Uyuşturucu baronunun yüzlerce perakendecisinden biridir torbacı. Baron, şehrin kendi payına düşen kısmını bilir, halka dokunmak torbacının işidir. Baron kamyonla tozu getirdiğinde, kime nasıl pazarlanacağını bilmez, torbacının dağıtım ağı vardır. Uzmandır. Halka nasıl sunulur, okul çocuklarına nasıl pazarlanır, sosyeteye, kenar mahalleye nasıl… Torbacı yaptığı işin ahlakını düşünmez, onun için bir geçim kapısıdır.

    Güdümlü basın da böyledir. Baron tepede anlaşmayı yapar. Onun da taşeronları vardır. Köşe yazarları, masa başı muhabirleri, kiralık imzacılar. Baron bileti kesilecek kişi ya da kurum konusunda karar verdi mi, bunlar pazarlamasını yapar artık. Hangi suçlama nasıl yakıştırılır, iş sosyeteye nasıl, halka nasıl yutturulur, hangi süslü sözleri kullanmak daha etkilidir… Hepsi torbacının işidir. Torbacı yaptığı işin ahlakına takılmaz, onun için bu, Nişantaşı kafelerinde kahve parası, Cihangir sokaklarında ev kirasıdır.

    Bu torba meselesine, 14 Aralık akşamı Ahmet Hakan’ın CNN-Türk’deki Tarafsız Bölge programını izleyince takıldım. Necip Hablemitoğlu’nun avukatı Ersan Barkın, nasıl olup ta Danıştay davasının bile Ergenekon’a bağlandığını sorguluyordu ki, Ahmet Hakan hemen sözünün arasına girdi, hafiften içini çekerek şöyle dedi: “Ergenekon bir torbaydı, herkes içine bir şeyler atıyordu…”

    “Peki, ya torbacıları kimlerdi” dedim o an…

    Aynı Ahmet Hakan Danıştay suikastı hakkında şöyle yazıyordu o sıralar:

    “(…) Çok sonra şunlar anlaşıldı: Ergenekon diye bir örgüt varmış… Bu işi, bu örgüt planlamış… “Katil”dinci değilmiş… Veli Küçük ve tayfası ile ilintiliymiş… Cumhuriyet’i de bu ekip bombalatmış… Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet‘e atılan bombalararasında bir ilişki varmış… Ve hepimizin çok uyanık olması gerekiyormuş.”(Ahmet Hakan, Hürriyet, 29 Nisan 2010)

     

    Peşinen suçlu ilan ediyordu:

     

    “(…) Eğer siz, ‘Ergenekon, Sevgi Erenerol’dur, Veli Küçük’tür, Kemal Kerinçsiz’dir, Ümraniye bombalarıdır, Cumhuriyet‘e bomba atılmasıdır, Danıştay baskınıdır’ derseniz; eyvallah, o zaman ben sizinle birlik olur Ergenekon’a karşı mücadele ederim.”(Mustafa Seven, Ahmet Hakan röportajı, Akşam-Pazar, 29 Ocak 2012)

     

    Sonra iş tersine dönünce şöyle de yazdı, “Çünkü ben bazıları gibi Ergenekon davasının gizli soruşturma dosyalarını yazılarıma konu yapmadım. Çünkü ben bazıları gibi Ergenekon davasında bazı sanıkları peşinen suçlu ilan etmedim.” (12 Temmuz 2012)

    (…)

    Şimdi de içini çekiyor “torbaydı” diye.

    Kim bilir ederi kaç kahveydi bu yazıların, Nişantaşı kafelerinde?


    İSLAM İTTİFAKI

    En sonuncusu 1967’deydi. Bütün Araplar, İsrail’e karşı birleşmişlerdi. Savaş 6 gün sürdüğü için tarihe 6 gün savaşları diye geçti. İsrail dümdüz etti bunları. Mısır Hava Kuvvetleri’nin vurduğu tek uçak kendi uçağıydı.

    Sina Yarımadası, Batı Şeria, Golan tepeleri, Gazze şeridi hep o zaman kaybedildi…

    Şimdi de teröre karşı Suudilerin önderliğinde 34 İslam ülkesiyle birlik olmuş bizimkiler. Şaka gibi. Bu birlikteliğe en çok sevinen ve destekleyen de ABD. Elbette Suriye, Irak ve İran bu birliğin dışında, çünkü bu aslında bir Selefi ittifakı… Hiçbir ABD ve İsrail hedefini vurmayan Selefi IŞİD’e karşı!

    Koğuş arkadaşım Soner Yalçın benden önce yazdı. Suudi ordusu diye bir şey yok. Abrams tankları, Bradley zırhlıları, Kobra ve Apaçi helikopterleri, F-15 uçaklarıyla minik bir ABD ordusudur. Çok sayıda Amerikalı pilot görev yapmaktadır. Harp Akademilerinden Özel Kuvvetlere, Donanmadan Kara Kuvvetlerine hatta kraliyet ailesinin korunmasına kadar her şey Amerikan özel güvenlik şirketleri tarafından idare ediliyor. Yıllık 56 milyar doları bulan savunma bütçesinin büyük kısmı ABD’ye akıyor. Yani Suudi ordusu, aslında ABD ordusunun suretidir… Ve Suudiler IŞİD’in en büyük finansörüdür. Elbette ABD’nin hizmetkarı olarak…

    Bu ittifakın nedeni bizimkilerin Müslümanlığı olsaydı, Saddam’ı ve Kaddafi’yi ABD’ye satmazlardı. Parayla ilgilidir. Suudiler, ABD’nin talimatıyla sıcak paranın ucunu gösterince… Yani İslam ittifakının İslam ile hiç ilgisi yok…

    Amerika bu yüzden seviniyor, resmen ortak olmadığı bir ortaklıkla, resmen tarafı olmadığı bir savaşı yürütecek.

    Türk ordusu, ABD’ye bile değil, Suud’a asker edilecek…


    BEKÇİ KÖPEĞİ


    Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, “gazeteci demokrasinin bekçi köpeğidir” diyordu televizyondan. (CNN-Türk, 14 Aralık 2015)

    Oysa demokrasi insanı herhangi bir şeyin köpeği olmaktan kurtarmak içindir. Amacı ne olursa olsun köpekliğin demokrasiyle bir ilişkisi yoktur.

    Akın Atalay’ı Ergenekon duruşmalarında yakından izledim. Cumhuriyet gazetesinin başyazarı İlhan Selçuk, benim bir arkamdaki sırada sanıklar arasında otururken O, davaya müdahil olarak, birkaç ay sonra KCK davasından tutuklanacak olan Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yan yana oturuyordu.

    İlhan Selçuk gibiler, herhangi bir şeyin köpeği olmayı ne kendine ne de bir gazeteciye yakıştırırdı. Belki de o yüzden biri sanık, diğeri müdahil koltuğundaydı. Şimdi Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı… Gazetecilere görev veriyor!

    Bekledim, Cumhuriyet’ten bir ses çıkar mı diye… Boş yere… Çünkü artık İlhan Selçukların ruhu bile giremiyor Cumhuriyet’e…

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler:Tuncay Batıbeki

    20 Aralık 2015’te Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır. 


     

    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir