Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir varoluş zorunluluğu nedeniyle ulus devlet olarak kurulmuştur, bu zorunluluğu dayatan tarihtir.

    Osmanlı çok uluslu bir imparatorluktu. Son zamanlarında ise Osmanlı bileşiminde bulunan diğer toplumlar etnik bir bilinçle imparatorluktan koptular. Osmanlı aydınları ve devlet yöneticileri bu kopuşu engelleyebilmek için “Osmanlı Milleti” kavramına sarıldılar. Bu tanımlamanın diğer toplumları da kapsayacağını ve herkesi bir arada tutacağını umuyorlardı. Kimsenin kendini yabancı gibi hissetmemesi için “Türk” adı taşıyan dernek kurulmasını bile zorlaştırıyorlardı. Ama olmadı… Yetmedi…

    Balkan felaketi bunu Osmanlı aydınlarına da acı bir şekilde gösterdi. O zamana kadar hâkim olduğu topraklarda kendi dilini, kültürünü yaymayan bir imparatorluk, tam da bu özelliğinin kurbanı olmuş, bağımsızlık isyanlarına karşı koyamamıştı. Yeni yüzyılın gerçeği ulus devletlerdi artık.

    Sevr Antlaşması, elde kalan son toprağı, Anadolu’yu da bölüşmek için bu kez Türk ulusunun bölünmesini dayatıyor, toplumu mikro etnik parçalara ayırmayı hedefliyordu. Buna karşı hayatta kalmanın tek yolu kendi ulusal varlığına sarılmak ve bu bilinçle var olabilmekti. Öyle yaptık…

    Biz bir ulus devletiz, çünkü başka şansımız yoktu. Bu, Atatürk ve cumhuriyeti kuran kadronun keyfi seçimi değil, kurtuluş için biricik yollarıydı.

    Bugün, dünyaya dayatılan yeni Ortaçağ düzeninde Türkiye’nin önüne tekrar Sevr konulmakta, Osmanlı hayalleri pompalanıp, etnik ayrılık temelinde federatif sistem dayatılmaktadır. Silah zoruyla, bombayla, kardeş kanıyla… Buna karşı yapılacak tek şey ulus bilincine ve bunun tek devlet biçimi olan üniter yapıya sarılmaktır. Ömer Halisdemirler, Fethi Sekinler can veriyorsa bu yüzdendir.

    Bir yandan ABD kaynaklı saldırılara uğrarken, diğer yandan ABD aklıyla Meclisi devre dışı bırakmak, federasyonun ve çok kimlikli devletin ön adımı olan başkanlıkta diretmek, yeni sistem arayışları, Türk ulusunu bugünden daha karanlık bir noktaya, daha sert bir çatışmaya sürükleyecektir.

    Eğer milletvekilleri akıllarını başlarına almazlarsa görecekler ki, akılsız başın değeri yok imiş…

     

    ÖZEL GÜVENLİK

    Takım elbiseyi giydirip, beline silahı, göğsüne armayı takıp, mümkün olan en düşük ücreti veriyorsun… İşte sana özel güvenlik. Nereye koysan, herkes canım güvende sanıyor. Yalan… Kimse asgari ücret karşılığında hayatını riske atmaz, hele de patron, daha fazla kazansın diye… Onun için “kaçtık” dedi adam.

    “Asker üç aylık eğitimle nöbete tutamaz” diyen gevrek ağızlı liberaller yüzünden bu kadar yayıldı güvenlik şirketleri.

    Askeri kurumları, hastaneleri, adliyeleri, hava alanlarını, aklınıza gelen bütün kamu binalarını koruyorlar. Kaçı FETÖ’cü, kaçı CIA ya da MOSSAD bağlantılı bilen var mı?

    Adliyenin güvenliği FETÖ bağlantılı şirkete verilmiş, o adliyede FETÖ soruşturması yapılıyor, havaalanı aynı şirkette FETÖ’cü savcı da o havaalanından kaçıyor.

    Şahsen biliyorum, Türkiye’nin en yaygın iletişim ağına sahip olan kargo şirketinin bilişim güvenliğini bir İsrail güvenlik şirketi sağlıyor, özel uzmanlar geldi İsrail’den, hepsi eski asker, belki de halen görevli. Şirketin bütün sunucuları teslim edildi.

    Daha ne anlatayım.

    Mesele, güvenlik şirketleri yeterli mi değil mi meselesi değil, güvenlik şirketleri yeterince güvenli mi?

     

    BİLANÇO



    “El Bab’ta ne işimiz var” korosu bütün sesleri bastırırken, kimileri “Suriyeliler niye askere alınmıyor” diye saçma sapan sorular sorarken… AKP iktidarı, yoldan geçenleri toplayıp, Özel Kuvvetler’e subay-astsubay, Özel Harekat’a polis yapmaya çalışırken…

    İmamlar okullara eğitim desteği verecekmiş, Hatay’da Diyanet ile Milli Eğitim arasında bir protokol bile yapılmış.

    Aklıma gericilerin ve liberal solcuların hep birlikte saldırarak okullardan çıkardıkları Milli Güvenlik dersleri geliyor. Türkiye’nin dört bir tarafı ateş çemberinde, ordumuz savaş halindeyken… Yani, o derslere giren subayın en yararlı olacağı zamanda…

    Cami yetmeyince, sınıflara taşınacak vaazlar: Şunu giymek haram, yılbaşı kutlamak günah… Sonra basın, bilançoyu açıklayacak her gün: “39 ölü, 69 yaralı…

     

    KUDUZ

    Bir kuduz virüsü yayılıyor memlekete. Dışarıdan gelen kuduz köpek birimizi ısırıyor, ondan sonra o birimiz, diğerimizi, diğerimiz, başka birini… Ve böylece yayılıyor kuduz. Ta ki, bütün herkes gruplara bölünüp, nihayet birbirine toplu halde saldırmaya başlayıncaya kadar…

    Biri “filanca yerde ölen şehittir, falanca yerdeki değildir” diye fetva buyuruyor, Tanrı yerine koyarak kendini… “Laikler p.venktir” diyor, eline diken batmamış ahlaksız, bir başkası “pisliğinde boğul” diye açıyor ağzını, diğeri küfürle, tehditle…

    Diyanet topluyor tarikatları, “FETÖ ve IŞİD’e uymayın” diyecek aklı sıra… Bilmiyor mu, usülde, fıkıhta, uygulamada aynı olduklarını? Bilmiyor mu, sadece adları farklı? Gerçekle bağını yitirmiş cahil yöneticiler elinde biçare memleket, dört bir yanını saran kuduza nasıl dirensin. Bir başlarsa, kardeşin kardeşi ısırması, besbelli ısıracak kimse kalmayıp, kendi koluna diş bileyene dek sürecek…

    Ne güzel söylemişti Vercors: “Yüz bin yıldır insan düşüncesi bir bilinçten öbür bilince akıp karışabilseydi, Platon’un Arşimed’in, Descartes ya da Einstein’in düşüncesi kendi bilinçlerinde dile gelir gelmez, Po ya da Tuna kıyılarında yaşayan en yoksul köylünün kafasına aktarılabilseydi, denizin bütün bir koya da, en ufak bir büke de yayıldığı gibi yayılabilseydi, birinin bulduğu doğru, öbürünün ortaya çıkardığı yanlış o saat herkesin malı, bilgisi usu olsaydı; Babil kulesi çoktan olgun bir nar gibi açılmış olurdu insana; çoktan insanlar savaşı bırakır; yemişleri koparmak, yiyip içmekle geçirirdi günlerini…”

    Oysa gerçek farklı, kuduz kadar hızla yayılamıyor bilinç. Yoruluyorum, çok yoruluyorum düşünmekten bunu…

     

    BATAKLIK



    Hiç tartışma yok, son zamanlarda arka arkaya yapılan terör eylemleri doğrudan Fırat Kalkanı ve Türkiye’nin Avrasya yönelimi ile ilgili… CIA bağlantılı…

    Ama şunu da yazmalıyız, o eylemleri yapanlar Pentagon’da görevli yarbay filancadan emir almadılar. Onlar bu eylemleri kendi vicdanlarında dinsel ya da etnik bir motivasyonla yaptılar. Burada da tartışma yok.

    Türkiye’de eylem yapmak isteyen yabancı istihbarat örgütlerinin bu tetikçileri hemencecik bulduğu bir bataklık var. Saçma sapan dış politikalar yüzünden bir sürü cihatçı, mülteci kılığında Türkiye’ye geldi. Burada kendilerine yandaşlar kazandı. IŞİD eylemlerinden sonra Gaziantep’in orta yerinde Zafer turları atıyorlardı… Onlar yetmezmiş gibi bir de tarikatlar var… İzmir’in ortasındaki roketler ise açılım saçmalığı sırasında göz yumulan şehir yığınaklarından çıkarıldı. Lozan’ı tartışmaya açan çapsızlık, yeni Osmanlı hayali kuran kör ihtiras yol açtı bütün bunlara…

    Bu bataklık kurutulmadan da saldırılar önlenemez. Bütün o mülteci kılıklı cihatçıları derhal sınır dışı etmeden, sağda solda tebliğ yapan, ya da abuk subuk videolar çeken tarikatlar kapatılmadan olmaz… İncirlik kapatılmalıdır, ama önce bunlar… Çünkü İncirlik’te üslenen şeytan, yamaklarını buralardan bulup çıkarıyor. 

    Bu bataklığın sorumluları, tarih önünde başka türlü kurtulamazlar günahlarından.


     8 Ocak 2017’de Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir