Türk Ordusu savaşta… En önde komandolar ve Özel Kuvvetler var…
Peki…
Komandoların yetiştirildiği Eğirdir Dağ ve Komando Okulu’nda durum nasıl?
TSK’daki bütün kurslar durduruldu. Komando kursu gören Harbiyeliler atıldı, Astsubaylar atıldı. Komando İhtisas Kursu yapılmıyor. Bir yandan Kışlalar taşınıyor, her gün birileri başka başka yerlere tayin ediliyor, askeri okullar kapatılıyor. Yetmezmiş gibi bir de kara propaganda var, teslim alınan komutanların görüntüleri yayınlanıyor…
Türkiye koca bir savaşın ortasında ve tek dayanağı da bu ordu…
Çok ses getiren cinci general dosyası Aydınlık’ın manşetiydi. Isparta Er Eğitim Tugayı… Hatırladınız.
O kışlada bir Cuma gününü anlatayım…
Cami büyüklüğündeki mescit tıklım tıklım, en önde komutanlar, neredeyse bütün subay-astsubay ve erat istisnasız orada…
Kapının önüne bir masa atılmış. Arkasında bir uzman çavuş içeri girenlere gülsuyu, lokum ve bisküvi ikram ediyor…
Sakın yanlış anlamayın, sorun namaz değil, o koca kışlanın ve belki başka birliklerin üzerine sinen atalet, kırgınlık. Askeri okulların kapatılmasının sonuçlarını daha şimdiden görmeye başladık, çünkü birlikler sözleşmeli subay ve astsubaylarla dolduruldu…
Tehlikenin farkında mısınız?
Değilseniz, anlatayım. Sinop, 30 Kasım 1853… Osmanlı donanması limanda demirli. Osman Paşa’nın askerleri her zaman olduğu gibi topluca Cuma namazındalar. Asakir-i Mansure-i Muhammediye ile başlayan “dini bütün askerler” yetiştirme projesi birlikleri askerlikten iyice koparmıştı. O kadar ki, ani bir baskınla gelen Çarlık donanması birliklerin Cuma namazında olduğunu biliyordu, ama Türk askerleri Rus donanmasının gelişini haber alamamıştı. Çarlık donanması derhal ateş etmeye başladı. Denize düşenlere bile acımadılar. Sonuçta 2.700 şehit, 556 ağır yaralı verildi. Osman Paşa, iki firkateyn kaptanı ve 150 asker yaralı olarak esir düştü.
Sonrası, bir yenilgiler tarihidir. Ta ki, milli orduya kadar…
Tarihten ders almazsanız, tarihe karışırsınız…
Çekin artık ellerinizi üzerinden, o bizim ordumuz…
DAMDAKİ KIZIL SAÇLI
Danıştay saldırısı yeni olmuştu. Biz Muzaffer Tekin’in yattığı hastanenin önünde, yanına bir avukat sokabilme savaşı veriyorduk. Ailesini bile sokmuyorlardı. O günlerde bir kitap yazdı. Muzaffer Tekin, bir sayfada yüzbaşı, diğerinde binbaşı, bir başkasında astsubay oluyordu. Tutarsızlık doluydu. Şemdinli olayından, Danıştay saldırısına, Atabeyler tertibine ve hatta Susurluk’a kadar birçok olay Ergenekon’a bağlanıyordu. Avukatların bile görmediği ifadelerden söz ediyordu. Ki, sonunda bu kitapta yazanlar olduğu gibi Ergenekon iddianamesine girdi.
Türk polisinin FBI mensuplarına rapor verdiği günlerdi. Ergenekon tutuklamaları sürerken bu her gün televizyonlardaydı.
Kanal-7’de”İskele Sancak” programını o sıra Erhan Çelik sunuyordu. Ateşli konuk, çanak sorularla coşmuştu. O sırada can çekişen Kuddusi Okkır’ın tahliyesi konusunda şöyle diyordu: “Bunlar Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli, ölüm döşeğinde olmasının sebebi savcı değildir, iyi o zaman Abdullah Öcalan da hastalandı diye onu da serbest mi bırakalım?” (04.07.2008)
Beyin kıvrımlarındaki nefreti Kuddusi Okkır öldükten sonra da kusmaya devam etti yıllarca. Habertürk’te masumiyet karinesini hatırlatan Süheyl Batum ve Ümit Kocasakal’a şöyle bağırıyordu: “Kesinlikle Ergenekon diye bir örgüt var, ben bu konuda 12 tane kitap yazdım…”
Haklıydı, onların kitaplarında vardı Ergenekon. Gerçekte olmasa da olurdu. Onların kitapları kutsal kitap gibiydi. Cezalar yağdırıldığında da sevinçle alkışlıyordu. Hayatları boyunca ölümü küçümsemiş, düşman mermilerine göğsünü siper etmiş kahramanları infaz ederken o kadar cesurdu ki…
Kızıla boyanmış saçları ve efemine kâkülüyle bir tavan arasında saklanırken yakalandı…
Eski savcı, Gültekin Avcı’dan söz ediyorum. Kendine layık gördüğü yer bir tavan arası oldu sonunda…
CV LİYAKATİ
Google’dan bulunuyor. Curriculum Vitale’nin kısaltmasıymış. Yaşam yarışı demekmiş. Kapitalist dünyada iş başvurusu yapmak isteyen herkesin niteliklerini yazdığı belge… Hayatımıza giriverdi ve alayımız doğuştan Latin gibi, bir de dil kırarak kullanıyoruz: “Siiivi.”
O CV’lerde eğitim durumundan, mesleki yeteneklere kadar her şey yazar.
Ama oralarda bu mesleki niteliklere sahip adamların kişilikleri hakkında bir şey yazmaz. Alçak mıdır, hırsız mı, uğursuz mu, korkak mı, kaypak mı bilemezsiniz…
Darbe girişiminden sonra en çok sorulan soru şuydu: “Nasıl oldu da Genelkurmay Başkanı ya da Cumhurbaşkanı en yakınlarındaki adamların FETÖ üyesi olduğunu anlayamadı?”
Çünkü…
Yükselmek için geçer akçe bir CV, bir de kişiliksizliğin göstergesi olan yağcılık olmuştu bu ülkede. En güzel “baş üstüne efendim” diyen, belden bükülerek selam veren terfi ediyordu. Doğrucu Davutlar da emekliye…
Aynı şey, üstelik daha keskin bir şekilde bütün bakanlıklar ya da kamu kurumları için de geçerliydi. En iyi “haklısınız efendim, en iyisini siz bilirsiniz efendim” diyen kişilikler tırmanıyordu yükseklere.
Bir bakıma iyi sonuçları da oldu, şimdi hepsi hapiste birbirini satıyor.
Ama düşünün bir kez, ya ordumuz karşı koymasaydı ve bunlar darbeyi başarsalardı ne olacaktı?
Şimdi tekrar aynı mantık çalışıyor. Başdanışman ya da yüksek mahkeme üyesi olmanın ölçüsü nedir? Çay toplamak mı? Profesyonel orduyu, Kürt özerkliğini veya başkanlık sistemini savunmak mı? Atatürk’e düşman olmak mı?
Demem o ki, nitelikler eğitilerek kazanılır, ama kişilik için eğitim yetmiyor. Umarım hükümet bundan bir ders çıkarıyordur diyeceğim, ama sizce çıkarıyor mu?
CHP’YE GEÇMİŞ OLSUN
PKK Kılıçdaroğlu’na saldırdıktan sonra açıklama yaptı: “Biz onu değil öndeki askerleri hedef aldık…”
Uyarıyorlar, gözdağı veriyorlar. CHP’den Fırat kalkanı harekâtına karşı bir “savaşa hayır” kampanyası bekliyorlardı. Ama CHP, 15 Temmuz’un ve öncesinde FETÖ ile HDP/PKK konusunda yaptığı hataların da etkisiyle mecburen harekâtı destekledi. Alt perdeden PYD’ye destek anlamına gelecek laflar da etti, ama bu PKK’ya yetmedi. Hayal kırıklığına uğradılar. Ve bildikleri tek dille uyardılar.
Hep söylüyorum, ayı ile yatağa girersen tırmalanırsın, çünkü başka dil bilmez.
PKK’nın hayal kırıklığının nedenleri bir yana, umarım CHP bundan ders çıkarabilir.
Geçmiş olsun, ders olsun…
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
28 Ağustos 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




