Tam da bütün “gazetecilerin” eksiksiz Uğur Mumcu’yu andığı, twitter hesaplarından bir iki havalı cümle kurup ondan söz ettiği günlerdeyiz ve gündemde Fox Tv’den Fatma Nur Boylu’nun yaptığı, karne hediyesi et haberi var.

    Karne hediyesi olarak kasabın et hediye ettiği, et sevmeyen çocuk üzerinden ekonominin ne kadar kötü olduğunun haberi. Oysa haber bu muydu?

    Asıl haber, bu haberdi, çünkü herkesin bu tür haberler yaptığı bir ülkede namuslu bir gazeteci “işte hakikati kaybetmiş medyanın haber örneklerinden biri daha” diye başlık atıp kendini ve gazeteciliği sorgulayabilirdi. 

    Asıl haber bu habere verilen olumlu ya da olumsuz tepkilerdi, hastalığımızın röntgeniydi, ama kimse görmedi. 

    Asıl haber, bu haberin bir anda koca koca parti liderlerinin ağzına yerleşmesiydi, çapsızlığın, vasatlığın, yüzeyselliğin nasıl lider olabileceğini gösteriyordu, ama herkes yüz çevirdi. 

    Asıl haber Türk medyasının acınacak hali ve utanmadan Uğur Mumcu’yu anması idi, kimse “ben böyle medyanın” diye başlayan cümlelerle ağız dolusu sövmedi …

    Oysa, en temel gazetecilik sorularıyla baktığımızda ortaya çıkan durum şuydu:

    Yarı kurgu bir haber, Fox Tv haber merkezinde (aslında her gazete ve Tv’nin); bütün haber merkezinin ve yöneticilerin el birliği ve onayı ile; birkaç gün önce (ama aslında her Allahın günü); taraftar/angaje/bağlı-bağımlı gazetecilik anlayışı ve sermaye ile siyasetin bunu dayatması sebebiyle; Fatma Nur Boylu isimli Habertürk muhabiri tarafından yapıldı…

    Nokta…

    İşte bu konuda arayacağınız bütün bilgiler üstteki paragrafa sığdı.

     

    O Haber Nasıl ve Neden Yapıldı 

    O haber, Türkiye’de kimse 1 kg. ete muhtaç olmadığı halde bir çocuğa ancak karne hediyesi olarak et alınabildiği için yapılsaydı, haber olurdu. Oysa gerçek bu değil, bu ülkede o ete hasret belki de milyonlar var ve bu durum hemen her gün sosyal medyada, eline bir mikrofon kapıp sokağa fırlayan, gazetecileşmiş sıradan halk tarafından çığlık çığlığa anlatılıyor. Bu durumda bunun bir haber değeri yok.

    O haber yapıldı, çünkü “bağımsız” diye geçinen neredeyse bütün medya kuruluşları, Uğur Mumcu’yu en havalı cümlelerle anan ve anlatan neredeyse bütün anlı şanlı gazeteci/yazarlar bir partiye, siyasi görüşe ya da o görüşü savunan sermayeye bağlı ve bağımlı. Onların bağımlı oldukları güç de kendi politik/ticari çıkarına uygun haberlerin yapılmasını istiyor. Bu kafaya sahip GYY, editör, muhabir, vs. çalıştırıyor. Bunu karşı tarafı yıkmak için bir araç olarak kullanıyor, hakikati eğip büküyor hatta uyduruyor. Bu bağımlılık benim için o kadar şaşırtıcı ki, ben bir partinin üyesi olduğum zaman, o partinin yayın organlarında bile bunu yapmadım hatta sırf bir konuda partiye uymayan fikrimi ve yorumumu değiştirmeyi reddettiğim için ihraç edildim, ama o yorumu yine de silmedim. Hayret ve acıma duygusu ile bakıyorum bu zavallılara.

    Daha birkaç gün önce Kanal 7 spikeri Meryem Nas, sözüm ona sokakta röportajlar yaptığı bir sırada, başka bir kadın ile bilinçli olarak polemiğe girdi, giden vatandaşı takip etti, kışkırttı, taciz etti ve o kadın da “başın biraz oksijen alsın” gibi bir şey söyledi. Olay bundan ibaret, mahalle kavgası, benim için mesela İzmir Tepecik’te iki kadının kapı önü tartışmasından öte değildi, ama… Olmuştu işte, müthiş muhabirimiz haberini, müthiş medyamız da ağzını şakırdatarak çiğneyeceği yeni sakızını bulmuştu. “Başı açık bir kadın, başörtülü bir kadın muhabirin başörtüsüne laf etmişti.”

    Ülke TV haber sunucusu ana haber bülteninde bağlantı yapıp, “geçmiş olsun” diye söze girip ve Türkçe’yi bile doğru düzgün kullanamayan muhabire olayın nasıl olduğunu soruyordu. Bu arada hemen olay yerine bağlanılıyor ve başka bir Ülke Tv muhabiri polislerin arasında iki koluna girilmiş olarak adliyeden çıkarılan bir kadının görüntüleri üzerine haberi veriyordu: “Şüpheli gözaltına alındı, polisler tarafından sağlık kontrolüne götürülüyor.”

    Tımarhane burası, açık hava tımarhanesi…

     

    Tanrılar Kurban İstedi

    Tanrılar kurban istediği için Fatma Nur Boylu sehpaya çıkarıldı, ama benzer haberler her gün yapılmıyor mu, benzer kurgular hatta daha beterleri ile dolu değil mi Tv kanalları? 

    Pek çok muhabir artık birer mayın detektörü gibi, haber aramıyor, aramaya programlandığı şey ne ise onu arıyor, bulamazsa uyduruyor.

    Gazetecilik artık böyle, solcusu da aynı sağcısı da…

    Neden böyle derseniz, aynı çizgiyi takip ettikleri geçmiş öncüleri kötü, mayaları bozuk.

    Sağdaki, kumar borçlarını ödemek için gazetesinde dincilik ve hükümet yalakalığı yaparak örtülü ödenekten para tırtıklayan Büyük Doğu ve Necip Fazıl geleneğinden geliyor, mahkeme kayıtları ile sabittir. Çizgi aynı çizgi, haber aynı haber, bir varsa alan ile veren el değişti.

    Soldaki ise Nazi Almanya’sından kağıt desteği alarak çıkan Cumhuriyet ve Atatürk’ün adını kullanarak Türk Ordusu’na bozuk mal satan Yunus Nadi geleneğinden geliyor (Bkz: Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Yayınları, s: 214, 215, 216). Çizgi aynı çizgi, haber aynı haber, bir varsa alan ile veren el değişti.

    Biz onuncu köyden bağırırken, kimi yine örtülüye dadanmış, kimi de bu kez Almanya yerine AB ve ABD fonlarına bulanmış halde gazetecilik yapıyor. Ekranlar da onların, gazeteler de, yayınevleri de…
     

    Sahtekar, Sansürcü, Suikastçı, Provokatör, Arabulucu, Yüzdeci, Şantajcı Gazetecilik

    Ekranda fincan tokatlayan haber spikeri gördük.

    Sezgin Baran Korkmaz’dan yüzde tokatlamaya çalışan GYY gördük.

    Sedat Peker ile yaptığı görüşmeler yayınlanıp reklam gelirleri kesilince, “ben size ne yaptım” diye kendi youtube kanalından İçişleri Bakanı’na yalvaran sözde gazeteci gördük.

    Danıştay üyeleri cinayete kurban gitmeden önce “İşte o üyeler” diye hedef gösteren gazete gördük.

    Tv’de elindeki MİT dosyasını sallayarak ve isim vererek tehdit eden gazeteci gördük.

    Yahu, “Diyanet’in Tarikatlar Raporu” bu ülkede aylarca tartışıldı ve hala artışılıyor, ama o kitabın konuşulduğu kanallarda benim adımı duydunuz mu? Oysa o dosya bana geldi ve ben bir kitap olarak bastım, Diyanet İşleri beni mahkemeye verdi. O televizyon güllerinden bir teki bile “yahu bu kitabı konuşuyoruz, ama bunu önümüze koyana da bir soralım” demedi, diyemezler, çünkü ben onların bataklığından değilim. Kendi bataklıklarının ahalisinden gayrisine sansür koyan gazeteciler gördük.

    Uğur Mumcu bile, adını ağzına almaması gerekenlerin ağzında, bir ciklet gibi çiğneniyor, ne yazık…

     

    Entelektüel Fahişeler

    Artık entelektüel de değiller üstelik, cahil, vasat ve pervasızlar.

    On beş senelik aktif gazetecilik hayatımda defalarca kez basın eleştirisi yaptım ve bir çarpıcı olayı aktardım. Hem hapiste iken Oda Tv’de (1), hem de çıktıktan sonra Aydınlık’ta (2)… Dedim ki bunu hep hatırlatacağım. 

    İşte yine vakti geldi, bugünlerde gazeteciliğin niteliğini dert edinen koğuş arkadaşım Soner Yalçın ile yattığımız hücreden Oda Tv için 2011’de yazdığım kısa metni aynen aktarıyorum:

    “Basın özgürlüğünün, yandaş gazeteciliğin en çok tartışıldığı günlerden geçiyoruz. Böyle bir ortamda ünlü bir gazetecinin arkadaşlarına söylediği tarihi sözler medyaya önemli mesajlar veriyor. İşte o meydan okuma gibi sözler:

    “(…) Bağımsız basın diye bir şey yok artık. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Aranızda gönülden inandığı şeyleri yazmak cesaretini gösterecek bir tek kişi bile yok; eğer yazarsanız basılmayacağını önceden bilirsiniz.

    Çalıştığım gazete inandığım şeyleri yazmayayım diye her hafta para ödüyor bana. Size de aynı nedenden dolayı para ödüyorlar. İnandığını yazacak kadar aptallık ederse biriniz, sokakta başka bir iş ararken bulur kendini. Gazetenin bir sayısında inandıklarımı yazsam ben de kendimi kapının önünde bulurum.

    Gazetecilerin bütün işi doğruyu yok etmek, açıkça çarpıtmak, yalan söylemek, olayları çarpıtmak, kara çalmak, para denen putun önünde diz çöküp tapınmak ve günlük ekmeği için ülkesini pazara çıkartmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Biz arkada saklanan zenginlerin buyruğundaki paralı askerleriz. Kuklayız hepimiz; onlar ipleri çeker, biz de oynarız. Bizim bütün yeteneklerimiz, bütün yaşamamız, becerilerimiz başkalarının malı. Biz entelektüel fahişeleriz!”

    Adı: John Swinton.

    New York Times Yazı İşleri Müdürü idi.

    Yıl: 1953       

    Yer: New York Basın Kulübü

    Amerika’nın Mc Charty faşizminin pençesinde olduğu yıllar…

    o yıllarda herkes nedensiz yere tutuklanabiliyordu. Arkadaşları ona “gazeteciliğin kralı” diyorlardı. Bir gün Basın Kulübünde “Özgür Basın” için kadeh kaldırdıkları sırada bunları söyledi. “Böyle bir basının bağımsızlığı için kadeh kaldırmak da nereden çıktı?” dedi son olarak…”

    Eğer becerebilirseniz kalın sağlıcakla.

    Oktay Yıldırım

     

    (1) (https://www.odatv4.com/medya/biz-entelektuel-fahiseleriz-diyen-unlu-gazeteci-kim-0504111200-16636)

    (2) https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/isid-sizsiniz-17367

     

    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir