“Halka işkence yaptılar, köyleri ve beldeleri harab ettiler, pek çok insanı katledip kan döktüler…”
“Yargılanacaklar…”
“Terörle mücadele gerekçesiyle hukuk dışına çıkan güvenlik görevlileri varsa hukuki soruşturmalar derhal açılmalıdır.”
…
Bunların hepsi, kanını vatan toprağına dökerek egemenliğimizi, milli namus ve şerefimizi koruyan Türk Ordusu için söylendi.
İlkini Milli Mücadele yıllarının meşhur haini Dürrizade Abdullah söyledi.
İkincisini meşhur hain Damat Ferit söyledi.
Sonuncusunu ise bugünün meşhur… YCHP’si söyledi…
Memleketin her yerinde bombalar patlarken, sizi tarihe ve milli vicdana havale ediyorum…
Ne güzel de yakıştınız yerinize…
KİLİS
Dikenli tellerini çekerken askerlerimle birlikte kazma salladığım hudut boyları… 50 yıl önce döşenmiş mayınları, belki tarım arazisi olur diye ellerimle temizlediğim şehir… Ah ne bilirdik o zamanlar bize “mayınlar temizlenecek” diye verilen emirden sonra hududun böyle kalbura döneceğini…
Kahve köşelerinde oturan kara yağız delikanlılarından Türkiye şampiyonu sporcular çıkardığım şehir… Av bayisi Ahmet Ağabey ile ya da künefeci hasan usta ile ahbaplık ettiğim… Biricik kızımın imkânsızlıklar içindeki devlet hastanesinde, hayat-ölüm çizgisinde doğduğu şehir…
Emeklerim, alın terim, anılarım bir yandan köksüz bir mülteci istilası, diğer yandan yobaz bir füze yağmuru altındadır…
Bir ayağı yıllardır Halep’te, Şam’da olan eskimeyen dostlarımdan biriyle görüştüm Kilis’ten… Yorumsuz aktarıyorum:
“Biz Esad’a ABD’nin emriyle düşman olmadan önce bugün buraya kaçanların hepsi rahat ve mutluydu. Öncüpınar kapısından yıllık 8,5 milyar dolar hacminde ticareti vardı bu ülkenin. Üç beş kuruş bize de kalırdı. Şimdi hudut kapısındaki ticaret birkaç sözde yardım kuruluşunun kontrolünde. Bize de kala kala füzeler kaldı…”
“Kilis ahalisinin %60’ı şehri terk etti. Burayı sattılar sanki. Minik bir Suriye oldu Kilis. Mültecilerin kendi esnafları var. Tek kuruş vergi vermiyorlar. Ekmeklerinden sebzelerine kadar kendileri satıyor. Üstelik yerli esnaftan daha ucuza… Yerli esnaf kan ağlıyor. Bunlar Batı’nın piyonları, onları yönetenler doğrudan uluslararası yardım kuruluşları. Her yanda büroları var, burası bir gizli servisler cenneti oldu. Sokakta çarşafla dolaşan kalabalığın hangisi erkek, hangisi kadın ayırt edemiyoruz. Kim dost, kim düşman bilmiyoruz.”
“Atatürk, bağımsız bir ülke kurdu, soğan ekmek yerdik ama onurlu yaşardık. Batılı ülkelerden para yardımı alan bir devlet onların piyonlarıyla mücadele edebilir mi? Askerimiz, kendi topraklarına füze yağdıran elleri kırmak için ne bekliyor? Ne oldu bizim bağımsızlığımıza?”
Şehrine düşen IŞİD roketleri gibi ardı ardına sıraladı bu çelikten cümleleri…
Hiçbir şey demiyorum, sizin takdirinize bırakıyorum…
Kilis’e ses verin!
ZAFER ASTSUBAY’IN KATİLİ
Giresun’da bir roketli saldırıyla şehit edilen Jandarma Bçvş. Zafer Çalışkan’ın katili kim?
PKK’nın diğer silahlı terör örgütleriyle birlikte hareket etme kararı aldığını ve onları silahlandırarak şehirlerde taşeron olarak kullanacağını hepimiz Duran Kalkan’ın açıklamasıyla öğrenmiştik.
Giresun’da meydana gelen saldırı bu durumu tam olarak kanıtlıyor.
Peki, bu kadar büyük çaplı bir saldırıdan niye kimsenin haberi olmadı? Çokbilmiş bazı gazetecilerin hep sorduğu gibi “istihbarat nerede?”
Saygı Öztürk bu konuyla ilgili yazısında Giresun’da PKK’ya karşı alınan tedbirlerden ve bu işte emeği geçenlerden söz etti, ama nedense çok önemli bir eksik bıraktı.
Bakınız, Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı’nı Tuğg. Veli Küçük kurdu. Saygı Öztürk’ün yazısında her ne kadar adı geçmese de söz ettiği sol terör örgütleri Karadeniz’e sızma kararı aldığında gönüllü olarak yaptı bu görevi…
Dönemin J. Gn. K. Orgeneral Fikret Özden Boztepe durumun hassasiyetinden dolayı takviye komando Taburu göndermek istedi ama Veli Küçük kabul etmedi. Çünkü bölgenin yoğun ormanlık yapısı olası bir çatışmada çok zayiata hatta kaza ölümlerine neden olabilirdi. Onları bu bölgede barınamaz hale getirmek gerekiyordu.
Kimsenin aklına gelmeyecek dahice bir yöntemle müthiş bir istihbarat ağı kurdu. PKK ya da diğer sol terör grupları bir köye hatta kendilerinin açık destekçileri olan kişilere bile geldiklerinde, anında ihbar ediliyorlardı. Örgütlerin en büyük korkusu artık asker değil güvensizlikti. Nereye gitseler birkaç saat ya da en fazla bir gün sonra asker oraya damlıyordu.
Olmadı… Başaramadılar… Tuğg. Veli Küçük, daha sonra bedelini Silivri zindanlarında ödeyeceği bir büyük başarıya imza atmış ve bu da dönemin istihbarat raporlarına ve ders notlarına girmişti. Silah kullanmadan, bölgeyi bir çatışma alanına çevirmeden terörün önüne geçmişti.
Elbette Veli Küçük’ün bunu nasıl yaptığını anlatmayacağım size… Ama o kadar haber elemanının, o istihbarat ağının başına ne geldiğini anlatayım da Zafer Çalışkan astsubayımızın katili kim, siz karar verin…
Veli Küçük, Ergenekon tertibiyle tutuklandığında bugün firarda olan polis ve savcılar onun bütün defterlerine el koydular. Veli Küçük’ün defterleri sadece Giresun’daki değil bütün Türkiye’deki bu haber elemanlarının isimleriyle doluydu. Devlet sırrıydı! Açıklanması casusluktu. Vatana ihanetti.
Kızı ve avukatı Zeynep Küçük feryat etti. “Bunları iddianameye koymayın, Genelkurmay’a sorun, bunlar devlet sırrıdır, bütün bir istihbaratı çökertirsiniz” diye… Genelkurmay’a soruldu. “Sakın açıklamayın, sakıncalıdır, sırdır” dediler.
Ama…
O davanın savcıları bildiğiniz gibi değildi. Başka türlüydüler. Çarşaf çarşaf yayınladılar o isimleri mahkeme dosyasının içinde… Prof. Emin Gürses, bir İngiliz akademisyen arkadaşının kendisine MI6 bu bilgileri almak için belki yüz milyonlarca Pound’u gözden çıkarırdı ama bedavaya sahip oldu” dediğini bir duruşmada anlattı.
Bütün istihbarat ağı deşifre olup, devlete güvenecek ve Kandil’den gelen roketleri kimlerin ateşleyeceğini devletine anlatacak adam kalmayınca da…
Şimdi sorun bakalım kendinize, kimdir Zafer Çalışkan astsubayın katili?
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
15 Mayıs 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




