ABD’de liberalizmin yol açtığı büyük ekonomik buhran döneminde Keynes teorisine bağlı olarak geliştirilen New Deal, Franklin Roosvelt tarafından yürürlüğe sokuldu: “rahatlama, iyileşme ve reform.” Devlet ekonomiye müdahale etti, iç pazarına ve refahına yöneldi. ABD büyük buhranı bu şekilde atlattı.
Neo-liberalizm Reagan ile patladı. Bütün sınırlar aşılacak, savunma sanayii güçlendirilecek, dünyanın her yerindeki bağımsızlık hareketlerine karşı gerici direnişler desteklenecek, Sovyetlerin önü kesilecek ve dünya ABD’nin köyü haline gelecekti. Afganistan’da Taliban, Nikaragua’da kontralar, Türkiye’de FETÖ, El Salvador ve Angola’daki ABD uzantısı güçler bu zamanda semirtildi. Latin Amerika’da Pinochet, İngiltere’de Thatcher, Türkiye’de Özal bölgesel modeller yaratacaklardı. Reagan Doktrini diyordu buna…
Sovyetler dağıldı, Baba Bush ile başlayan Ortadoğu müdahaleleri ve savaş ekonomisi ABD’yi borç batağına sürükledi. Tarihinde ilk kez ABD ordusunun ana karada üslenmesine ve toplumsal hareketleri bastırma yönünde tedbirler almasına neden oldu.
Karşı cephede ise Rusya ve bölge ülkelerinin güçlenmesi, Libya, Mısır ve Irak’ın başına gelenlerden çıkarılan dersler yeni bir bölgesel işbirliğinin kapılarını açtı. ABD her cephede kaybeder ve müttefik olarak terör örgütlerini seçer hale geldi. Bu, yeni bir kırılma noktası.
Daha 2009 yılında, “Savaşmadan Kaybetmek” kitabımızda, ABD’nin bu savaş ekonomisini sürdüremeyeceğini, Paul Krugman’ın “orta sınıf yaratma zorunluluğu” tespitinin kaçınılmaz olarak kendi içine yönelmeyi getireceğini, bunun da milliyetçi politikalarla olacağını yazmıştık. “Bir dönemin sonu” diyorduk.
Clinton Demokrat olmasına rağmen Neo-con’ların adayıydı. Trump’u istemediler, ama güçleri yetmedi. Çünkü Trump sıradan Amerikan seçmeni gibi kaba bir milliyetçi, onun öncelikleri farklı… Bir inşaatçı. Refleks olarak iç pazara çalışırlar.
Suriye ve Rusya konusunda söylediklerine bakılırsa, Ortadoğu politikasında bir değişim olacak. Bunu ABD ekonomisi zorluyor çünkü. “Kürtlere hayranım” dediğine bakmayın, Esad ve Rusya ile anlaşıp onlara uzaktan hayran kalmaya devam ederse şaşmayın.
Tipik bir İslamofobik. Artık ABD helikopterlerinin IŞİD yöneticilerini taşıyacağını, Suudi-ABD flörtünün aynı şekilde süreceğini sanmıyorum. Trump’ın danışmanı FETÖ’yü Usame bin Ladin’e benzetti. FETÖ’ye yaklaşımının nasıl olacağı, şakirtlerin Kanada’ya iltica başvurusu yapma atağından ve Almanya’nın yaşadığı şaşkın kafa karışıklığından anlaşılıyor.
Enerjisini büyük oranda kendi iç düzenine ayıracak bir ABD, Türkiye’yi bir müttefik olarak kaybetmek istemese de ılımlı İslam projesinin bittiğinin farkında. Bu durumda yeni Osmanlı ve başkanlık hayalleri de dış desteksiz kalacak demektir.
Bunlar sadece öngörüler. Demem o ki, Trump’un ne yapacağının önemi yok, asıl önemli olan Türkiye’nin ne yapacağı. 70 yıllık ABD ittifakının çamurlu yollarından dersini çıkarıp, bölgesiyle uyumlu, üreten bir ülke olursa ABD’nin başına şeytan da geçse fark etmez…
Üstelik bu kez şeytanlar seçim kaybetti. Yani bu, kendini toparlamak için iyi bir fırsat…
Oktay Yıldırım
11 Kasım 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

