Tek adam hukuku nasıl işler?

    1600’lü yılların başlarıydı, Halep’te Koçur Bey adlı ceberrüt bir Türkmen Bey’i vardı. Adamları Bey’in sürüsünü otlatırken ahalinin tarlasından geçirir, bütün ekini harab ederdi. Bey de kendisine şikayete gelen köylülere, “ne içün tarlanızı aradan kaldırmadınız” diye sorar, şaşıran köylülere bir de sopa attırırdı.

    Bundan sonra gelenek oldu, Bey’in adamları koyunlarını tarlalara sürdükleri zaman, önce bağırırlardı, “Ey kişi, kaldır tarlanı koyun geçsin…” (Naima Tarihi’nden)

    Böylece ahali önceden uyarıldığı için şikâyete yer kalmıyordu. Ekinlerin ziyan olması ise tarlasını yoldan kaldıramayan müşkülpesent köylünün kendi kusuruydu…

     

    TEK ADAM ANLAYIŞI

    Tek adam ile nasıl anlaşılır?

    Necit Emiri Sultan 2. Mahmud’a asaleti şecerename ile belirlenmiş bir at gönderir. Atı çok beğenen Sultan Mahmud saray ahırlarının başı İmrahur’u çağırarak “bana bak, bu atı özel bir yere bağlayacaksın, yemine suyuna dikkat edeceksin, Allah etmesin başına bir hal gelir de ölürse, öldü diyenin vallahi boynunu vurdururum…”

    İmrahur kelle korkusundan bütün dikkatini ata verdi, ama hayvan bir gün düşüp ölüverdi… Ne yapacağını şaşıran İmrahur soluğu Sultanın musahibi Said Efendi’nin yanında aldı. Söylemekten başka çare yoktu, ama nasıl?

    Sait Efendi ondan bundan söz ettikten sonra bir yolunu bulup lafı ata getirdi: “Efendimiz Necit Emiri kulunuzun hediyesi olan ata bir hal oldu.”

    Padişah telaşla, “Ne gibi hal Said” dedi.

    Said: “Efendimiz mütemadiyen yatıyor, kaldırıyorlar, bırakınca devriliyor, yem yemiyor su içmiyor, gözleri kapalı öylece yatıyor…”

    Sultan Mahmut büsbütün telaşla, “Said, at öldü galiba…”

    Musahip yerlere kapanarak: “Vallahi bunu siz söylediniz sultanım…”

     

    TEK ADAM ÜLKESİ

    Tek adam ülkesinin iyi yanları yok mu?

    Bütün okullarda sadece tek dersin tek konusu anlatılsa, böylece bütün öğrenciler uzmanlaşır ve sınıfta kalmazlardı.

    Bütün lokantalarda tek çeşit yemek çıksa, böylece kimse daha iyisini ya da farklısını özlemezdi…

    Fabrikalarda tek renkte kumaş üretilse ve bütün elbiseler hep aynı modeli diken terziler tarafından dikilse, böylece kimse bu sabah ne giysem diye düşünmezdi…

    Evlerdeki bütün mobilyalar, bütün perdeler, hatta sokaktaki arabalar da aynı renk ve modelde olsa, böylece kimse kimseyi kıskanmazdı…

    Bütün radyolarda sadece “beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısı çalsa, herkes bir sonraki mısrayı bilir ve eşlik edebilirdi…

    Bütün televizyon kanallarında aynı program yayınlansa ve hep aynı adam, her akşam aynı şeyleri konuşsa, böylece herkes her şeyi bilirdi çünkü bilmesi gerekenler sadece o adamın anlattıkları olurdu…

    Çok konforlu değil mi?

    Ama bir tek yolları duble olmalı bu memleketin. Ki, her akşam konuşan o adamın da övüneceği bir şeyler olsun değil mi?

     

    BU DİZİ’LERE HAYIR

    O sıralarda Polat Alemdar vardı, bütün memleket onu izliyorduk. Süleymaniye’de Amerikalılar tarafından kafamıza çuvallar geçirilerek gözaltına alınıyorduk, ama olsundu, Polat vardı nasılsa… Hemen gidiyordu Irak’a, sille tokat hizaya sokuyordu Amerikan ordusunu. Gerçek hayatta Iraktan üslerimizi çekişimizin önemi kalmıyordu.

    Muhteşem Sülüman’ı izlerken biz, Türk Ordusu’nun bütün komuta kademesi hapsediliyordu. Kimlerin hapsedileceği, iddianamelerin detayları ise FETÖ’nün televizyonlarında “Tek Türkiye” dizisiyle anlatılıyordu. Bu arada açılım aşkına Güneydoğu’nun neredeyse bütün sokaklarını PKK’ya terk edişimizin önemi kalmıyordu.

    Şimdilerde Ege’deki adalarımızı, Kerkük Türklüğünü kaybediyoruz, cumhuriyeti de oylamaya sunuyoruz, ama olsun… Diriliş var. Polat gitti, Ertuğrul geldi. Kim bozuyorsa kafamızı, hemen alıyor boyunun ölçüsünü dizi setlerinde, Kerkük Türklüğünden vazgeçilmiş, adalarımız işgal edilmiş ne gam… Vurur Ertuğrul Beyimiz, alır dünyayı… Bütün memleket ekran başında…

    Aslında hep aynı dizi izletiliyor bize ve biz onu izlerken hep aynı şey oluyor…

    Bu kabus dizisine hayır diyelim…


    BU BAKAN’A HAYIR

    Eski solcu Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın, Turizmin neden kötüye gittiği ve iyileştirmek için neler yapılması gerektiği konusundaki dahiyane tespiti şöyle, “Turizmci ağlamamalı, mörfi kanununa göre kötü dedikçe kötüye gider, iyiyim dersen iyi olursun, kimse durmadan şikayet edenin dükkanına girmez…”

     

    Falcı bacı değil, bakan bu…

    Bakın, Antalya örneğinden gidelim, 2015 yılı ocak-ekim döneminde toplam turist sayısı, önceki yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında yüzde 5.37 azalmış. Bu rakamların gerçekleşmesinden bir yıl sonraki turizmdatabank verilerine göre ise, Antalya ve İstanbul bir yıl içinde yatak sayısını 100 bin arttırırken, Antalya 2018 sonunda 600 bin yatak kapasitesine ulaşacakmış…

    İşe bakın, gelen turist sayısı azalırken biz yatak sayısını arttırıyoruz. Bu durumda hizmet ucuzluyor ve gelen gideni karşılamıyor. AKP dış politikasının Rusya ve Almanya ile yarattığı düşmanlıkla birlikte turist sayısı daha da azaldı, ama otel inşaatları durmadı. Hükümetten bir dayı bulan her sonradan görme inşaat zengini, doğayı katledip yerine oteller dikmeye devam etti…

    Bakan eski solcu olunca, en azından maddeyi filan anladığını, rakamlara ve olguya biraz itibarı olacağını sandıysanız…

    Siz de kızmayın, iyi gözle bakın, o da iyi olur…

    Ya da bu bakan tipine hayır deyin…

     

    BİYOGRAFİK İSTİHBARAT

    Daha önce biyografik istihbarat diye bir şey duydunuz mu?

    Gizli servislerin, kendi ülkelerinin stratejik planlamaları için en fazla önem verdiği bilgilerden biri, diğer devletlerin lider ve lider potansiyelleri ile ilgili kişisel bilgilerdir.

    Belirgin ve gizli kişilik özellikleri, zaafları, güçlü yanları, korkuları, geçmişiyle ilgili önemli ya da önemsiz her türlü bilgi depolanır. Bu veriler ışığında bir kişilik analizi yapılır. Hatta eğer önemli bir makamda ise bu kişiliğin çeşitli durum senaryoları karşısındaki olası tepkilerini belirlemek için simülasyonlar bile…

    Nedeni basittir. Kişiler, hangi yetenek ve birikimlerle donanmış, hangi eğitimlerden geçmiş olurlarsa olsunlar, kritik zamanlarda nasıl davranacakları bunlarla değil, kişilik özellikleriyle ilgilidir. Çünkü görünürdeki edinilmiş kişilik, kritik zamanlarda kendisini yere atar ve daha çocukken oluşan çekirdek kişilik kontrolü ele alır.

    Adler’e göre çocuk yaşlardaki bakıma muhtaçlığın yarattığı aşağılık duygusunun aşılamamış olması, otoriteryen ve üstün pozisyonları ele geçirme eğiliminin de kaynağıdır.

    Bir büyük devlet, öncelikle çeşitli oyunlarla bölmek istediği bir başka devleti, devletin diğer kurumlarının direnişi nedeniyle bölmeyi başaramamışsa, bütün yetkileri kullanan bir tek adamı etkileyerek ya da ortadan kaldırarak hedefine ulaşabilir…

    İşte devletler, rakip devletlerdeki bu tip liderleri yönlendirmek için özlem duydukları otoriter ve üstün tek adam pozisyonlarını çeşitli politik manevralarla sunabilir ve onların bu zaaflarından kendi stratejik çıkarları için yararlanabilirler.

    Biyografik istihbarat hem o tek adamın, hem de onu teklif ve desteklerle bu yola sürükleyecek piyonların bulunmasında büyükle işleve sahiptir. Yaşayarak görüyoruz diyeceğim de acaba görüyor muyuz?

    16 Nisan 2017’de Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

     

    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir