Başkan Roosvelt Monroe Doktrininin kapsamını genişletip, Latin Amerika’dan Avrupa’nın ayağını kesmiş ve bu zengin topraklar ABD’nin sömürge alanı haline gelmişti. “Kalın sopa” adını verdiği zorbaca bir siyasal program uyguluyordu. Baktı olmuyor, 1934 yılında “iyi komşuluk” politikasına geçti ve ABD yanlısı hükümetleri iktidara getirmeye başladı. “Muz Cumhuriyeti” deyimi bu yılların ürünüdür. Fakat güçlü bir ABD karşıtlığı da oluşuyordu.
ABD’nin buna karşı kullandığı araç ise Walt Disney’di… 1941 yılında Dışişleri Bakanlığının verdiği görevle Latin Amerika’yı dolaşmaya başladı. Görevi, bura halklarına ABD’yi sevdirmekti. Ve bunu başarıyordu da…
Latin Amerikalı çocuklar puro içen Brezilyalı papağan Joe Carioca’ya bayılıyorlardı.
1955 yılında Disneyland’ı kurdu ve hızla dünyanın her yerine yayıldı. Bu eğlence parklarında, çocukların sevgilisi haline gelen karakterlerin, filmlerde verdikleri subliminal mesajlar bilinçaltına kesin doğrular olarak yerleşiyor ve yeni kuşaklarda ABD hayranlığı kök salıyordu.
Şimdi…
Disneyland için Bolu Komando Tugayı’nın yeri düşünülüyor.
Kıbrıs Barış harekâtı denilince iki birlik hatırlanır, Kayseri Hava İndirme ve Bolu Komando Tugayları… Kıbrıs müdahalesi aslında ABD çıkarlarına karşı yapılmış ve cevabı da hemen uygulanan ambargo ile görülmüştü.
PKK’nın korkulu rüyası olan bu komandolar, Pentagon yayınlarında “Vietnam’dan sonra en büyük yenilgi” dedikleri 1995 Çelik Harekâtının öncü birliğiydi. CIA’nın eğittiği Peşmergeler bu harekâtta canlarını zor kurtarmış ve binlercesi ABD uçaklarıyla Guam adasına kaçırılmıştı.
Yani bu kahraman birlik ABD’nin yenilgi sembollerinden biri ve o kışla da ABD’nin sabotajla şehit ettiği başka bir sembolün, Org. Eşref Bitlis’in adını taşıyor…
Yakında Walt Disney Production etiketiyle ABD’yi çok seven, mavi bereli bir penguenin maceralarını izlemeye başlarsak şaşırmayalım…
Kendi tarihine ihanet bu değilse nedir?
AHMET ÖZAL NE İSTER
Edirne Belediyesi’nin Su İmtiyaz ihalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla gözaltına alındığında 2008 yılıydı. Ergenekon dalgaları tam gaz giderken “Ergenekon Turgut Özal’a suikast yaptı” iddiası atılıverdi ortaya… Ahmet Özal artık bir yolsuzluk iddiasının öznesi değil, elim bir suikastın mağduruydu.
İktidar bu suikast söylemini çok sık kullanıyordu, çünkü bu yıllar Türk Ordusu’nun suçlanıp PKK ve Barzani’ye kırmızı halıların serildiği açılım dönemiydi. Ve bu hizmetin bir karşılığı olmalıydı.
Semra ve Ahmet Özal 2009 yılında Barzani ile buluştu. Önce 90 bin Peşmergeye sağlık kiti satacaktı ama fiyatta anlaşamadılar. Çok geçmeden Kerkük’ün en büyük konut ihalesini Ahmet Özal’ın aldığını öğrendik. Ama bu ihaleden çok Semra ve Ahmet Özal’ın ipe sapa gelmez suikast yorumları tartışılıyordu.
Kısa süre sonra Ahmet Özal’ın, 30 milyon doları alıp Irak’taki konutları yapmadan tüydüğü iddiaları yazılıp çizildi. Haciz için giden memurlar şirketi de bulamıyorlardı. Böyle zamanlarda hemen, “ah şu Ergenekoncular bizi nasıl da mağdur ettiler, başımıza ne geldiyse memleket uğruna” masalları anlatılıyordu.
Büyük zorlamalarla Tuğg. Levent Ersöz’ün sanık olarak yargılandığı bu “suikast” davası o kadar saçma iddialar üzerine kurulmuştu ki, az daha Semra Özal cinayet sanığı olacaktı. Sonunda Ersöz beraat etti ve dava kapandı…
Bu arada Barzani’nin, bunların 10 milyon dolarına el koyduğu Rudaw’da yayınlandı ama geri kalan 20 milyonu öğrenemedik.
Şimdi…
Ahmet Özal açıklama yaptı: “Babamı FETÖ öldürmüş olabilir, incelensin…”
Artık herkes anladı, bence hangi ihaleyi istediğini açık açık söylesin…
AKİT’TE ARŞİV TEMİZLİĞİ
Cemaat gazetelerini kıskandıracak kadar Boydak ve İstikbal haberi yapardı Akit. İnternet sayfasında kocaman istikbal reklamları filan…
Hatta 17-25 Aralık sonrasında Boydaklar içeri alındığında en sağlam desteği Akit vermişti: “İstikbal şöyle büyüyecek”, “Boydaklar şunu dedi”, “Boydaklar açıklama yaptı” filan…
Yargıtay’ın Ergenekon davası hakkındaki kararını “Darbeciler aklanmasın” diye veren, AKİT (22 Nisan) konu Boydaklar olunca niye böyleydi?
Bu hafta Vahdet gazetesi yazarı Kerime Yıldız Akit gazetesi arşivinde FETÖ övgüsü dolu yazıların silindiğini yazdı.
CIA uzmanı Claire Lopez FETÖ hakkında şöyle demişti: “O kadar çok yere sızdılar ki, onları ayıklamak çok zor.” Bir de Yalçın Akdoğan’ın “Kripto FETÖ’cüler” çıkışını hatırlayınca…
Daha derinlerde bir temizlik yapmak gerek bence, çünkü özleri aynı…
NATO NEDİR
Geçtiğimiz hafta Suriye’de yaralanan bir kadın CIA ajanı, Türkiye’nin yardımıyla kurtarıldı. Anlamakta zorlanıyorum. ABD Suriye’de PYD/PKK ile birlikte savaşıyor. Türkiye ise PYD/PKK’ya karşı savaşıyor… Yüzlerce insanın kanını döken ve Türk Ordusu’na en büyük darbeyi vuran FETÖ bir CIA, organizasyonu… FETÖ’nün amacının CIA destekli bir hükümet kurmak olduğu savcılık iddianamelerine girdi.
Yani PKK ve FETÖ adı altında, aslında ABD ile savaşıyoruz, ama ABD’nin kadın ajanını kurtarıyoruz. O kadın ajanın Murat Karayılan’dan ya da Feto’dan ne farkı var?
İşte NATO üyeliğinin memleketi getirdiği acınası yer tam olarak burasıdır. Bu nedenle ABD açıklıyor “Türkiye NATO’da ortağımızdır.”
NATO bir uluslararası terör örgütüne dönüşmüştür (North Athlantic Terror Organisation) ve NATO, ABD demektir. Bu yüzden ABD’ye kaçan FETÖ’cü Amiral NATO toplantısına katılıyor.
Neyin ortağıyız? Uluslararası terörün mü?
SÜMÜK, KULLUK VE KAN
Cübbeli Ahmet Hoca anlatıyor: Sahabe peygamberin sümüğünü üzerine sürermiş, bereket olsun diye, “sümükü şeriftir, kutsaldır” diyor… Hurafeye bak, hani eşref-i mahlûktu insan, sümüğe mi layık gördünüz?
Fetullah Gülen de akşamları Allah ve peygamber ile konuşuyormuş. Prof. Ahmet Keleş anlatıyor, “Gülen’in yemekte ağzını sildiği peçeteyi mübarektir diye yiyenler vardı.” Aklıma mukayyet olmalıyım.
Zaman zaman yazarım… Etienne de La Boetie, bir 16. Yüzyıl filozofudur, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’inde şöyle der: “(…) En cesur atlar, önceleri gemi azıya alır, fakat daha sonra buna alışırlar; bir zamanlar eğere saldırırken, şimdi koşum takımları içinde gururla salınırlar… Halk bir kere kulluklaşmaya görsün, özgürlüğü öylesine unutuyor ki, artık onun uyanıp yeniden özgür olması neredeyse olanaksız oluyor…”
Bazılarının her fırsatta çemkirip kötülediği Atatürk bu halka o unuttuğu özgürlüğü göstermişti. Onun yolundan ayrılmanın sonu ya sümüğe bulanmak, ya bulaşık peçete yemek, ya da bunu yapanlar tarafından kana bulanmaktır…
Oktay Yıldırım
karikatürler: Tuncay Batıbeki
14 Ağustos 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




