”Almanlardan Fetullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak ‘evet’ diyorum. Çünkü Trüküm ve başka Türkiye yok!” dedi.
Türk milletinin düşmanları tarafından evinin önünde şehit edildi.
Onu Kemal’in öğretmenleri yetiştirdi. O da Kemal’in öğretmeniydi.
Siz olmasanız, Necip Hablemitoğlu olmazdı…
Bir gün bile bükülmeyen o kalem, arabasına konulan bombanın tesiriyle çatlayan gözlüğüyle birleşip, kılavuz oldu Türk gençliğine. Karanlığı aydınlatan fener oldu, Uğurlar oldu.
Siz cumhuriyetin öğretmenleri! Siz olmasanız Uğur Mumcu olmazdı.
Koca bir Türk ordusunun anlına sürülmeye çalışılan lekeyi, kendi şakağına dayadığı silahla temizleyen ilk fedaiydi o…
Adını bile duymadı çoğumuz… Öğretmendi ve verdiği son ders fedailikti. İkisi de bıçak gibi, ay parçası iki çocuk bıraktı arkasında…
Siz olmasaydınız Kemal’in öğretmenleri! Yüzbaşı Olgun Ural olmazdı.
Arkasında bıraktığı mektupta gidişini, “karanlığa bir işaret fişeği olabilmek için” diye anlatarak beylik tabancasının tetiğine basan Yarbay Ali Tatar’a işaret fişeği olabilmeyi Kemal’in öğretmenleri öğretti.
İşaret fişeği değil, bir volkan oldu yüreklerimizde. Siz olmasanız, o ışık yanmaz, o yanardağ patlamazdı.
Ben onu tanıdığımda, yeni mezun bir teğmendi. Bir ateş parçasıydı. Mehmetçiğini en önde yollamaya kıyamadığı bir gece, kendi timinin ilk şehidi olarak vatan toprağına düştü.
Kemal’in öğretmenleri! Siz olmasanız Teğmen Erdal Kurtoğlu olmazdı.
1992 yılı Irak operasyonunda, J. Ge. Komutanlığı’na geçici olarak atanmıştı. Dürbünümün merceğine giren yorgunluktan tükenmiş, kılık kıyafeti dağılmış kalabalığın arasında, başında mavi beresi ile hiç yorulmamış gibi dimdik yürüyen tek adamdı. Devre arkadaşımdı. Buluşunca sorduğumda, “Can çıkar, bu mavi bere çıkmaz kardeşim” derken gözündeki o korkusuz ışıltı hala taptaze gözlerimin önünde.
O gök mavisi beresiyle düştü toprağa. Şimdi Kayseri-Kartal şehitliğinde yatıyor. O zamanlar cep telefonu yoktu ve fotoğraf makinesi hem taşımak için ağır hem de pahalıydı. Elimizde kalan belki sadece bu soluk fotoğrafı, ama hatıramızda o korkusuz inancıyla kaldı.
Kemal’in öğretmenleri! Siz olmasanız, Astsubay Fuat Vurgan olmazdı.
Siz olmasanız, Hasan Tahsinler, Tıbbiyeli Hikmetler yetişmezdi. Coni’ye Türk sahilini dar eden Mustafa Kemal namzetleri olmazdı. Siz yoğurdunuz onların hamurunu.
Yeniden millet fedaileri yetiştirin Cumhuriyetin öğretmenleri.
Anlatın onlara…
Açılımlara, ihanetlere sessiz kalanlara, okumayanlara, öğrenmeyenlere ve öğrendiklerini anlatma cesareti olmayanlara, düşmanı kadar cesur olayan, konfor alanından çıkamayanlara.
Ey Kemalin öğretmenleri varsa onların arasında öğrencileriniz, seslenin onlara: Necip Hoca’yı, Uğur Mumcu’yu, Olgun Yüzbaşıyı, Ali Yarbayı, Erdal Teğmeni, Fuat Astsubayı anlatın onlara. Gürleyin Kemalin öğretmenleri. Bilsinler, gittikleri yol ne yoldur.
Bugün öğretmenler günüymüş.
Bugünler kara günlerdir, aydınlıktan önceki son karanlık.
Bugününüzü değil her gününüzü kutlarım.
Ama unutmayın…
Bu saydığım kahramanlar ve onlar gibi hala canlarını fedaya hazır olanlar, yakın geçmişin başı dik günleri nasıl sizin eserinizse, bugünler de sizin eseriniz.
Biz yeterince destek olamadık belki, ama belki siz de yeterince mücadele etmediniz, belki bazılarınız geldiği yolu unuttu, belki korktu, belki geçim sıkıntısına teslim oldu, belki sesi kısıldı susturuldu, ama yine de sizlerin eseri olan Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Erdal Kurtoğlu, Fuat Vurgan bu kez size birşeyler öğretmeli. Akif’in daha ilk cümlede dediğine inanmıştı onlar: Korkma!
Öğretmenlerimin, ellerinden, yüreklerinden öperim.
Sitem ediyorum diye kızmayın bana sakın, ama bu ulus topyekün kurtulacaksa anahtarı sizden başkası değil.
Bir umudum sizlerdedir.
Oktay Yıldırım
Not: Yıllar önce yazılmıştı, bugün için yeniden düzenlendi.
Saygıyla.








