AKP’li, Trabzon-Of Belediye Başkan Yardımcısı, Halil Aliresioğlu, bir konferans sırasında kürsüde konuşan Müftülük görevlisi Ayşe Yılmaz’a racon kesti ya: “Sen kimsin bize vaaz veriyorsun. Bu kadın nereden çıktı. Bu ne iş. Erkekler kadınlardan vaiz mi alırmış? Bizim kadınlardan alacağımız eğitime ihtiyacımız yok ” diye… Hızını alamayıp önce mikrofonu, sonra da elektrik şalterini kapattı ya…

    Neden diye sorulunca da: “Kadın, erkek karşısında konuşamaz” buyurdu ya…

    Aslında Alireisoğlu bir ders verdi.

    Dikkat edilsin, “ben kadından vaaz almam” diyerek konferansa katılmayabilirdi ama bilinçli olarak öyle yapmadı. Katıldı, dinlemeye başladı ve sırf aşağılamak için herkesin ortasında böyle yaptı.

    Cuma namazlarından sonra cami önlerinde başörtüsü eylemi yapan, televizyon ve gazetelerde Ortaçağ’ın yaşam biçimlerini “özgürlük” diye pazarlamaya çalışan kadınlara sesleniyorum: Aldınız mı dersinizi?

    Atatürk’ün size sağladığı hakları politik modaya uyup, ayaklar altına alırsanız, bir gün siz de ayaklar altında kalırsınız!

     

    KİMİMİZ ÖLDÜK

    Benim devre arkadaşımdır Fuat Vurgan. 1993 yılında bölücü terörle mücadele ederken şehit düştü. Şehitlikten her geçişimde uğrarım yanına…

    Bu hafta neredeyse her gün yanındaydım. 4 Nisan’da Uzman Çavuş Mehmet Polat’ı, 5 Nisan’da kahraman Binbaşı Turgay Çelik’i götürdük yanına… “Sana yoldaşlara getirdim kardeşim” dedim her gittiğimde. Onlardan bir gün önce Komiser Yrd. Mustafa Sezgin…

    Bu hafta daha kaç kez Fuat’ın yanına gideceğimi bilmiyorum, ama şunu biliyorum, eğer bu vatan tek parça halinde kalacaksa, onların sayesinde olacak bu!

    Ve bu sırada, Fuat’ın düşmanları da boş durmayacak. Kimi milli silah sırlarını Amerikalılara satacak… Kimi “askerlere bedava kan durdurucu bez gönderdim” yalanıyla firmasının reklamı yapacak… Kimi PKK’dan temizlenen yerlere Türk bayrağı asılmasını eleştirecek… Kimi terörist cenazelerine gidecek, kimi bu hafta hangi çocuğa tecavüz edeceğini düşünecek… Kimi de meclis kürsülerinde satmaya çalışacak, uğrunda can verdiğiniz vatanı…

    Orhan Veli’nin dediği gibi, Neler yapmadık şu vatan için/ Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik!


    KİMLİK BİLGİSİ



    “Sızmış” diyorlar. 50 milyon insanın bütün bilgileri. Başımıza her iş gelebilirmiş…

    Ulusal kanal canlı yayınından çıktım, tam gaz hava alanına giderken telefonum çaldı. Uzatmayacağım, meğer ben canlı yayındayken, aynı anda Balıkesir’de araba satıp kaparoyu da alıp kaçıyormuşum. Biri vatandaşlık numaramı bulmuş, bir polisi dolandırmış. Satılık araba ilanı verip, herhangi bir bankadan kimlik doğrulaması yapmadan, kart filan kullanmadan para çekilebiliyormuş. E bu da polis ya… Hop diye özel bilgilerimize ve telefon numaralarımıza ulaşmış, eşimi aramış: “Kocan dolandırıcı…”

    O kadar öfkeliydim ki, telefon elimde parçalanacaktı az daha… Ertesi gün koştum savcılığa. Savcı, “ben de sizinle aynı durumdayım” dedi.

    Daha geçen akşam İstanbul’dan bir avukat: “Beyefendi bizi az daha dolandıracaklardı, sizin TC numaranızı kullanıyorlar…”

    Deveye demişler boynun eğri…

    Dedim, “kardeşim tamam da sen bu telefon numarasını nereden buldun.” Antalya’nın bir ilçesindeki Deniz Bank şubesinin güvenlik görevlisi vermiş.

    Ne hesabım var, ne ilişkim! Ama demek ki, iş banka güvenlik görevlisine kadar düşmüş.

    Şimdi, “bilgi sızmış” diyorlar. Sırf sıcak para için kurulan bu sistem olmasa çalanın ne işine yarayacak o bilgiler? Takla atıyordunuz: e-devlete geçiyoruz, modernleşiyoruz, yok MERNİS, yok SEÇSİS filan…

    Demedi demeyin, şimdi çipli nüfus cüzdanı diye hava atıyorlar, bizim ahali de yutuyor ya… Yarın, birinizin parmak izi cinayet aletinde, diğerinizin banka hesabı Las Vegas’ta bir otelde kullanılırsa hiç şaşırmayın…

    Ayranın yok içmeye… Yeterli güvenlik alt yapın, bir milli yazılımın olmadan, bu işlere girersen böyle olur işte.


    ALİM MALİM

    Biz o afişi görür görmez anlamıştık bir sorun olduğunu. Prof. Dr. Eyüp Karakaş ile Ankara’daydık. Elektrik direğine yapıştırılmış bir konferans afişinde şöyle yazıyordu: “Kuran’da Muhalefet-Konuşmacı: Alpaslan Kuytul Hocaefendi…”

    Şaşkın şaşkın baktık birbirimize.

    Muhalefet iktidara karşı yapılır. İktidara, “sen yapamıyorsun, ben yapacağım ve şöyle yapacağım” ya da “yanlış yapıyorsun, şöyle yap” der.

    Kuran’da iktidar Allah olduğuna göre… Muhalefet diye bir şey olabilir miydi? Daha konferansın isminde başlıyordu problem…

    Neyse…

    Geçen gün okudum, aynı Alpaslan Kuytul, Ensar Vakfı tecavüzleri ile ilgili konuşmuş, “Peygamberin cemaatinde, sahabelerinde bile böyleleri vardı.”

    E hani Devr-i Saadet’ti? Hani bütün sahabeler cennete gidecekti?

    Bu tuhaf insanları anlayamıyorum… Bunları anladığını düşünenleri de anlayamıyorum… İstemediğimden değil, çabalıyorum ama gerçekten anlayamıyorum. Soru sormayı unutmuş bir toplum!


    YCHP, YVEFA-2



    AKP iktidarı, ortaokullarda türbanı serbest bırakan bir yönetmelik değişikliği yaptığında, Nur Serter’in karşı açıklaması (23.09.2014) dışında CHP’nin bu konuda bir girişimi olmadı. Hatta aynı gün Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu AKP’ye vefa göstererek değişikliğe destek verdi: “CHP bir daha bu türban tartışmasının içinde olmayacak…”

    Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu bu yönetmelik değişikliğini Danıştay’a taşıdı (30 Eylül 2014). Danıştay savcısı da onunla aynı fikirdeydi. Ama… Danıştay, Eminağaoğlu’nun itirazını reddetti. Böylece türban CHP’nin desteği ve Danıştay onayıyla ortaokullara girdi.

    Ankara’nın göbeğinde Hilafet kongresi yapıldığında suç duyurusu yapan da oydu; Kemal Kılıçdaroğlu’nun, din sömürüsü karşısında laikliğe vefa göstermediği için partiden ihracını talep eden de; CHP yönetimi tarafından yalnız bırakılan eski Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu’nu, Tayyip Erdoğan’a hakaretten yargılandığı mahkemede yalnız bırakmayan da…

    Sonunda CHP yönetimi tarafından ihraç talebiyle disiplin kuruluna gönderildi.

    Ömer Faruk Eminağaoğlu’na gösterilmeyen vefa ise yine AKP’ye gösterildi. Ensar Vakfı rezaletinden sonra Aile Bakanı’nı düştüğü durumdan kurtarmanın tek yoluydu onu “mağdur” sınıfına sokmak. Ve Kılıçdaroğlu Kemal yetişti imdada…

    “Önüne yatmak” dediğin de böyle olurdu zaten… Birini korumak için kendini yere atmak…

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    10 Nisan 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır. 



    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir