Tayyip Erdoğan toplamış muhtarları başkanlık reklamı yapıyor: “Dünyanın en gelişmiş ülkeleri mademki bugün başkanlık sistemiyle yönetiliyor, demek ki burada bir özellik var. Öyleyse biz bundan niye korkuyoruz, niye kaçıyoruz?” (24 Aralık)
En gelişmiş?
Güzel…
Bakalım…
Arjantin, Ekvador, Fransa, İran, Kolombiya, Kosta Rika ve Uruguay’da esrar içmek ve satmak serbest. Mesela Amerika, Arjantin, Uruguay, Meksika, Fransa gibi ülkelerde eşcinsel evlilik yapılabiliyor. Kendisi bankta beraber oturan kızla erkeğe bile takıyor ya, evlilik dış doğum oranı Türkiye’de yüzde 3 iken Fransa’da yüzde 56, ABD’de yüzde 41…
Brezilya, Filipinler, Endonezya, Dominik Cumhuriyeti, Kosta Rika, Kenya Meksika, El Salvador, Ekvador, Peru dünyanın seks turizmi cennetleri, bazılarına vizesiz gidiliyor. Uganda, Zambiya, Güney Kore, Kolombiya, Guatemala, El Salvador, Honduras, Venezüella ve Amerika dünyada suç oranı en yüksek ülkeler. Türkiye’de 2,6 olan cinayet oranı bu ülkelerde 40-60 arasında. Endonezya, Kazakistan, Kenya, Kolombiya sokakları en riskli ülkelerden…
İnsan hakları ve basın özgürlüğü konusunda ilk 10 sıradaki ülkeler arasında ise Başkanlık sistemi uygulayan yok.
En çok diline doladığı Amerika’da da öyle bir güçler ayrılığı var ki, Başkan bile canlı yayında yargı önünde hesap veriyor. ABD anayasasını değiştirmek neredeyse imkânsız, yıllar sürüyor. Bizimki gibi zırt pırt değişmedi. 1787’den beri sadece 27 kez değiştirilebildi. Yurttaşların silah edinme hakkını değiştirecek oldular da bütün millet ağır makinelilerle kongre binasına dayandı.
Daha yazayım mı?
Her ulusun kendine göre bir yaşam ve yönetim şekli vardır. Başka kalıba uymaz. Adam bir türlü Türkiye Cumhuriyeti ile barışamadığı için ha bire seçenek arıyor.
Ver başkanlığı, yarın o da yetmez.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUK
Şimdilerde “Hukuk” ya da “basın özgürlüğü” diye feryat edenler var ya… Durun ben size anlatayım.
Zihni çakır, diye biri sözde kitabına fotoğrafımı basıp altına, “Oktay Yıldırım, Danıştay saldırısından mahkûm oldu” diye yazdı. Dava açtık, adamın adresini bulamıyorlar. İyi mi?
Şamil Tayyar, avukatların bile göremediği gizli soruşturma evrakını köşesinde ve kitabında yayınlayıp, bizi terörist ilan etti. Dava açtık, “mahkeme” basın özgürlüğü dedi.
STV ana haber sunucusunun her akşam, tükürükler saçarak ve ağzını iyice yayarak, isim ve görüntülerimizi verip bizleri “terörist” ilan etmesine “kovuşturmaya yer yok” dedi mahkeme. İtirazımız da reddediliyordu.
Dosyalar dolusu. Hangi birini yazayım? Üstelik dava açmak için para yatırmak gerekiyordu. Paramız olmadığı için birçoğuna dava da açamıyorduk. Allahtan açamamışız. Bir de avukatlık ücreti istiyorlar şimdi! İcra takibi başlatmışlar. Gelip evden televizyonumu alacaklar.
Biz içeride linç edilirken bunlar alkış tutuyordu…
Onların istediği, gazeteci hukukun ırzına geçerken yargının yataklık yapmasıdır…
GERİ VİTES
DP ile ilk karşılaştıklarında onunla yarışabilmek için daha fazla Amerikancı ve daha fazla gerici olmaya çalıştılar. Amerika ile ilk büyük askeri anlaşmaları onlar imzaladı, Köy Enstitülerinin kapatılması kararı onlar tarafından verildi. CHP’den söz ediyorum.
Şimdi millete kızıyorsunuz ya, “bir ton kömüre oy sattınız” diye. AKP bunu kimden öğrendi dersiniz? Evet yaa… İlk kömür dağıtımı 57. Hükümet döneminde Ecevit’in talimatıyla yapıldı. Nereden öğrendi derseniz. Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki hava kirliliğini aşmak için Rusya’dan gelen düşük kükürtlü ve ucuz kömürlerin satılmasını sağlamıştı. Bunlar baktılar ki, mevzu kömür… “Beterini yaparız” dediler. Ee, Tayyip Erdoğan da zaten başlamış olan işi abartarak devam ettirdi.
Kılıçdaroğlu’nun “kaçak saray” diye bağırıp, “ben oraya gitmem” diye efelenmesine bakmayın siz… O sarayın yapılması için AOÇ kanununda yapılacak değişikliğe önce “hayır” deyip arkasından bir gecede topluca “evet” deme kararı alan da CHP… Tamam, Baykal dönemiydi, ama Kılıçdaroğlu’nun “onurlu itirazını” hatırlayan var mı?
Açılımı AKP başlattı ama en çok CHP sahiplendi. Kubilay’ın katili yobazları asan Mustafa Muğlalı Paşa’nın adını, Van’daki kışladan kaldırmak için en önde bayrak tutan CHP idi… Seyyit Rıza’nın “sevilen bir insan” olduğunu… Fetullah Gülen’in “mazlum” olduğunu… “Kürt sorununun Mecliste çözümü için hükümete destek vermeye hazır olduğunu… En sonunda da “PKK ile yapılan mücadelede tarafsız olduğunu” açıklayan Kılıçdaroğlu’ydu.
İçlerinde bir Atatürk kalmadı çünkü… Şimdilerde CHP’nin milletvekili odalarından, “yeni bir şeyler söylemek lazım” denilerek Atatürk’ün portresi kaldırılıyorsa, bu yüzdendir işte…
“Seçilen milletvekili partisinden istifa edemesin” diye kanun teklifi bile veriyorlar… Gelmeyeni sürükleyebilmek için… Bu gericiliğin nedeni ise yapısaldır. Atatürk zamanında ileri giderdi. Sonra şanzımanı değiştirdiler. Şimdi sadece geri gidiyor.
MEHMETÇİĞİN GÖREVİ
İç Hizmet kanunu 35. Madde şöyle idi: “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.”
Sanki darbe yapan maddeye bakacakmış gibi, “bu darbe maddesidir” diye değiştirdiler: “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır“
Dikkatlerden kaçtı. Ahmet Davutoğlu, grup konuşmasında şöyle dedi: “Mehmetçiğin öncelikli görevi Türkiye’de ve Türkiye dışındaki kutsal mekânları korumaktır…”
Aldın mı yurt dışı görevini? Suudilerle de anlaştılar. IŞİD bahanesi de var. Sür Mehmetçiği çöllere… Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, Taşeron Silahlı Kuvvetler’e çevirecekler…
Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı’nda Osmanlı’nın Arap topraklarındaki durumunu, “ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi” diye anlatır. Bunların bütün dertleri aynı düzeni tekrar kurabilmek…
Öyle olursa bizim birinci görevimiz de Mehmetçik olup memlekete sahip çıkmak…
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
27 Aralık 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




