Birlik demektir. Sağcısı, solcusu bir çatı altında toplanabiliyorsan…

    Huzur demektir. İki lokma ekmeği, bir yudum çayı bölüşebiliyorsan…

    Güven demektir. Emperyalizmin piyonlarına karşı tek yumruk olabiliyorsan…

    Umut demektir. Bilimle, felsefeyle, tarihle yoğurulan bir gençlik yetiştirebiliyorsan…

    Arife tarif gerekmez, Vatan demek gelecek demektir…

     

    EN BAŞKAN

    Obama’nın gözyaşlarını hemen hemen bütün haber siteleri verdi. Bir ilkokulda yaşanan silahlı saldırıda hayatını kaybedenler için döküldü o yaşlar… Konu ABD’de bir anayasal hak olan silah satışı hakkında yapılan düzenleme…

    ABD’de her Amerikan vatandaşının silahlanma hakkı anayasa ile korunuyor. Silah almak bakkaldan sigara almak kadar kolay… Silah dükkânlarında sadece sabıka kaydınıza bakılıyor, internetten alırsanız ona da bakılmıyor. Bir vatandaş evinde, arabasında makineli tüfek bile bulundurabiliyor. Genel olarak ABD anayasasını değiştirmek zaten çok zor, yazmıştım 1787’den bu yana bir defada yapılan 10 maddelik haklar bildirgesi dahil sadece 27 madde değiştirilebildi.

    Okul saldırılarının sıklaşması ve saldırgan eğilimli kişilerin silah alması yüzünden bu anayasa maddesinin değiştirilmesi gündeme geldiğinde, ellerinde makineli tüfekleriyle on binlerce Amerikalı kongre binasının kapısına dayandı. Yaptırmadılar değişikliği.

    Bundan üç yıl önce bir okulda adamın biri 20’si çocuk toplam 27 kişiyi kurşuna dizdiğinde bir düzenleme yapılması gerektiği daha kararlı şekilde konuşulmaya başlandı.

    Zırt-pırt anayasanın değiştirilip, rejim değişikliğinin gündelik siyaset konusu olduğu ülkemizde olsa o madde toptan kaldırılırdı ama Amerika’da olmadı. Obama’nın Sandy Hook İlkokulunda ölen çocukları anarak gözyaşları içinde ilan ettiği değişiklik neydi biliyor musunuz? Bundan sonra internetten satış yapanlar da müşteriye sabıka kaydı soracakmış…

    Hepsi bu kadar…

    Başkan’ın ve kongrenin gücü bu kadarına yetti. Amerika’da Başkan bütün düzeni değiştirmeye kalksa o sarayı başına yıkarlar…

    Demem o ki, biz başka elin memleketi başka kardeşim. Bizim burada birine Başkanlık vermek Amerika’dakine benzemez…

     

    İHRACAT-İTHALAT

    Barzani gelip flamasını devlet katına astığında bu sordu: “Onu bize tercih ediyorsanız” filan… Ki, “Biji Obama” çığlıklarıyla Kobane’de Kürdistan kurmaya giden Barzani Peşmergelerine, Urfa’dan yol veren AKP hükümeti olduğu için Başbakan Binali Bey cevapladı: “O bizim müttefikimiz.”

    Bu sustu, konuşamadı. Arkasından “Irak bitti devletimizi kuruyoruz” dedi Barzani. Bunda yine tık yok.

    Sonra da Rand Corporation ilan etti: AKP hükümeti Kürdistan’ı tanıyacak.” Bu sefer duramadı, “bir şeyler yapmak lazım” dedi kendi kendine…  

    Ve…

    AKP ile ortaklık yapmasına karşı çıkan MHP milletvekilleri Sinan Oğan, Yusuf Halaçoğlu, Nuri Okutan ve İsmail Ok’u partiden ihraç etti.

    Buna karşılık ne ithal ediyorlar derseniz, Amerikan egemenliği, Ortaçağ gericiliği, Emevi fanatizmi, arabaların vites ya da sinyal koluna takmak için biraz da tesbih

     

     

    SURİYE

    İlk başta Hicaz Emri Faysal’ın oğlunun yönetiminde bir Arap devletiydi. Sonra birkaç aylığına birleşik Suriye için anayasa tiyatrosu oynandı. Ama bütün bu göz boyamaların sonunda Fransızların BM kararıyla oraya el koymaları elbette “Suriyelilere demokrasiyi öğretmek içindi.”

    Fransızlar kuzeyde Alevi, merkezde Sünni ve güneyde de Dürzi hâkimiyetinde üç parçalı bir Suriye istiyorlardı. Sonra baktılar olmuyor, masaya oturup bir cetvelle böldüler koca Suriye’yi.  İçinden bir Lübnan, bir İskenderun daha çıktı. 

    Yine olmadı. Müslüman mahallesinde salyangoz olurdu, ama isyan olmazdı. Fransızlar her karşılaştıkları Suriye özgürlük ayaklanmasına büyük bir güçle karşılık verdiler. IŞİD’den bile daha kanlı yöntemlerle, binlerce kişiyi hep birden yaylım ateşe tutarak katlediyorlardı. Bugün IŞİD’in Palmira antik kentine verdiği zararları ya da yıktığı tarihi eserleri bütün dünya kınıyor ya… Şam’ın tarihi dokusu, en eski eserleri yıllarca Fransız bombardımanı altında yıkıldı.

    1928’e kadar süren olaylar sonucunda sıkıyönetim kaldırılınca kurucu meclis anayasa yapmak için toplandı. Milliyetçilerin lideri Protestan-Hristiyan’dı. Ve bu yüzden seçilemedi. Hal böyle olunca on sandalyeye sahip olan Müslümanlar onun meclise girmesi için bir sandalye vermek istediler.

    Ama…

    Fransızlar kabul etmedi.

    Yani Fransızlar, Suriyeli Araplardan daha dinciydiler. Ama bağımsızlık için başlayan isyan hareketlerini “dinci terör” diye suçladılar.

    Çok uzatmayacağım, derdim size Suriye tarihini özetlemek değil, ama sadece Baas iktidarında bölünmüşlükten kurtulan ve birlik olan Suriye şimdi yine Kürt, Sünni ve Nusayri olarak üç parçaya ayırmaya çalışıyorlar. Yine demokrasi uğruna… Bu kez Fransızlar değil, Amerikalılar…

    Bugün, dünün şartları gibi değil, eğer Suriye bölünürse sıra Türkiye’ye gelir. Bunu engellemenin de tek bir yolu var, ABD ya da İsrail ile değil, Suriye ile işbirliği yapmaktır…

     

    SOYTARI KİM OLACAK

    Tek adam yönetimlerinin en önemli kadrosudur soytarılık. Çünkü tek adam bir tek onu dinler.

    Bakın bir öykü daha anlatayım. Bir anda yüzlerce adamın kafasını kestirebilecek karakterde bir adam olan Yıldırım Bayezıd’ın pek sevdiği bir maskarası vardı. Ne yapar eder, en kızgın anında bile yüzünü güldürürdü. Sultan bir gün yine çok sayıda adamın katlini emredince, atlamış ortaya ve “Hepsini öldürelim sultanım” diye bağırmaya başlamış. Bayazıt sormuş, “yoksa başka suçları da mı var?”   Maskara cevaplamış, “Suçları yok, ama bizim de adama ihtiyacımız yok, bak çıkmış geliyor Timurlenk, ban davulu alırım, sen tokmağı, ikimiz çıkarız karşısına…”

    Bu sözlerden sonra gülmeye başlayan Yıldırım Bayazıt adamların hayatını bağışlamış.

    Demem o ki, bir sultan varsa, soytarıları da olur. Bugünlerde bunlara danışman diyorlar. Ama bırakın can kurtarmayı, hepsi birer cellat gibi…

     

     12 Mart 2017’de Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

    About Author

    Oktay Yildirim

    Sonraki

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir