17. Yüzyılın son yarısında Hindistan’da hüküm süren Şah Cihan’ın oğlu Arangze, İslam tarihinin en katı yüzlerinden biriydi. Babası şah Cihan’ın aksine sanata ve bilime hiç saygısı yoktu, onlar dine aykırıydı, kitapları yaktırdı. İçkiyi yasakladı, müzik de şeytan işiydi.
Müzik aletlerini yasakladı. Hepsinin gömülmesini emretti: “Öyle derine gömün ki, sesi yeryüzüne ulaşmasın…”
Arangzeler öldü ama yobazlığın putları yıkılamadı bir türlü.
Ben, Astsb. Hzl. Okulu sınavına Ankara’daki Mızıka Astsb. Hzl. Okulu’nda girmiştim (şimdi MYO). Beni bir piyanonun başına götürüp müzik kulağı testi yapmışlardı. Elbette yeteneğim yoktu. Sonraki yıllarda bu okul öğrencileriyle askeri eğitim kamplarında birlikte olur, onların müthiş müzik ziyafetlerinin keyfini çıkarırdık. En güzel de 1. Ordu marşını çalar ve söylerlerdi, eşsizdi.
Bayrağımın üstünde ay yıldızdan da büyük,
Ey asırlar hâkimi, tarihin hâkimi Türk!
Orduların atıyla üç kıtayı çiğnedi,
Zafer türkülerini yedi kat gök dinledi.
Asırlardır bu ordu, Türk yurdunu koruyor,
Milletinin emrinde, zaferlerle yürüyor.
Her arığın içinde, her sevginin üstünde,
Vatan için yaşıyor, vatan için ölüyor…
İstiklal bir destandır kazandığın zaferler.
Serhadler Şehnameni, dağlar türkünü söyler.
Sancağınla yeni bir şafak ördün Ata’na,
Adımların mıhladı istiklali vatana.
Bunları anlattım, çünkü şimdi o okul ve TSK Armani Mızıkası kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Heybeliada Deniz Bandosunu ise çoktan kapattılar…
Bu köksüz kin niye bilmiyorum. Ama ateşle oynuyorlar… Çünkü müzik sustuğunda geriye sadece kötülük kalır… O kötülük, Arangze’nin soyundan gelen herkesin İngiliz namlularıyla yok olmasına neden olmuştu.
LİYAKAT CİNAYETİ
Alpaslan Aslan… Belki birçoğunuz unuttu bu adı. Ben ve diğer Ergenekon sanıkları ise hiç unutmayacak. Cumhuriyet gazetesine bombayı bir başörtüsü eşliğinde atmış, Danıştay binasına girip, bir öğretmenin başörtüsü ile görev yapamayacağı kararını veren Danıştay 2. Daire üyelerini mermi yağmuruna tutmuş, Mustafa Yücel Özbilgin’i şehit edip diğerlerini yaralamıştı.
O günlerde hükümete yakınlığıyla bilinen Haber-7 sitesinin yazarlarından Baha Övünç, katilin babası aracılığıyla hükümete iletilmesi için verdiği iki kelimelik mesajı yayınlamıştı: “Önünüzü açtım!”(30 Mayıs 2006)
Aradan yıllar geçti, hükümeti bu cinayetin sorumluluğundan kurtarmak vaadiyle devlete kapılanan FETÖ, bir darbe yapmaya yeltenecek noktaya geldi. Hesaplaşma başladı…
Ama, ne değişti?
FETÖ’nün azmettirdiği Alpaslan Aslan’ın talepleri birer birer gerçek oldu. Mecliste, Okullarda, mahkemelerde, Yargıtay, Danıştay hatta poliste başörtüsü artık serbest…
Peki, bir sonraki adım ne olacak? Çarşaf mı, peçe mi, sarık ve cübbe mi? Alpaslan Aslan’a da bir liyakat madalyası mı verilecek?
YENİ OSMANLI
Tarihte çok örneği var. Esirlerin kılıçları alınır, üniformalarındaki rütbe ve nişanlar sökülür ve sokaklarda gezdirilerek zaferin nişanesi olarak halka teşhir edilirdi. Osmanlı devlet kıyafetlerinde takılan başlıklar rütbeleri temsil ederdi. Padişahın huzurunda bile kafadan çıkmazdı. Sadece banyoda, uyurken ya da cellâdın elindeyken çıkarırlardı. Bir de esir düştüklerinde düşmanları tarafından, kılıçları ve bayraklarıyla birlikte alınırdı.
Türk Kültür Ocakları isimli kuruluş, bu yıl 3 Mayıs Türkçülük günü anısına Almanya’da Mehter takımı ile yürümek istediklerinde Alman polisi temsili kılıçlarını, bayrak direklerini ve başlıklarını almıştı ellerinden. “Yürüyecekseniz böyle yürüyün” demişti.
Onlar da yalın ayak baş açık birer esir gibi yürümüşlerdi, silahsız ve bayraksız…
Yeni Osmanlı’nın dışarıdaki durumu böyle… İçerideki durumuna gelince…
Memleketin 92’nci partisi olarak Osmanlı Partisi kuruldu. Eğitimlerini tamamlayıp, bütün memleketi kurtaracaklarmış.
Ne geçmişten ne el âlemden bir şey öğreniyorlar!
DUNSTERFORCE GİBİ
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, PYD ile birlikte Türk Ordusu’na karşı savaşan ABD Özel Kuvvetleri hakkındaki soruya, “Özel Kuvvetlerimizin yerini söylemeyeceğim” diye cevap verince aklıma Dunterforce geldi.
Bolşevik Devrimi’nden hemen sonra Azerbaycan Sovyeti yönetimi yetkilerini bırakınca yönetim Menşeviklerden ve Taşnak Ermenilerinden oluşan Sentroskapi Diktatörlüğü’ne geçti. Onların da ilk yaptığı şey İngilizleri davet etmek oldu. İngilizlerin derdi Bakü petrolleriydi. Albay Dunsterville komutasındaki İngiliz Özel Kuvvetleri Bakü’ye geldi. Amaçları burasını Türklere ve Bolşeviklere karşı elde tutmaktı.
O sırada Almanlar ile stratejik müttefik olan, hatta Genelkurmay Başkanı bile Alman olan Osmanlı ordusu ise içinde Alman olmayan bir Kafkas İslam Ordusu kurmuş Bakü’ye ilerliyordu. Onların da hedefi Bakü petrolleriydi. Geç de olsa Almanların kendi çıkarları olduğunu anlamışlardı. Yolda müttefikleri olan Alman birlikleriyle, Ermeni birlikleriyle, Gürcülerle ve İngiliz Özel Kuvvetleriyle çatıştılar. İngiliz ve Alman bir olmuş Türk’ü vuruyordu. Uzatmayayım, Albay Dunsterville’in şu sözleri tarihe geçecekti: “Yeryüzünde hiçbir güç Bakü’yü Türklerden korumak iktidarında değildir.”
Pılıyı pırtıyı zar zor toparlayıp, canlarını ancak kurtarabilmişlerdi. Nuri Paşa Bakü’ye girdiğinde sadece depolanmış petrolün 50 yıllık ihtiyacı karşılayacağını sevinç içinde Enver Paşa’ya bildiriyordu. Mondoros hükümleriyle ayrılana kadar da orada kaldılar.
Aradan bir asır geçmiş durum aynı durum. Müttefikimiz Almanlar PKK saflarında, İngiliz askerleri PYD mevziilerinde ölüyor, ölen YPG’lilerin tabutları ABD bayrağına sarılıyor, Ermeniler ve Gürcüler yine aynı safta.
Geçenlerde eski ABD Büyükelçisi James Jeffrey bir hayal kırıklığı edasıyla Suriye’de 5 bin 500 Amerikan askeri olduğunu söyledikten sonra: “Türklerin 500 askerle sahada neler yapabildiklerini gördük” diyordu. Aynı Dunsterville gibi o da bu hızlı ilerleme karşısında şaşkındı. Aslında bu şaşkınlık ABD yönetimine bir uyarıydı: “Bu adamların ayranını kabartmayın, sakın kandırmaya kalkmayın” diyordu.
Sözcü Peter Cook, “Özel Kuvvetlerin yerini söylemem” diyor ya… Hem tarih bilmiyor, hem büyük sözü dinlemiyor. Bizimkiler nasıl olsa bulur hepsini…
Eğer AKP iktidarı son dakikada Türk Ordusu’na bir gol atmazsa, ABD’nin bu bölgede işi bitmiştir. Bir gece tıpkı Dusterforce gibi tüyecekler. Bel bağlayanların haberi olsun istedim… Tarih tekerrür ediyor!
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
4 Eylül 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




