir adamdı. Zamanında Binali Yıldırım da pek severdi Akın Öztürk’ü… Öztürk’ün babasının uzun süre görev yaptığı Erzincan üzerinden bir fahri hemşerilik bağı bile kurmuşlardı. Akın Öztürk bu ilişkileri sayesinde yükseldi.

    Mehmet Erten ve Akın Öztürk’ün komutanlık döneminde yüzlerce subay ve astsubay, içki içtiği, kız arkadaşı olduğu gibi bahanelerle “iffetsizlikle” suçlanıp sorgulandı. Özel hayatları takip edildi, videoları çekilip önlerine konuldu, telefonları dinlendi. İstihbarat bu iş için vardı artık. Onlarca takdir almış Ütğm. Ali Ünsal’ın başına gelenler ne çabuk unutuldu. Sahte Facebook hesabı ve bir imzasız ihbar mektubuyla sorgulanırken, “grup seks yaptın mı, kaç kadınla ilişkin var” gibi ahlaksızca sorular sorulduktan sonra, hakkında düzenlenen rapora “Anadolu Kartalı Tatbikatında görevliyken izin alarak Antalya’ya gittiği ve muhtemelen yabancı uyruklu bayanlarla ilişkiye girdiği anlaşılmıştır” yazıp ihraç ettiler. Kanıt yoksa ihtimal yetiyordu…

    Askerlerin koşarken söylediği “Yaylalar” türküsü bile müstehcen diye yasaklanmadı mı?

    Bu tür baskılar yüzünden 2 binden fazla subay ve astsubay Hava Kuvvetleri’nden istifa etti. Kimi buna bile fırsat bulamadı. Ütğm. Nazlıgül Daşdanoğlu Kayseri 12. Hava Üssü’nde aynı suçlamalarla sorguya alınıp intihar ettiğinde Üs Komutanı Tuğgeneral Mehmet Cahit Bakır’dı. O da Akın Öztürk gibi abdestli-namazlı, bir de Kayserili olduğu için iktidar tarafından çok sevilirdi. AKP Kayseri Milletvekili Pelin Gündeş Bakır ile yakın akrabalığının da payı var mıydı bilmem, ama bu görevden sonra Hava Kuvvetleri İstihbaratının başına geçti.

    Ya bugün?

    Kaçıyordu, Dubai’de yakalandı.

    Her yer aynıydı, kadrolaşan sadece FETÖ’cüler değildi…

    Darbe gecesi MİT’e havadan ateş eden süper kobraya, ellerindeki tabanca ve makineli tabancalarla karşılık veren nöbetçiler bunun işe yaramayacağını bilmiyorlardı. Nöbetçiden analiste kadar durum aynıydı… Liyakat yerine iktidar ya da tarikat bağıyla işe alınmanın başka sonucu olabilir miydi?

    Ondan sonra soruyor haspam: “İstihbarat niye zayıf?”

    İstihbarat zayıf, çünkü tehlikeyi araştırmak için değil, Atatürkçüleri tasfiye etmek için kullanıldı.

    Bundan kurtulmanın tek yolu var. İmam hatiplere ya da başka tarikatlara değil, Atatürk’e ve cumhuriyete sarılmak…

    Yoksa… Aha da istihbaratını veriyorum, birkaç yıl sonra devletin namazını kılarlar haberiniz olsun!

    Sonra ağlamayın “istihbarat niye zayıf” diye…


    O HAL’DEN BU HALE


    Biri hâkimdi…

    Danıştay katili, Ergenekon masumlarına ana avrat söverken onu susturmak yerine, tepki gösteren bizlere karşı ayağa kalktı, elini cebine soktu, ağzından tükürükler saçarak ve diğer elini sallayarak bağırdı: “Otur ulan yerine…” Sonra bu hareketini, tıpkı yukarıda yazdığım gibi tarif edip hâkimlikten reddettiğim için bana da “hâkime hakaret” davası açtı. Şimdi firarda…

    Biri “subaydı…”

    Kayın pederi de kuvvet komutanıydı. Ankara’da trafikte çıkan bir tartışmada, karısının ve çocuğunun yanında Kuveytli diplomatlardan dayak yedi. “Ben subayım” deyince halk koştu kurtardı. Kuveytliler halktan kaçıp Kuveyttürk bankasına sığındı. Bu da gazetelere yerde ağzı burnu dağılmış fotoğrafıyla çıktı. Kuveytlilere bir yumruk atamadı, ama kayın pederinin emriyle, kendisini kurtaran o halkın üzerine bomba yağdıran uçaklara komuta etti… ABD’li General Votel’in deyişiyle “ABD’nin Türk Ordusu içindeki yandaşıydı.” Şimdi hapiste…

    Biri “gazeteciydi.”

    Her akşam botokslu suratını kameralara yapıştırarak masumları infaz ederdi. Kaleminden kan damlardı. Amerika açılım dediğinde açılımcı, Ergenekon dediğinde infazcı olurdu. Nasıl da kırıtarak kartopu oynardı Zekeriya Öz ile… Kaçtı, Bodrum’da yakalandı. Şimdi hapiste…

    Biri “askerdi”, kadın kılığına girdi de kaçtı… Biri “polisti”, biri “gardiyan”, biri “vali”, biri iş adamı… Akif’in dediği gibi: Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela…

    Ayrı ayrı yazmadım. Davranışları, yürekleri ve isimleri hep aynı: FETÖ figüranları.


    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    31 Tem 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir