Devr-i istibdattı bir vakit… Yasaktı bazı kelimeler, çünkü işkilleniyordu sultan… “Yıldız” yasaktı mesela. Orada oturuyordu çünkü. “Burun” diyemezsin, çünkü burnu uzun. Baykuş yazamazsın bir yere, çünkü ittihatçılar ona “ Bizans’ın Yıldız burcundaki baykuş” diyor. Kahvehanede bile “kızıl” lafı çıksa ağzından, derhal jurnal gider de Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın huzurunda bulursun kendini… Çünkü ecnebiler “kızıl sultan” diyordu. “Vatan, millet, hürriyet?” Sümme haşa… Dediğin an idam fermanın sayılır. Çünkü aklına geliyor, ihtilal yapıp kendisini devirecekleri…
O kadar çok kelimeden işkilleniyordu ki, yasak kelimelerden birini söylememek çok zordu. Hep Sultandan değil, çoğu zaman dalkavuklarından gelirdi bu yasaklar.
Bugün demokrasi var hesapta. Hem de ileri demokrasi. 25 yıldır Devlet Opera Balesi’nde sahnelenen “Ali Baba ve 40 Haramiler” operasının “haramisi” afişten çıkarılmış…
Sizce kim işkilleniyor bundan?
Kim harami ya da kim bir haramiye yaranmaya çalışıyor?
Aman söylemeyin, lafın tamamı aptala söylenirmiş.
GERİYE DÖNMEYE GÖR
Atalar sözüdür, “göç geriye dönünce uyuz eşek başa geçermiş.”
Yeniçeriler, parayla savaşırlardı. Para yoksa savaş da yoktu. Savaşın ortasında bile para için isyan çıkardı. Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra da mantık değişmedi. Hem askerde hem de yöneticilerde…
Mareşal Moltke adeta burnunun kemiği sızlayarak anlatır, Yeniçeri Ocağından sonra kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye askerleri, “güzel bir geçit resmi yaptıktan sonra bile bahşiş beklerler hatta isterlerdi” diye…
Ama İttihat ve Terakki’den sonra, özellikle de milli mücadele ile birlikte para için savaşan askerin yerine halkı için savaşan asker gelmiştir. Padişah yoktur, vatan vardır ve onun için ölünür.
Askerin üniformasına takılacaklar bellidir, madalya, rozet ya da idam fermanı… Başka şey takılmaz…
Ama… Biz bahşişin rüşvet olmadığını AKP’den öğrenmedik mi? Vali de aynı kafada olunca, Albay’a altın takmasına ben hiç şaşırmadım. Yetiştiği gelenek belli…
Ama ya o Albay?
O, verdiği sözü yarım saat geç tuttuğu için kalbine tetik düşüren Albay Reşat Çiğiltepelerin, daha gencecikken Atatürk’ün karşısına dikilen Tıbbiyeli Hikmetlerin geleneğinden yetişmedi mi?
Altın takan o eli nasıl tutmadı? Nasıl kabul etti böyle bir şeyi?
Kaldı ki, böyle törenlerde ne olacağı önceden bilinir, kimseye sürpriz değildir. O Vali bilmediği bir şey yapıyorsa uyarılabilirdi. Nereden çıktı bu tuhaf adetler?
Yazıktır, koskoca bir Türk Ordusu’dur, o sonradan görme protokollarda bozuk para gibi harcanan…
Bir kez geriye dönmeye gör, nerede duracağın bilinmez…
YANAK MESELESİ
Bu yandaş takımına şaşmamak mümkün değil, her fırsatta Tayyip Erdoğan’ı Obama’nın yanında ayak ayak üstüne atmasıyla ya da ne bileyim elini yanağına değdirmiş gibi gösteren açı hileli bir kare fotoğrafla övüyorlar. Onlar için böyle şeyler önemli.
Oysa Amerikan kültüründe bu tip saygı ibareleri yoktur ki, onlardan biri yapıldığında bir anlamı olsun. ABD ordusunda bir onbaşı da Obama ile eli cebinde konuşuyor ve yanında ayak ayaküstüne atıyor. O kültürde bu bir üstünlük ya da saygı ifade etmiyor.
Ama bazen öyle şeyler yaparlar ki… İşte Obama, Tayyip Erdoğan konuşurken sakız çiğniyordu, hatta kulağındaki kulaklığı bile çıkarmıştı. Açık mesajdı bu, “sen ne anlatırsan anlat…” Hani yanağına dokunuyordu!.
Beteri de oldu zamanında…
Tarih, 23 Eylül 2009. Tayyip Erdoğan uzun bir aradan sonra ABD ziyaretinde ilk olarak Yahudi cemaatinin temsilcileri ile buluştu. Basına kapalı. “Davos krizi tarihe gömüldü” açıklaması yapıldı.
Af talebi gibiydi. Ama pek kabul görmemiş olacak ki, ertesi gün Obama’nın korumaları tarafından, davetli ve konuşmacı olduğu bir panele bile sokulmadı, olaya tüfekli korumalar müdahale etti. Başbakan’ınbir korumaya elle müdahale etmesi ve arabasından indirilerek New York sokaklarında dakikalarca yürütülmesi ekranlara yansıdı. Türkiye, tarihinde görülmedik bir biçimde aşağılanıyordu.
Obama sesini bile çıkarmadı, açıklamayı korumaları yaptı, onlar da Türk heyetinden“davetsiz misafirler”diye söz etti ve onları suçladı…
Kamuoyunda ikinci çuval geçirme olayı olarak adlandırılmıştı.
Şimdi unutulmuş bunlar. Vay efendim, yanağına dokundu, yok ayak ayak üstüne attı filan… Oysa önemli olan yanağa dokunmak değil, sonrası…
FRANSIZ HÜCRELERİ
Fransa’da terör saldırıları olur olmaz Fransız Jandarması patır kütür hücre evleri bulmaya başladı. Uydurma değil, gerçekten hücre evi. Evlerin girişi tuzaklı, çatışma çıkıyor filan…
Merakım şu, bu adamlar Fransız polisinin böylesine kapsamlı saldırıları önceden öğrenemeyeceği kadar iyi gizleniyorlarsa nasıl bu kadar kolay bulunuyorlar?
Bakın… Türkiye tarafından aranan PKK’lıların hepsine sığınma hakkı verdiler. Hepsinin evini ocağını biliyorlar. Daha üç yıl önce, Suriye’nin Dostları adı altında bütün bu cihatçı grupların örgütlenmesine ev sahipliği yaptılar. Thierry Meyssan’ın yazdığına göre o zaman Fransa’da ağırlanan Ebu Salih, Baba Amr’daki İslam Emirliği militanları ile birlikte 150 Suriyelinin boğazlanmasının mimarıydı. Yok, yanlış anlamayın, “oh olsun Fransa’ya” demiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Kolay buluyorlar, çünkü biliyorlar!.
Sadece, kullandıkları silahın bir gün kendilerine döneceğini bilmiyorlardı.
BÜLENT ARINÇ ADALETİ
Bülent Arınç, FETÖ soruşturması kapsamında Manisa’daki gözaltılar hakkında, “Herkes aklını başına alsın. Buradan giden başka bir yerden döner. (…)Şimdi kumpaslarla, balyozlar da bilmem ne davaları da kumpas iddialarıyla geri döndü. Müebbet hapis cezası alanlar bugün hepsi beraat etti. O kararları veren hâkim ve savcılar ise şu anda cezaevinde. Burada da bir yanlış yapılırsa unutmayın bugün yarın veya bir başka gün bu yanlışlıklar ortaya çıkar” buyurmuş.
Hukukçuya bakın!.
Hiç unutmuyorum, 2009 yılının 1 Haziran akşamıydı. STV Ana Haber’de Bülent Arınç, “Adına Ergenekon mu diyorlar, ne diyorlar biliyor musunuz, bunların iddianamesinde AKP’yi devirme planları çıktı” diyordu. Düzmece Kozmik Oda senaryosunda Bülent Arınç açıklamalarıyla adeta yardımcı oldu o savcılara… O sayede boşaltıldı oradaki devlet sırları. Şimdi Amerikalılara verildiğini okuyoruz gazetelerden. Belki de bunun için “Allah Ergenekon savcılarından razı olsun” diyordu.
Acaba sıra Kozmik Oda tertibine gelince ne diyecek en çok onu merak ediyorum… Hukuk abidesi(!)


