HAFTANIN DALKAVUĞU
Bölücübaşı Apo’nun sorgulanırken kıvranma görüntüleri ortaya çıkınca Ufuk Uras Twitter’dan şöyle demiş: “ Öcalan kendisiyle görüşenlerle kafa bulmuş, ama barış gelirse diye kafayı yiyenler ne yapsa boş”
HAFTANIN SATIŞI
Değer Satmak Ne Kolaymış
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Apo’nun sorgulama görüntülerini açıklamaya çalıştı: Öcalan’ın İmralı’da 15 yıldır nasıl bir mücadele verdiğini çok iyi bildiklerini söyleyen Demirtaş, “Her birinizi 15 saat o odaya koysalar bütün değerlerinizi satarsınız be…”(Cumhuriyet, 12 Şubat)
Meğer ne kolaymış insanın değerlerini satması…
HAFTANIN SAMİMİYETSİZİ”
Bu şahıs o sıralar Başbakan’ın basın danışmanıydı. Başbakan’ın pek beğendiği habervaktim.com, Baykal’ın kasetini yayınlamıştı. Başbakan da meydanlarda en çirkin cümlelerle bağırıyordu: “Eşiyle evinin yatak odasında mı bir şey oluyor ki özel olsun… Özel değil bu, geneeel geneeel…”
Bugün o danışman şöyle yazıyor: “Başkalarının yatak sahnelerini dikizlemek hak mı oldu? Şeffaflık ve bilgi edinme hakkı gereği kimse avret yerini gizleyemeyecek mi?” ( Hürriyet-8 Şubat 2014)
Akif Beki’nin köşesini okurken anlayamıyor insan, bunları yazarken yüzü kızardı mı, kızarmadı mı?
HAFTANIN SORGUCUSU
Cumhuriyet’in en hâkim köşesinde yazıyor. “Biz değil miydik” diyor, “biat kültürüne karşı çıkan. Biz değil miydik kardeşliğimizi unutup sınır boylarında gece baskınlarında Mehmetleri öldüren…” Çiçek, böcek, 68 kuşağı edebiyatı arasında “yaş” diyor “kuru” diyor, esip gürlüyor hazret. Ama…
Son 30 yılımızı kanla yıkayan adamın sorgu görüntülerini, nasıl taşeronluk yaptığını, emperyalizme nasıl biat ettiğini görmüyor. Gazetesinde ve köşesinde tek satır yok. O, Hikmet Çetinkaya… (Cumhuriyet, 9 Şubat 2014)
Her şeyi sorguluyor da bir kendisini sorgulamıyor. Bilmiyor… Tarih baba da soracak bir gün: “Sen değil miydin o kanlı itirafların üzerini çiçekli böcekli kalın örtülerle kapatan” diye…
HAFTANIN AŞKI
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, daha önce Zaman gazetesi için şöyle demişti: “Tek kelimeyle anlatmak gerekirse, bence o kelime vicdandır.” Yıl 2011… O günlerde Zaman gazetesi Ergenekon bülteniydi. Önüne geleni infaz ediyor, kimlerin tutuklanacağını müjdeliyordu. O haberler yüzünden intihar eden askerler oldu. Ocaklar yıkıldı. Gürsel Bey, geçen gün de şöyle dedi: “Bazen iyi ki, paralel yapı varmış diyorum, nasıl öğrenecektik bu yolsuzlukları?” (7 Şubat 2014)
Muhabbete bakın… Ne diyelim arkadaş… Bir yastıkta kocasınlar.
HAFTANIN KARA MİZAHI
Yeni Şafak, hükümetin interneti sansürleyen yasa değişikliğini şu başlıkla verdi: “İnternete Sansür değil, güvence…” (9 Şubat 2014)
George Orwell, 1984 adlı ünlü romanında her şeyi izleyen, her düşünceyi takip eden faşist bir yönetimi tasvir eder. Orada da Savaş Bakanlığı’nın adi Sevgi Bakanlığı’dır…
HAFTANIN GÖRME ENGELLİSİ
Yeniçağ gazetesi milliyetçi çizgide… En azından öyle söylüyorlar. PKK açılımına karşı da yayınlar yaptı. Ama… Tuhaf olan o ki, Apo’nun sorgu görüntülerinden tek satır söz etmiyor. O görüntüler PKK ile yapılan pazarlıkları bitiriyor… AKP-PKK ortaklığını ortaya çıkarıyor… PKK’nın emperyalizme nasıl taşeronluk yaptığını kanıtlıyor… PKK çalkalanıyor, bölünüyor, kendini sorguluyor… Temsilcileri kem küm etmek dışında cevap bile veremiyorlar…
Ama Yeniçağ farkında değil, görmüyor. Kim bilir, belki de göremiyor… Gazetenin vicdanlı yazarları Afet Ilgaz, Arslan Bulut yazıyor. Ama gazete kör… Yandaş ve bölücü medyanın körlük nedeni belli de Yeniçağ’a ne diyeceğiz?
HAFTANIN AÇILIMI
Sabah’ın haberi… Tunceli’de LGBTİ şubesi açılmış. Yani Lezbiyen- Gay– Biseksüel– Transseksüel ve İnterseksler (ne demekse) Derneği… (9 Şubat 2014)
Destek bile istiyorlar: “Homofobi, bifobi, transfobi, heteroseksizm, kapitalizm, militarizm karşıtlarını verilen antifaşist mücadelemizde örgütlenmeye çağırıyoruz…”
HAFTANIN ÇARPITMASI
Cumhuriyetin ifade ettiği ne varsa düşmandır. Bunun için her şeyi çarpıtmaktan çekinmez. Refik Halit Karay’ a özenir. Anladınız… Engin Ardıç…
Mithat Paşa 1876’daki özgürleşme hareketinin öncüsü. Bir öğrenci ve kitle hareketiyle, ilk anayasa yapıldı. Ama Engin Ardıç’a göre bu darbedir ve darbeler zincirinin başlangıcıdır. Sanki padişah seçimle gelmiş gibi… Sanki o güne kadar padişahların öldürüldüğü isyanlar hiç olmamış gibi… Osmanlı bir demokrasiymiş de Mithat Paşa darbe yapmış gibi.
Cumhuriyet dönemine ise hepten düşman… 1923-25 arası demokrasi değilmiş. Bakıyorsunuz, ne var o dönemde? Hilafetin kaldırılması… Lozan’ın kabulü. Devrimlerin başlaması. Bu yüzden demokrasi saymıyor. Sanki halife tahtında otururken demokrasi olabilirmiş gibi…
Engin Ardıç işte… Bildiğiniz gibi…
HAFTANIN TÖVBEKÂRI
Osman Öcalan… PKK yöneticisi. Ellerinde Mehmetçiğin kanı var. “Sayın Muzaffer Başbakan” diyor… “Allah’ın evine gidip tövbekâr olmak istiyorum. Bana bir pasaport çıkarır mısınız? Türkiye İslam âlemini yüceltmek, Kürt çözümüne katkı sunmak istiyorum…” (Sözcü, 9 Şubat 2014). Yalvarıyor… El yazısıyla yazmış mektubunu. Bir hürmet, bir hizmet aşkı, sormayın gitsin…
Ne yapsın? Baktı ki, ağabeyi enstrüman olmuş… Durur mu bu da…
HAFTANIN MİSAFİRİ
Bir askeri darbeyle yönetime geldi. 40 yıl ülkeyi yöneteceğine ant içti. Gazetecilere, “ya hükümetime biat edin ya da cehenneme gidin” dedi. Dünyanın en kötü liderleri arasında 11 sırada gösteriliyor.
O… Gambiya Devlet Başkanı Yahya Jammeh… Abdullah Gül davet etti. Yakışır. Ama karşılamaya gitmedi. Tuhaftı. Onun yerine Sağlık Bakanı gitti. “Ne alaka” derseniz… Adam AİDS’e çare bulduğunu da iddia ediyor. Belki ondandır. Dedim ya… Yakışır…
HAFTANIN BENZETMESİ
CHP milletvekili Emine Ülker Tarhan yaptı o benzetmeyi: “Bir telefonla manşetlerin ve program alışlarının değiştiği ülke, sanki Yüzüklerin Efendisi’nin Orta Dünya’sı, yapansa ar damarı çatlamış Ak Saruman gibi…” (Milliyet, 11 Şubat 2014)
HAFTANIN SIĞDIRANLARI
Hani Sabah ve ATV’nin alımı için toplanan paraların bir panelvanla taşınma görüntüleri vardı ya… Diyorlar ki, 650 milyon doların toplam hacmi 6 ton ve tam bir TIR yükü ediyormuş. Star Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kararalioğlu hesaplamış, Akif Beki de yazıyor (Hürriyet,12 Şubat 2014). Ki kanıtlasın, “bu para bir panelvana sığmaz, iftira var” diye. Allahın sopası budur işte…
Ergenekon iddianamesini en çok Star ve Kararalioğlu savundu. Tapındılar adeta. Manşetler yetmiyordu. O günlerde Doğu Perinçek’in 24 bin G-3 tüfeğini bir BMW otomobilin bagajında Habur’dan PKK’ya götürmesi bu iddianamenin en çarpıcı parçasıydı. Nasıl da savundular. Ki, aslında 120 ton ediyordu. Ancak 20 TIR’a sığıyordu. 5 km.’lik konvoy yani…
İşte bu arkadaşlar o günlerde 210 tonu bir bagaja sığdırabiliyordu. Onu sığdıran 6 ton parayı panelvana sığdıramaz mı?
HAFTANIN PESPAYELİĞİ
Bunu ülkenin en çok satan gazeteleri yaptı. Konu, Ayşe Deniz… Gezi olaylarında tutuklandı. Boynuna kırmızı fular takmakla suçlandı. Hapiste ve mahkemede dimdik durdu. Örnekti. Sözcü’den Soner Yalçın O’nu anlatırken, “bazı çocuklar anne babalarını doğurur” diye yazmıştı. Ama bakın Sözcü gazetesi Ayşe’nin tahliyesini şu başlıkla duyurdu: “Kırmızı fularlı kıza aşk mektubu yağdı” (12 Şubat). Ya diğerleri? Hürriyet: “Bir tek aşk mektuplarını yanıtlamadım.” Milliyet: “Adli mahkûmlar aşklarını ilan etti.” Vatan: “Cezaevinde aşk mektubu yağdı.” Sözleşmiş gibiler. Kafa aynı. Bu sözler, yapılan röportajda sadece bir cümle, en ilgisiz ayrıntıydı. Ayşe’ye yapılan haksızlığı, dik duruşunu yok sayıp bu ayrıntıyı öne çıkardılar. Bir gencin direnişini ucuz bir magazin pespayeliğine dönüştürdüler. Aferin… Yakışır size…
Oktay Yıldırım
16 Şubat 2014’te Aydınlık-Satır arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.
