CENGİZ KOÇAK


     Aslında geçen hafta yazmıştım… Aydınlık’ta birkaç satırı sığdıracak yer bulamayınca, bu haftaya kaldı. Kaldı, ama o, bu haftaya bir dünya üçüncülüğünü sığdırdı.

    İnsanlık tarihindeki bütün ilerlemeler sınırları zorlayanlar sayesinde oldu. O da sınır tanımazlardan biri. Çok başarılı bir Türk astsubayıydı, Amerikan ve İngiliz Astsubay akademilerini de dereceyle bitirdi. Paraşüt denilince neredeyse bütün Türk ordusunda ilk akla gelen isimlerden biri. İmkansız denilen her yerden atladı. En son bir imkânsızı daha yaptı, havada bir paraşütten diğerine geçti. 

    Dünyanın her yerinde Türkiye’yi temsil ediyor. Devlet, her yere oluk oluk para akıtırken o, mesela Kolombiya’daki bir yarışmaya davet edilen dünya çapındaki sporculardan biri olarak kurumsal sponsor bulamadı. Arkadaşlarının bireysel çabalarıyla gitti, dünya üçüncüsü oldu. Kendisini kutladığımda “bu başarıdaki en düşük payın kendisine, geri kalanının Cumhuriyet’e ve Türk ordusuna ait olduğunu” söyledi. Hâlâ “içimdeki hava indirmeci ruhu” diyordu. 

    En büyük hayali Türk bayraklı, Atatürk imzalı bir paraşüte sahip olmak ve dünyanın her yerinde onunla atlamak. Çok şey mi istiyor? 

    Onu çok iyi tanırım, hamurunu bilirim, bunun da bir yolunu bulacaktır, ama… Bu ülkede Cengizlere Atatürk imzalı bir paraşüt ve donanım yaptırıp arkasında duracak insanlar ya da kurumlar kalmadı mı? 

    Cengizler Türk bayrağını yeni sınırlara dikmeye devam ederken… Ona teşekkür ediyorum. Bunu yapacak çok kişi olmasını umut ederek…


    GAZİ GÜDER


    Hayatına bu kadar başarıyı sığdırmış bir adamı bu minik kutuya elbette sığdıramayacağım. 
    Bilişim uzmanı… Deniz Harp Okulu’ndan sonra ABD’de yüksek lisans yaparken, kalması için yapılan bütün teklifleri reddetti. Çünkü vatanına hizmet etmek istiyordu. Etti de… 

    İlk bilgisayar kontrollü savaş gemimizin yapımında görev aldı. İngiliz uzmanlarının çözmeyi başaramadığı elektronik savaş sistemleri arızasını tek başına çözdü. Deniz Kuvvetleri, Seyir, Hidrografi ve Oşinografi bilgi işlem sistemini kurdu. Sayısal (digital) telefon santrali ile bilgisayarı birbirine ilk bağlayan da oydu. 

    Yüzbaşıyken ordudan ayrıldı ama durmadı. Bugün kullandığımız bilişim terimleri sözlüğünü o yazdı.Gölcük depremi olduğunda, topladığı onlarca kamyonla oradaydı. Sonra, baktı köylerde kitap yok. Ulusal Köy Kütüphaneleri projesini başlattı. İrili ufaklı 600 köye kütüphane kurdu. 

    Ee… Amerika’da kalmamış, gelmiş burada da hiç yatmamış. Sen misin bu kadar kaşınan, tıktılar kardeşim Silivri’ye. Koğuş arkadaşımdı. 

    Kurduğu her kütüphane için bir gün hapis yattı. Ödül saydı. Koğuşun duvarlarında iki parmak küf olurdu, yatağı o duvarın dibindeydi. “Orada biz yatalım” diye defalarca teklif ettik, kabul etmedi. Verem oldu. Ama hâlâ yatakta değil, çalışmaya devam ediyor. Ve bunu yapacak çok kişi olmasını dileyerek ona teşekkür ediyorum. (Bu yazıyı Gazi Ağabey’i kaybetmeden önce yazmıştım)


    TUNCAY BATIBEKİ


    Takipçileri çok iyi bilir. Satır Arasında Kalanlar, sayfa sayımız azalmadan önce Pazar günleri tam sayfa olarak yayınlanıyordu. O zamanlar Pazar eki olmayan gazetemiz için bir nefes alma alanıydı. 

    Ben Silivri’de hapishanedeyken o zamanki GYY İlker Yücel’in talebiyle başladık. Okur çok beğendi. Yaklaşık iki yıl oldu… İlk baştaki çizerimiz mali nedenlerle ayrıldıktan sonra görsellerimizi medyadan toparlıyorduk. Sonra Karikatürist Tuncay Batıbeki ile tanıştık. Çarşaf dergisi ekolünden. Birçok dergi ve gazetede çizmiş, sonra İstanbul’dan ayrılmış. Fethiye’de yaşıyor, portreler çizerek, sokak sergileri açarak hatta bazen duvarları bile boyayarak çok zor şartlar altında geçimini sağlıyor. Çizim yaptığı boyaları da bu parayla alıyor. 

    Aydınlık’ta benim sayfamda çizmesini teklif ettiğimde coşkuyla kabul etti. İnternet uzağı yakın edince, bazen gece yarısı bile yolladığımız yazıları karikatürledi… O haftanın karikatürleri için aradığımda bulaşık ya da çamaşırda yakaladığım çok olmuştur. Bu haftanın karikatürü için aradığımda borcundan dolayı telefonu kesilmişti… Dokuz ayı geçti. Bir tek kuruş almadan, hatta bir kuru teşekkür bile duymadan… 

    Bütün fedakarlıklarına karşılık Tuncay Batıbeki’ye bir kuru teşekkür etmek için bunları yazdım. Bunu yapacak çok kişi olmasını umarak…


    BİR DE…


    Bir de ismi bilinmeyenler var. 

    Mesela Silvan’da roketle saldırılan polis aracındaki yaralı polisin sedyesini acile koşturan hasta bakıcıya, koluna ilk serumu takan hemşireye, nabzına bakmak için bileğini tutan o genç doktora… 

    O yaralı Uzman Çavuşu hastaneye yetiştiren cankurtaran şoförüne, arkadaşını ateş hattından uzaklaştırmak için sırtında taşıyan Mehmetçiğe. O şehit teğmenin timindeki makineli tüfekçiye…

    Üs bölgesinde arkadaşlarıyla irtibatı sağlayan, ateş desteğini yönlendiren telsizciye. Yorgunluktan gözleri kapanan harekat merkezi nöbetçi subayına bir bardak kahve veren çaycıya… 

    Çocuğuna ilk okulu bile üç vilayette okutan, kocasını metanetle operasyona uğurlayan ve bayrağa sarılı tabutunun başında vakarla durarak “vatan sağ olsun” diyen o büyük kadına… Yani hep perdenin arkasında kalan o görünmez güce… 

    Bunları yapacak çok kişi olmasını umut ederek, teşekkür ediyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum…

    Bir ulusu yükselten, fertleridir ve genellikle en ağır yükleri taşıyanlar pek bilinmez. Medya onları hep görmezden gelir ya da zaten haberleri bile olmaz… Çoğu zaman bir kuru teşekkür bile edilmez onlara. Ama onlar ulusu yükseltmek için çalışmaya devam ederler, alkış beklemezler. Sanılandan çok daha fazladırlar. 
    Ben onlardan bazılarını tanımış olmakla kendimi çok şanslı sayıyorum. Yaygın medyada sık göremeyeceğiniz için bu hafta sayfamı onlardan birkaçına ayırıyorum. Bir kuru teşekkür için…

    Oktay Yıldırım
    Karikatürler: Tuncay Batıbeki
    15 Kasım 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir