Adı, Osman Şanal. Siz onu, şu anda CHP milletvekili olan İlhan Cihaner’i makamında gözaltına alırken tanıdınız. Biz başka yerden tanıyoruz. Ergenekon davasına dâhil edilen Selim Akkurt adlı bir genç vardı. Erzurum’da bir davada cinayetten yargılanıyordu, ama mahkemede anlattığına göre elinde barut izleri olan kendisi değil karşı taraftı. Barut izi sadece silahı tutanın elinde çıkardı. Çocuk sürekli suçsuz olduğunu anlattı. Ve savcı Osman Şanal’ın kendisini Veli Küçük aleyhine tanıklık yapmazsa müebbet hapisle tehdit ettiğini… “Ben bu insanları haksız yere nasıl suçlarım, lütfen bana yardım edin” diye şu anda FETÖ suçlamasıyla tutuklu olan heyete yalvardı.
Ergenekon davasında FETÖ’cülerin istediği gibi tanıklık yapmadı. Ona müebbet verdiler. Şu anda çoğu tutuklu ya da dağıtılmış olan Yargıtay onayladı. Bütün Ergenekon davası sanıklarının üzüldüğü bu cesur çocuk şimdi Erzurum’da müebbet hapis yatıyor. Osman Şanal ve onu yargılayanlar ise FETÖ ve kumpas suçlarından tutuklandı.
Şemdinli davasını unuttunuz mu?
Astsubay Ali Kaya ve Özcan İldeniz, Şemdinli’de PKK’lı Seferi Yılmaz’ın kitabevine gündüz gözüyle bomba atmakla suçlandılar. Akıl ve mantık dışı bu suçlamanın iddianamesi Ergenekon iddianamesinin prototipi gibiydi. Hedefi iki astsubay değil bütün bir Türk Ordusu’ydu. Jandarma Kriminal raporları bütünüyle yok sayılarak kahraman iki astsubay ve bir uzman çavuşa müebbet hapis cezası verildi. Şu anda çoğu FETÖ suçlamasına muhatap olan eski Yargıtay üyeleri onayladı. İddianameyi yazan savcı itirafçı oldu, o iddianameyi FETÖ üyesi polislerin yazdırdığını, kendisine nasıl para verildiğini açıkladı.
Peki, bu insanların dosyaları neden tekrar incelenip derhal özgürlüklerine kavuşturulmuyorlar?
Öyküler kısa, ama müebbet çok uzundur.
Unutma Türkiyem!
STRATEJİK DÜŞMAN
39.000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147.000 top mermisi, 2 avcı botu, Çarlık ordusunun doğu sınırlarında bıraktığı askeri malzemeler, Ankara’da iki adet barut fabrikasının kurulması, fişek fabrikası için ekipman ve hammadde, 200 kilo külçe altın, 100.000 altın ruble, ayrıca basımevi ve sinema ekipmanı için 20.000 lira, Buhara Müslümanlarından da 10 milyon altın ruble…
Bu okuduklarınız Kurtuluş Savaşı sırasında Sovyet Rusya’nın yaptığı yardımlar.
ABD ise o günlerde Wilson Bildirgesi ile düşman cephesine yol gösteriyordu. Gemileri işgal güçlerinin arasındaydı.
Ve bugün…
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açıkladı: “Darbeye karşı en güçlü desteği Rusya’dan aldık…”
Peki, başka?
İran, Çin, Suriye… Hepsi de bu Amerikancı FETÖ darbesine karşı Türk Milletine destek verdi.
ABD ise bu darbeyi planladı, İncirlik üssünden destekledi ve Wilson Bildirgesindeki gibi Türkiye’yi bölmek için hala uğraşıyor… Stratejik düşman…
Umarım ders olur!
CİNİAD, CİNİVERSİTE, VS…
TRT’de cin belgeseli, cinlerin kandırdığı belediye başkanı, kayıp tüfeği cinlere aratan general gördük. İlkokullarda din dersi diye “Dabbe” filmini izlettiler de çocuklar ağlayarak okuldan kaçtı. Bir akıl tutulması dönemi bu…
Tayyip Erdoğan zamanında FETÖ’ye verdiği desteğin nedenini şöyle açıkladı: “Allah dediler, destek verdik.” Yani “vatan” diyenleri tasfiye etmek için “Allah” diyenlere yol verildi. Şakirtler, devlet oldu.
Darbe girişimi gösterdi ki, dini zemindeki her türlü topluluk (tarikat/cemaat), kendi içinde bir hiyerarşidir ve müritleri için devlet hiyerarşisinden önce bu aidiyet gelir.
FETÖ, şakirtlerini “biz ABD’nin maşasıyız” diyerek toplamadı etrafına, onlara “cennete gideceksiniz” dedi, “cin” dedi, “peri” dedi “mehdi” dedi. Diğer tarikatlar gibi dini kullandı. Peki, bütün bunlar AKP’ye ders oldu mu?
Hayır!
Cübbeli Ahmet çıkıp, “demokrasi nöbeti tutan cennetliktir” fetvası veriyor. Bir yandan askeri okullar kapatılırken diğer yandan medreselerin mahallelerden öğrenci toplamasına izin veriyorlar. Yeni paralel hiyerarşiler yaratılıyor. Artık yeni öğretim kurumlarımız ciniversiteler mi?
Oldu olacak, bundan sonra amele pazarları yerine cin pazarları olsun, tamirci cinler, istihbaratçısı, paparazzisi, kısmet açanı, vs… MİT’in adı CİT olsun başına da Medyum Memiş geçsin. ABD’li astronotlarının uzay mekiğindeki donsuz fotoğraflarını çekip biriktirir ve uluslararası ilişkilerde koz olarak kullanır. Güce bak sen!
Hazır başlamışken, TÜSİAD, MÜSİAD alayı kapatılsın, onların yerine CİNİAD, (Cin Gibi İş Adamları Derneği) kurulsun. Başına milletin a…na koyan AKP’li iş adamı Mehmet Cengiz ile peygamberin saçının yıkandığı suyu şişeleyerek satan Cübbeli Ahmet eşbaşkan olarak geçsin…
Layığımızdır…
“YANILDIM, ÖZÜR DİLERİM”
Türk milletine düşman olan her şeyi destekledi. Gerici 31 Mart ayaklanmasını kışkırttı, Hareket ordusu gelirken Paris’e kaçtı. Affedildi geri döndü bu kez de İngilizlerle birlik oldu, önce İttihat ve Terakki’ye sonra Kuvay-ı Milliye ve Mustafa Kemal’e saldırdı. İçişleri Bakanı oldu, bütün Kemalistler hakkında yakalama kararı ve idam fermanı çıkardı. Hapistekileri astırdı. Sonra Milli Kuvvetler emperyalistleri yenince gazetedeki köşesine şöyle yazdı: “Yanılmışım, özür dilerim…”
O, İngiliz muhibbi Ali Kemal’di…
Nazlı Ilıcak da savcıya verdiği ifadesinde tıpkı Ali Kemal gibi, “Yanılmışım, özür dilerim meğerse FETÖ gerçekten terör örgütüymüş” dedi.
Kışla duvarlarında asılı bir karikatür vardır, tüfekle oynarken arkadaşını vuran asker pişmanlıkla “boş sanmıştım” der. Ve afişin altında şöyle yazar: “Boş dahi olsa silahla oynama!”
Nazlı Ilıcak gibiler, dolu silahla ve sonuçlarını bilerek oynadılar. Bundan da hiç pişmanlık duymadılar.
Umarım sonları benzemez, Ali Kemal linç edilmişti, Nazlı Ilıcak’ın adil yargılanmasını diliyorum.
ERGENEKON NE OLACAK
İnsanların yıllarca hapis yattığı Ergenekon davası Yargıtay tarafından bozuldu. Aylarca bekledik. Dava nihayet İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaştı.
Ama…
Mahkeme davayı “görevsizlik” gerekçesiyle kabul etmedi. Davanın bütün polisleri, hâkimleri, savcıları FETÖ darbesinden tutuklu ya da firarda, ama bu davayı sonlandıracak mahkeme hala ortada yok.
Cumhuriyetin hâkimlerine sesleniyorum, yargı kurumunun ve cumhuriyetin üzerine sürülen bu kara lekeyi kim temizleyecek? Bu davayı kurgulayanlar kadar cesur bir mahkeme kalmadı mı?
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
7 Ağustos 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




