Bu sayfanın adı Satır Arasında Kalanlar. Zeynep satır aralarına sığmaz. Bu da zaten yüreğimizden taşanlardır.
Hiç korkmadı.
Hiç geri adım atmadı.
Hiç kimseyi diğerinden ayırmadı.
Hiç “yoruldum” demedi.
Hiçbir zaman umudunu yitirmedi.
Kardeşlerimiz bile gelemediğinde…
O geldi avukat görüşme odalarına…
Kardeşimiz oldu.
Sırf bu yüzden işte, bir kalem memurunun düzenlediği uyduruk bir tutanağa dayanıp, mahkemenin tanık olmadığı bir “mahkemeye hakaret” suçlamasıyla hapis cezası verdiler. Benzer davalarda bu cezanın ikinci bir örneği yok.
Ama bilmiyorlar… Zeynep, o hapislere de sığmaz.
KEDİMİZ BİLE YOKTU
Artık herkes biliyor, ona “twitter fenomeni” diyorlar ama aslında bundan çok daha fazlası olduğu hepimiz biliyoruz. Devletin en mahrem bilgilerine ulaşıyor. Emniyet’ten, MİT’ten, Bakanlıklardan, Valiliklerden, her yerden bilgi aktarabiliyor. Gözaltıları önceden biliyor ve uyarıyor yandaşlarını.
Hiç düşündünüz mü? Bu Ergenekoncuların niye bir Fuat Avni’si yoktu? Hani derin devletti bunlar, hani her yerde kolları vardı. Bir “twitter fenomeni” bile olmayan derin devlet olur mu? Artık iyice anlaşıldı, Fuat Avni Gladyo’dur… Kimi kurtarmaya çalışıyorsa, onlar da Gladyo’nun maşaları…
‘ZAMAN’ TÜNELİ
“Uçuruma bakanın kanatları olmalı” der Nietzsche… STV haber sunucusu Kemalettin Gülen, gözaltıların olduğu gece Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’nden şöyle sesleniyordu: “Havuz medyası yalanda sınır tanımadı…”
Aynı Kemalettin Gülen STV ana haberde o tuhaf edasıyla neler söylüyordu, neler… Hapishane hücresinde izlerken not almışım tek tek…
10 Nisan 2009: “Cumhuriyet mitingleri, millete namlu doğrultan Ergenekoncuları haklı çıkarmak amacını taşıyor…”
21 Ekim 2009: “İddia edilen ETÖ’nün en kanlı eylemi, olduğu mahkeme kararıyla kesinleşen Danıştay saldırısı sanığı Alpaslan Aslan…”
15 Mart 2010: “Alpaslan Aslan, ülkeyi bölmek için kanlı planlar yapan Ergenekon’un maşasıydı…”
Ki, ortada ne Ergenekon diye bir örgüt vardı, ne mahkeme kararı, ne de bunları söylemesine engel olacak bir vicdan… Önlerine geleni uçuruma yuvarlıyorlardı. Şimdi de “basın özgürlüğü, hukuk” diye bağırıyor… Aslında kendisi de biliyor, o tünelin karanlığıdır bugünlere yansıyanlar. Ve yine Nietzsche, “uçuruma baktığınızda, o da sizin içinize bakar” der…
MEMELERİN GÜCÜ ADINA
Ahmet Altan: “Bir çift kadın memesine memleketi satarım” diyordu. Taraf’ı yönetiyordu. Cemaat’in sesi Faruk Mercan da şöyle demişti: “Taraf yapılacak operasyonların belgelerini yayınlıyordu, artık yapılacak operasyon kalmadı…” (14 Aralık 2012, TV8 Haber Aktif programı)
Nuh Gönültaş twitter hesabından şöyle buyurmuştu: “Taraf, Ergenekon davası için özel olarak kurulmuş bir koalisyon için çalışıyordu. Özel bir görev yapıyordu. Misyonu tamamlandı…”(16 Aralık 2012)
Bir zamanların “rahatsız genç sivili” ve Taraf yazarı olan Yıldıray Oğur da saf değiştirip Türkiye gazetesine geçtikten sonra eski yol arkadaşları için aynen şöyle dedi: “Polislerin ve savcıların kotarıp ilk nüvelerini gazetecilere sızdırdıkları ya da önce malzemeleri gazetecilere sızdırılıp sonra soruşturmaya dönen pek çok dava gördük. (En komiği bu medya-polis iş birliğinin nadide örneklerini sergilediğimiz eski gazetem Taraf’ın eski yöneticisinin kurduğu medya etiği platformunun “polis devletine” hayır diye bildiri yayınlamasıydı.)”
Vatanı bir çift memeye satan adamların ilk fırsatta birbirlerini satmalarında şaşılacak bir şey yok. Yarın yine… Bu kez de başka operasyonlar için, kurulmuş başka gazetelerde karşınıza çıkarlarsa hiç şaşırmayın… Dönekliğin fıtratı böyle…
BİFTEK PARASI KİME
Star gazetesi Genelkurmay Başkanlığı duyurusunu sevinçle haber yapmış: Güneydoğu illerinde görev yapan sözleşmeli er/erbaş 3 bin 342 lira alacak, 7 yıl sonra ayrılınca 70 bin 648 lira da tazminat… Diğer illerdekiler ise 2 bin lira maaş alacak, 7 yıl sonra ikramiye olarak 28 bin 463 lira alacak.”
Yeridir anlatmalıyım. ABD ordusu, ırak işgali sırasında asker temin etmek için yaş sınırını 35’ten 42’ye çıkarmıştı. İşsizlik o kadar fazlaydı ki, 42 yaşını geçmiş Amerikalılar bile orduya başvuruyordu. Üstelik bu iş bile, kaydettikleri asker başına prim alan özel şirketlere verilmişti. Serco ya da L-3 Communications adlı şirketler bu işin önde gelen kuruluşlarıydı. Bir şirket yetkilisi: “Eğer biftek yemek istiyorsanız, insanları orduya almanız gerekir” diyordu. Biftek yemenin bir bedeli vardı.
Oktay Yıldırım
21 Aralık 2014’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.
