Kerkük yolundayım, yaklaşık iki buçuk saatlik bir uçak yolculuğuyla önce Bağdat’a oradan da karayoluyla Türkmen kenti Kerkük’e…

    Benim dışımda dört ya da beş Türk daha var, ama asıl dikkatimi çeken kadınlar, uçak 216 kişilik, 191 yolcunun sadece 7-8’i kadın. Biri de benim yanımda oturuyor.


    Carla için Erbil Daha Güvenli

    Adı, Carla Aranha Schtruk. BBC Brezilya’dan bir gazeteci. Erbil’e gidiyor. Bağdat’ın kendisi için güvenli olmadığını, kalmak zorunda kaldığı zaman oteller yerine Brezilya Büyükelçiliğinde kaldığını söylüyor. Ama Erbil’de bir güvenlik endişesi taşımıyormuş. Dikkat çekici geldi.

    Erbil’de bir Kürt gazeteci ve BM görevlileri le temas kuracak. Toplam 3 hafta sonunda 7 sayfalık bir izlenim-haber metni yazacak. Yedi sayfa… Bunu yetmiş sayfa yazacakmış gibi bir eda ile söylemesi de dikkat ilginç geldi…

    Barzani’nin referandum kararına şaşırmış, “şimdi her şeyini kaybetti, bunu niye yaptı anlamıyorum” diyor, üzülmüş gibiydi… Ortadoğu ve son yaşananlar hakkında konuşmak istediği çok şey var. Mesela 2019 seçimleriyle bizden daha ilgili. Erdoğan’ın düşmesini istiyor, bana “Erdoğan diktatör mü” diye sordu.  Yolculuk boyunca devam eden İngilizce katliamımızın sonunda Kerkük’e gelmeye karar veriyor.


    “Saddam zamanında beleşti”

    Bağdat havaalanında telefonumun kısa süreli devre dışı kalması nedeniyle yaşadığım iletişim krizini Tuzhurmatu’lu Hüseyin Saki yardımıyla çözüyoruz. Dışarıda beni bekleyen şoför ile bağlantımızı hemen kendi telefonuyla kurması ve gösterdiği yakınlık unutulacak gibi değil. Esnaf bu… İstanbul’dan çeşitli malzemeler almış dükkanında satmak için…

    Bağdat havaalanına araç girişi yasak. İçeriden dışarıya yolcu taşıyan minibüsler var. Mesafe çok kısa, ama çok pahalı, şoför 8 dolar istiyor, 8 yok 10 var, veriyorum. Para üstü? Yok gelmiyor. Soruyorum, bana tuhaf bir açıklama yapıyor, Hüseyin Saki’nin tercümanlığında bütün minibüs ahalisinin katıldığı bol kahkahalı bir sohbet başlıyor. Adamın para üstü vermemesinin nedeni doları bozdururken zarar etmesi imiş. “Dinar olarak ver” diyorum para üstünü, ona da yanaşmıyor. “Ya yüz dolar verseydim ne olacaktı” diyorum, kahkaha atıyor ve “yaz bunları, gazeteci yaz” diyor Selda Bağcan gibi…

    Yanımdaki orta yaşlı adam “Saddam zamanında beleşti” diyor. Biri “lanet olsun ona da bunlara da” diyor, ama diğerleri anlatmaya devam ediyor, “o zamanlar kendi arabamızla buraya kadar girebilir, arabamızı 2 ay park edebilirdik ve hiç para vermezdik” diyor. O “lanet olsun” diyen dahil olmak üzere hepsi de eski refahı mumla arıyor.


    1500 dolarlık kimlik

    Abbas Ebu Fırnas kapısına geldiğimde beni bekleyen Ala isimli şoförle buluşuyorum.

    Adam Saddam’ın ordusunda yüzbaşı imiş, “Savaşı 15 günde kaybettik” diyor. Generallerin ABD tarafından satın alındığını ve sütün hava gücünü savaşı kaybetme nedeni olarak görüyor. Savaşı kaybedince Kürtler tarafından başlatılan sürek avından kaçmış. Önce Türkiye’ye sonra Hollanda’ya… Maliki hükümetinin çıkardığı afla geri dönmüş, şimdi taksicilik yapıyor. 37 yaşında, iki kızı var, bir dokun bin ah işit… Arap olmasına rağmen Türkçesi çok iyi. “Keşke şu petrolümüz tükense” diyor. Çünkü petrol tükenince ABD gidecek diyor.

     

    Maliki affıyla dönmüş, ama Peşmerge işgali sırasında Kerkük yaşanmaz bir yer haline gelmiş.

    Kerkük valisi Necmettin Kerim’den “Amerikan Muhafızı” diye söz ediyor. Kerkük’e dışarıdan sürekli Kürt yerleşimciler getirmesine karşılık, şehirde yaşayan Türkmen ve Araplara eziyet ediyormuş. Ala Erbil’li, babası halen orada yaşıyor, ama kendisi Kerkük’te yaşıyor. Kızının doğumunda kimlik çıkaramamış. “Senin baban Erbil’de git oradan çıkar” demişler. O zamanlar Erbil’e gitmek için 10 bin Dinar’lık harç ödemesi gerekiyormuş. Vermiş parayı gitmiş, ama ne fayda, oradakiler de “sen Kürt değilsin, Erbil nüfusuna kaydedemeyiz” demiş. “Çıldırma sınırına geldim, kendi çocuğuma kendi devletimden kimlik alamıyorum” diyor. Sonunda 1500 dolar tazminat ödeyerek zor bela çıkarmış kimliğini. Tazminat, Peşmerge’nin hukuku.

    Haşdi Şaabi kontrol noktalarından hızla geçiyoruz, detaylı bir kontrol yok. Arabanız gelip kontrol noktasında duruyor, güler yüzle “hoşgeldiniz” deyip gönderiyorlar. Sadece bir iki yerde benim kim olduğumu sordular. “Peşmerge işgalinde böyle olması imkansızdı” diyor, “kimlik kontrolü, sorgulama derken arabalar kuyruk olurdu, yol kenarları çeşitli nedenlerle bekletilen arabalarla dolardı.”


    Karanlık Şehir

    Bağdat’ın etrafındaki yollar birer harabe gibiydi her yer zifiri karanlık ve havada genzinizi yakan bir benzin kokusu… Ala, “bu şehir Saddam zamanında ışıl ışıldı, bütün yollarda ışıklar hiç sönmezdi, yollar tertemizdi, 2003’ten bu yana taş üstüne taş koymadılar, bu yolların hepsini Saddam yaptı, tamir bile etmediler…”

    Ala Saddam zamanında neredeyse her şeyin bedava olduğunu söylüyor. Anlattığına göre, petrol bedava denilecek kadar ucuzmuş, her aileye devlet tarafından ayda bir kez toptan gıda verilirmiş (sigara dahil), eğitim, sağlık bedava, ulaşım bedavaya yakın…

    “Keşke” diyor Ala, “Bir arada yaşayabilsek, şu Amerika’dan kurtulsak olacak, ama…” diyor, umutsuz Ala…

    Kerkük’ten yazmaya devam edeceğim. O kadar çok haber ve öykü var ki…

    Oktay Yıldırım

    27 Ekim 2017’de Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.



    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir