Dilinden akan zehri hangi ninnilere doldurdun dimağına bilmiyorum. Hangi masallar yoğurdu benliğini de böylesine acınası bir hale geldin bilmiyorum, ama o ninni ve masalların Türk Milletiyle bir alakası olmadığına eminim…

    “Türk halk oyunlarını oynayan gençlerimizin zina yaptığını” söylemişsin. Halk oyunlarımıza “halt oyunu” demişsin, “İslam’da yoktur” demişsin. O zavallı kafanı takmışsın zinaya… Adını anmaya değer görmeden sana sesleniyorum, Malatya Gazi Lisesi Müdür Yardımcısı!

    Bak sana anlatayım. Fuhuş Arapça’dır. Pezevenk Farsça’dan gelir. Orospu da Farsçadır. Tuhaf gelecek sana, “toplum içinde alnı açık, yüzü ak yürüyebilen kadın” anlamına geliyor ki, aslına bakarsan bir orospuyu, alnı açık kadından bedenini satan kadına dönüştüren de 16 yaşındaki kız ile erkeğin el ele halk oyunu oynamasından şehvet çıkaran kafadır.

    Soyadın Turan’mış…

    Turan Türk demektir, ama senin pek alakan yok, belli.

    Türk’üz biz…

    Bizde kadın ata biner, kılıç kuşanır, oyun oynar… İlk çağlardan beri böyledir bu. Duymamışsındır, Fergana Vadisi’nin kayalıklarında da, Kağızman’ın dağlarında da kadınlı erkekli semah dönen atalarımızın kaya resimleri vardır. Yani bizde eski gelenektir oynamak. Biz oyunlarımızda savaşlarımızı, aşklarımızı, kılıcı nasıl sallayıp, yoğurdu nasıl mayaladığımızı, yani bizi biz yapan ne varsa onları dökeriz figürlere.

    Bırak oynamayı, mezara bile birlikte gideriz, Pazırık Kurganı’ndan çıkan kadın ile erkek 2300 yıllık ders olsun sana. Hatta o kurgandan çıkan halının üzerine işlenmiş atlar ve geyikler bile dişili, erkeklidir.

    Sen bilmezsin müdür, düğünlerimizde beraber oynar, cenazede beraber ağlar, düşmanla beraber vuruşuruz biz. Binlerce yıldır Nevruz kutlarız birlikte. Haberin yoktur, Dedem Korkut anlatır, Kanturalı ile Selcen Hatun’un nasıl birlikte savaşıp, nasıl diz dize, el ele dolaştıklarını…

    Sen bunlarla değil, başka öykülerle büyüdün zahir…

    Ama Mustafa Sabri’yi bilirsin kesin… Türkün, Türklüğün, güzel olan ne varsa onun düşmanıdır. İngiliz ile işbirliği yapıp namusunu korumak için kadınlı erkekli silaha sarılan Kuvay-ı Milliye’nin katline fetva vermişti. Kaymakam Kemal Bey’in temiz kanına bulamıştı da o pis ellerini, sonunda Yunan’a sığınmıştı hani…

    Aynı senin gibi konuşuyordu: “Darülfünün’da kız-erkek talebe diz dize oturuyor, ne günlere kaldık” diye…

    Sen onun yolundan git istersen, yakındadır Yunan adaları… Sonra onun gibi Mısır’a ya da bugünün modası, Katar’a geçersin belki…

    Ama belli, bu toprakların dilini konuşmuyorsun müdür!

    Merak ediyorum, erkek erkeğe halay çekerken, başka bir erkeğin elini tuttuğunda; ya da ne bileyim belki bir cenaze namazında yan yana omuzlarınız birbirine değerken, aklın rahat duruyor mu?


    SAİD-İ KÜRDİ



    Nisan ayının başıydı. Kayseri Mimar Sinan parkı içindeki Selçuklu medresesi Belediye tarafından tahsis edilmiş ve Said-i Kürdi sergisi açılmıştı.

    Bir tabelada “onu hapse attıkları için soğukların arttığı” yazıyordu. Başka birinde Milli Mücadele yıllarında Ankara hükümetine nasıl posta koyduğu anlatılıyordu. Meğer bin bir davetle Ankara’ya gelmiş, bakmış mescit küçük, bir de batılılaşmaya çalışıyorlar. Basmış beyannameyi. Ankara hükümeti ise fena korkmuş, hemen makam, mevki, köşkler, maaşlar teklif etmiş ki, bu kızmasın da, “batılılaşma”ya destek olsun… Bu da bütün teklifleri elinin tersiyle itmiş…

    Sanırsın Zaloğlu Rüstem’dir mübarek… 

    Sergi başından sonuna kadar cumhuriyet düşmanlığıydı. Her tabelada bir ima ya da açıktan hedef alma…

    Uzatmayayım…

    O Ankara Hükümeti, bugünkü Milli Orduyu kurdu. Harp Okulu’nda yoklama yapılırken Atatürk’ün numarası olan 1288 okunduğunda, bütün Harbiyeliler ayağa kalkar ve “içimizde” diye bağırır… Çünkü O, Mustafa Kemal’in Ordusu’dur.

    Ve…

    Silah arkadaşları PKK terörüne kolunu, bacağını, canını verirken… O Harbiyelilerden biri olan Bingöl İl Jandarma Komutanı, Vali ve Belediye Başkanı ile birlikte Said-i Nursi Camii’nin temellerini attı…

    Şimdi ben o Alay Komutanı’na soruyorum: 1288 Nerede?


    GİTAR ÇANTASI


    Amerikan filmlerinden görmüş olmalılar. Suikastçı, alengirli tüfeğini gitar çantasına koyar. Gelir uzak mesafeden hedefini vurur ve tekrar çantasına koyup oradan uzaklaşır.

     Ama gerçek hayatta durum başkadır…

    O Amerikan filmlerinde Türk Komandoları yoktur.

    Yüksekova’dan kaçmaya çalışan özenti terörist, Türk komandolarının çelik pençeleriyle karşılaşınca… Çanta bir tarafa kendisi bir tarafa…

    Artık o gitar çantasını taşıyamayacak!

    Türk vatanına kast edenlere, yeniden gitar çantası taşımaya yelteneceklere ders olsun.

    O çantanın içindeki silahın sesiyle geçmişte ve halen daha açılım şarkıları söyleyenlere de…

    Hiçbir şeyi unutmadık, unutmayacağız…


    BİRLİĞİN BAROSU

    Türkiye’yi yönetenler milli çıkarlarımızın, Atlantik’te değil, Asya’da şekilleneceğini göremese de bazı meslek örgütlerimiz bu yolda çaba harcıyor. Türkiye Barolar Birliği, adındaki Birlik kavramını daha geniş bir çerçeveye taşımak için büyük bir adım attı.

    Türkiye Barolar Birliği’nin önderliğinde Türk Dili Konuşan ve Akraba Ülkeler Avukat Örgütleri Birliği, kısa adıyla TÜRK-AV kuruldu.

    Bu örgüt sayesinde Türk dili konuşan ülkeler arasındaki ticari ve kültürel ilişki hızlanacak ve güçlenecek. Ortaya çıkan hukuki sorunlar daha kolay aşılacak. Bir ileri adımında bu ülkelerin ortak sorunları konusunda ortak bir ses oluşturulacak. Bir adım sonra ortak çözümler, sonra ortak alışkanlıklar ve normlar oluşacak…

    Avrasya ancak bu adımlardan sonra oluşabilir. Daha önemlisi, Avrasya’nın bölgenin güçlü ülkelerinin egemenliğinde bir yapı olmaması için de bu birliğin oluşması çok önemli… Başka deyişle, Türk birliğinin barosu şimdiden kurulmuş oluyor.

    Metin Feyzioğlu ve Barolar Birliği Yönetim Kurulu bu büyük adımlarla ezber bozuyor. Emeği geçen herkese teşekkür borçluyuz…


    RENCİDE OLMAK

    Çocuklarına tecavüz edilince değil…

    Kendisi “bir defadan bir şey olmaz” anlamında konuşunca değil…

    Öğretmen halk oyununa zina deyince değil…

    Belediye başkanı, “kadından ders mi alacağız” diye azarı bastığında değil…

    Ama…

    Gazeteler çocuk istismarı haberlerini yapınca aileler rencide oluyormuş…

    Aile Bakanı demiş…

    Türk Devleti ve Türk Milleti, tarihi boyunca bu 14 yılda olduğu kadar rencide olmamıştı.

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    17 Nisan 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir