Bu başlık altında da çok yazı yazdık. Çünkü çok bomba patladı ve önleyici istihbarat yeterli olamadı.
Önce bir olayı hatırlatmalıyım: MİT TIR’ları…
Hepiniz hatırlarsınız, Suriye’deki cihatçı gruplara silah götürdüğü iddiasıyla Adana’da MİT personelinin başında bulunduğu TIR’lara savcılık emriyle jandarma tarafından el konulmuştu.
Herkes bu olayı yapılan işin yasal olup olmadığı üzerinden tartışmış, ben ise başka bir tarafından bakmıştım. İstihbarat örgütleri, hem kendi sınırları içinde hem de başka ülkelerde milli çıkarlarını korumak için haber alma ve örtülü operasyonlar yapmak amacıyla kurulmuştur. Eğitimleri, donanımları buna göredir. Ama devletin bu en önemli kurumu öyle bir hale gelmişti ki, kendi ülkesinde bile bir kamyonu, Adana’dan Hatay’a götüremiyordu. Çünkü bir CIA ünitesi olan FETÖ kadroları en kilit noktalara sızmıştı.
Bu hale gelmiş bir kurum, kendi ülkesinde başka istihbarat örgütlerinin yaptığı operasyonları nasıl öğrenecek, nasıl engelleyecekti. En son Beşiktaş’ta yapılan saldırıda TNT ve RDX kullanıldığını öğrendik. Bunlar, yanma hızları çok yüksek fabrikasyon patlayıcılardır. Ordular için üretilirler, eğer Türkiye’de bir eylemde kullanılıyorsa bunlar mutlaka bir ordunun envanterinden çıkmıştır. Düzeneklerde yemleme olarak kullanılan RDX son derece hassas bir fünye malzemesi olduğu için mutlaka uzmanlar tarafından kullanılır. Bunun ana imla hakkını güçlendirmek için çok daha azla miktarda kullanıldığını öğreniyoruz. Bunun ötesinde polis telsiz ve telefonlarının dinlenmesi, içeriden haber alınması, yabancı basın kuruluşlarının anında yayına başlaması (Tıpkı Şemdinli kumpasında olduğu gibi), saldırının zamanı, ikinci canlı bombanın düzeneğindeki uzaktan kumanda modülü gibi unsurlar düşünülünce eylemin sadece birkaç bölücü terörist tarafından değil, yabancı bir istihbarat örgütü tarafından düzenlendiği gözler önüne seriliyor.
Önleyici istihbaratın etkin bir şekilde yeniden kurulmasının tek yolu, emekli olmasına bakılmaksızın bu ülkenin vatansever güvenlik birikiminden yararlanmaya başlanmasıdır. Bir tür üst düzey seferberlik ilan edilmeli ve bu savaşın niteliğine uygun istihbarat ve psikolojik harekât kadroları yaratılmalıdır.
Yoksa… Patlamaya devam edecek… Demedi demeyin…
NEDEN ULUS OLDUK
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir varoluş zorunluluğu nedeniyle ulus devlet olarak kurulmuştur, bu zorunluluğu dayatan tarihtir.
Osmanlı devleti çok uluslu bir imparatorluktu. Son zamanlarında ise Osmanlı halitasında bulunan diğer toplumlar etnik bir bilinçle imparatorluktan koptular. Osmanlı aydınları ve devlet yöneticileri bu kopuşu engelleyebilmek için “Osmanlı Milleti” kavramına sarıldılar. Bu tanımlamanın diğer toplumları da kapsayacağını ve herkesi bir arada tutacağını umuyorlardı. Diğer toplumların kendilerini yabancı gibi hissetmemesi için “Türk” adı taşıyan derneklere bile izin vermiyorlardı. Ama olmadı… Yetmedi…
Balkan felaketi bu gerçeği Osmanlı aydınlarının da acı bir şekilde görmesini sağladı. O zamana kadar hâkim olduğu topraklarda kendi dilini, kültürünü dayatmayan bir imparatorluk tam da bu özelliğinin kurbanı olmuş, yayılan milliyetçilik akımlarının karşısında tutunamamıştı. Yeni yüzyılın gerçeği ulus devletlerdi artık.
Sevr Antlaşması, elde kalan son toprağı, Anadolu’yu da bölüşmek için bu kez Türk ulusu içinde bölücülüğü dayatıyor, toplumu mikro etnik parçalara ayırmayı hedefliyordu. Buna karşı hayatta kalmanın tek yolu kendi ulus bilincine sarılmak ve bir ulus olarak var olabilmekti. Öyle oldu…
Biz bir ulus devletiz, çünkü başka şansımız yoktu. Bu, Atatürk ve cumhuriyeti kuran kadronun keyfi seçimi değil, kurtuluş için biricik yollarıydı.
Bugün, dünyaya dayatılan yeni Ortaçağ düzeninde Türkiye’nin önüne tekrar Sevr konulmakta, Osmanlı hayalleri pompalanıp, etnik ayrılık temelinde federatif bir sistem dayatılmaktadır. Silah zoruyla, bombayla, kardeş kanıyla… Buna karşı yapılacak tek şey ulus bilincine ve bunun tek devlet biçimi olan üniter yapıya sarılmaktır. Başkanlıkta diretmek, yeni sistem arayışları Türk ulusunu bugünden daha karanlık bir noktaya, daha sert bir çatışmaya sürükleyecektir.
YA İSTİKLAL YA ÖLÜM
Bilen bilir… Üvercinka’da bir akşam, radyatörün üzerinde nicedir oraya ait değilmiş gibi duran çerçeveye takıldı gözüm. Bir Aydınlık manşeti. Tarih 19 Mayıs 2012, ben o sıra Silivri saraylarında ağırlanıyorum. Yanım yönüm dört duvar, aklım fikrim memleket sevdası…
Silivri’den hatırlıyorum o manşeti, kocaman puntolarla yazılmış: “YENİDEN SAMSUN’A ÇIKMA ZAMANI.”
Altında Atatürk’ün Nutuk’un başında yaptığı genel vaziyet ve manzara açıklaması. En sonunda da büyük harflerle: “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” yazılı…
Sesime gelen gencin adı Kutay, nasıl da kaynıyor kanı…
“Bu çerçeve neden burada, keşke başucumda dursaydı” diyorum. “Basıldığında çerçeveletmiştim, nicedir nereye assam diye düşünüyordum, meğer sizi bekliyormuş” dedi. Bir çekiç ve bir çivi bulduk, saat gecenin 23.30’u… Çıktık yukarıya, astık başucuma…
Gün tam da bugündür, başucumuzda “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM” andı. Fikrimizde vatan sevdası, çalışmalıyız sabahlara kadar… Başka yolu yok…
KARIŞIK KAFALAR
ABD’nin kuyruğuna takıldığımızdan beri Türk aydının ve politikacısının kafası sürekli karışıktır. Sürekli bir çelişki içindedir. Dünü ve bugünü anlatayım.
Yeni Adam Dergisi’nin 22 Mart 1951 tarihli sayısının kapağında sol sütundaki “Menderes Nereye” başlıklı yazıda Menderes’in “Dinimizi baskıdan kurtardık. İnkılap softalarının yaygaralarına ehemmiyet vermeyerek ezanı Arapçalaştırdık. Radyoda Kuran okuttuk” şeklindeki açıklamasını “Böyle nazik ve dinci saldırıların arttığı bir dönemde, bu sözleri bir başbakanın söylemeyeceğini” belirterek eleştiriyor. Çünkü o sırada memlekette Atatürk heykelleri kırılmakta, cami minberleri propaganda kürsüsü gibi kullanılmaktadır.
Sağ taraftaki sütunda da Kore’ye gidecek Türk askerlerinin fotoğrafları, “Moskof bizi yenemez” başlığıyla verildikten sonra “eğer Türkiye bir SSCB saldırısına uğrarsa, Atlantik Paktı’na üye olsun ya da olmasın yalnız kalmayacaktır. Zaten Kore savaşındaki hesaba göre bir Türk askeri 20 kızıla bedel olduğundan, 2 milyon asker çıkaran Türkiye karşısında Rusya’nın 20 milyon asker çıkaracak gücü de yoktur” deniliyor. Bu saçma sapan mantıkla ABD güdümünde Kore savaşına gidiş propagandası yapılıyor.
Bir ABD projesi olan DP iktidara gelmiş, ABD’nin istediği şekilde SSCB’ye karşı yeşil kuşak projesinin bir parçası olarak dinci politikalara başlamış. Ve yine ABD’nin istediği gibi Kore savaşının bir parçası olmuş… Yani sayfanın her iki sütunu da ABD piyonluğu nedeniyle oluşmuş, ama kafası karışık basın, bir tarafına tuhaf bir demokrasi ve laiklik anlayışıyla karşı çıkarken, diğer tarafa yine tuhaf bir milliyetçilik anlayışıyla destek veriyor…
Bu derinlikten yoksun tutumun sonuçlarını NATO üyesi olduğumuz 60 yıl boyunca yaşadık ve aynı ABD şimdi sınırlarımızda bir terör devleti kurmak için bizimle savaşıyor. Kıbrıs AB tarafından Yunanistan’ın vilayeti yapılmaya çalışılıyor, 17’si büyük olmak üzere 152 ada ve kayalık Yunan işgalinde.
Ama bakın gazetelere, kimi ABD’nin kara gücü PKK’yı ve onun kravatlı kanadı HDP’yi savunuyor. Kimi “tek kurtuluş AB” derken, kimi de ABD’nin psikolojik harp unsuru olmuş, TSK’ya karşı savaşıyor. Siyaset farklı mı? CHP bu yarışta en ön sırada, varsa yoksa ABD piyonu HDP. İktidara bakın, bir yandan ABD’nin talebi olan Başkanlık sistemini dayatırken diğer yandan ABD’ye karşı savaşmaya çalışıyor. 15 Temmuz’da o kadar ABD bombası yediler hala akıllanmadılar.
18 Aralık 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

