AKP Hükümeti’nin son numarası… Washington’daki lobi faaliyetleri için 2004-2006 yılları arasında CIA direktörlüğü yapan Porter Gross ile anlaşmışlar. Gross, Türkiye’ye enerji güvenliği ve terörle mücadele konularında hizmet verecekmiş.
Lobicilik, politik ve bürokratik hizmet satışı anlamına geliyor. Lobiciler, anlaştıkları ülkelerin görüşmelerini ayarlıyor, ilişki kuracağı baskı gruplarıyla buluşturuyor ve danışmanlık yapıyor.
Yani kılavuzumuz, CIA’nın patronu… Başımıza gelecekleri sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Ama bir ayrıntıyı hatırlatmalıyım…
Rahmetli Eduardo Galeano’nun anlattığına göre, lobiciliğin geçmişi Roma İmparatorluğu’na kadar uzanıyor. Roma’da en garantili zenginlik kaynağı sayılan iki iş kolundan biri. İşlevlerinin ahlaki benzerliğinden olsa gerek isimleri bile aynı: Proxeneta… Aynı ismi taşıyan diğer iş kolunu merak ettiyseniz söyleyeyim, o da genelev işletmeciliği…
Haydi hayırlısı artık…
SELFİE
AKP’li Amasya Belediye Başkanı, elinde cep telefonuyla kendi fotoğrafını çeken (selfie diyorlar) Şehzade Mustafa heykeli yaptırmış. Bir dostum, “Nehre işeyen Şehzade Mustafa heykeli yapsalar bu kadar garip olmazdı” dedi.
Bense pek şaşırmadım, çünkü Osmanlı tarihini en iyi bunlar biliyor.
Babası Kanuni en çok “Age of” oynamayı severdi, bütün o savaşları bu yolla kazandı. Dedesi Yavuz desen, beynelmilel fotoğrafçıydı, çektiği Şah İsmail fotoğrafı hala kendisi sanılıyor. Annesi Mahidevran Sultan cemiyet hayatının tanınmış simalarındandı, o kokteyl senin bu defile benim gezerdi. Üvey kız kardeşi Mihrimah’ı ne siz sorun ne ben anlatayım…
Zaten tarih dediğin Kadir Mısırlıoğlu ya da Mustafa Armağan gibilerden öğrenilir.
Ha bu arada… Osmanlı’da heykel diye bir şey yok. Yaparsan keserler. Osmanlı topraklarında ilk heykel, 1914-1918 arasında Sivas Valisi Muammer Bey tarafından Hafik-Zara yolu üzerinde yaptırılan Osman Gazi heykelidir. Yani onu da sabah akşam sövdükleri İttihatçılar yaptırdı. Bu sırada gericiler de heykeli protesto edip açılış törenine katılanları “taş dikenler” diye yuhaladılar. Şehzade’nin telefonu ne marka bilmiyorum ama onu da Michael Cooper adında bir gâvur 1973’te icat etti.
Yeni Osmanlı dedikleri de böyle bir şey işte… Biraz oradan biraz buradan… Köksüz…
ALLAH ÇARPAR
OECD’nin matematik ve fen bilimlerini baz alarak yaptığı eğitim araştırmasında Türkiye 76 ülke arasında 41. olmuş. Yunanistan önümüzde yer alırken ancak Sırbistan, Bulgaristan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri geçebilmişiz.
Çünkü bizim matematik anlayışımız biraz farklı. İzmir’de Kıbrıs Şehitleri İlkokulu’nda din dersi öğretmeni olan Yusuf Dağ tarafından öğrencilere dağıtılan kitapta tavla oyunu şöyle anlatılıyormuş: “Tavladaki sayıları düşünün. Yek Allah, dü teyemmüm farzı, se guslün farzı, cehar abdestin farzı, penç İslamın farzı, şeş imanın şartları. Şimdi anladın mı kardeşim Yahudilerin Müslümanları nasıl sürüklediğini…”
Bu mantıkla, bir Allah’ı temsil ettiği için, hiçbir sayıyla çarpamazsın hafazanallah… Böleyim, çıkarayım desen hepten sıkıntı. Toplama zaten olmaz, Allah eksik mi ki toplayacaksın?
Hal böyle olunca matematik dediğin külliyen haram… OECD zaten gâvurların elinde… E hesap kitap böyle olunca da AKP birinci parti. “Allah çarpar” diyorlar ya, o böyle bir şey işte…
SAMİ HOŞTAN
Nam-ı diğer Arnavut Sami. Hiç kuşku yok Ergenekon yargılamalarının en renkli simalarından biriydi. Biz ona Sami Ağabey derdik. Sinirlendiğini neredeyse hiç görmedim, daima güler yüzlü ve cesurdu. Her sabah duruşma salonuna girerken kapının kenarında bekler, kantinden aldığı kefir şişelerinden elleriyle doldurduğu bardakları bizlere uzatır içirmeden bırakmazdı.
Bugün medyanın pek bir alkışladığı bazı Ergenekon sanıkları eğilip bükülüp, merhamet dilenirken, “Sayın yargıçlar ben size çok güveniyorum” diye güzellemeler dizerken, Sami Ağabey bir gün bile başını eğmedi. Her konuşmasında bizi güldürecek bir şeyler söylemeyi de ihmal etmedi. Kanseri cezaevi koşullarında daha da azdı ama o bile moralini bozmaya yetmedi. Ve bu hafta içinde hayatını kaybetti.
Türk siyasi hayatının bir döneminde önemli bir yer kapladığı kuşkusuz ama insan olarak unutulmayacak biriydi. Güle güle Sami Ağabey…
KASET
AKP-Cemaat koalisyonunun Türk siyasi hayatına en büyük armağanı kasetçilik oldu. Artık politik rekabet kasetle yapılıyor. Ya kasetini çekiyorlar, ya da “Kaseti var” diye iftira atıp kara propaganda yapıyorlar…
Son örneğini Latif Erdoğan sergiledi. Meral Akşener hakkında, önce “Kaseti var” dedi, sonra da “O kaset montaj” dedi. O kasetin var olup olmadığını, kime ait olduğunu ya da montaj olup olmadığını bilmenin sadece birkaç yolu var: Çekmek, izlemek ya da bunu bir iftira yöntemi haline getirmek.
Ayıp, bunlar için bir anlam ifade etmiyor. Ellerinde Kuran, ceplerinde kasetler. Büyürken kulaklarına hangi ninniler söylendi, hangi masalları dinlediler? Nereden çıktı bu adamlar? Şaşırıyorum.
Ama burada dikkat çekici olan başka bir şey daha var. Bu iddiaların hedefi olan Meral Akşener, Ergenekon tutsağı askerler için tek kelime etmedi oysa tutuklanan polislerin görevlerine iade edileceğini hem de Bugün TV’de söyledi. Bahçeli bırakın tepki göstermeyi, F tipi örgüt soruşturmasında görevden alınan hâkim ve savcılara sahip çıktı. Engin Alan için gösterilmeyen koruma refleksi, bunlar için gösterildi.
Buna da şaşırıyorum… Sizce de tuhaf değil mi?
GÖRÜŞ-ME
Ahmet Davutoğlu’nun Pensilvanya’ya gidişi, Cemaat’in Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne terör örgütü olarak girmesinden dolayı çokça eleştiri konusu oldu. Oysa…
300 bin kişiyi öldürten Sudan lideri El Beşir’i kırmızı halıyla karşıladıkları sırada, adam, hakkındaki arama kararı yüzünden Türkiye dışında hiçbir yere gidemiyordu.
Mahmut Abbas ile görüşmeye başladılar, Hamas terör örgütü ilan edildi.
Yıllar sonra gün ışığına çıkan İhvan ile yoldaş oldular, Türkiye’de büro bile açtırdılar ki, örgüt tekrar yeraltına indi.
Muhammed Salih’e Türkiye’nin kapılarını bunlar açtı, adam Özbekistan’da terörist diye aranıyor.
Tarık El Haşimi desen, hakkındaki toplu suikast suçlaması yüzünden Irak’tan kaçtı da bunlara sığındı.
Dışarıda durum böyle, içeriye bakalım desek, Apo ile görüşmeye MİT Müsteşarını gönderiyorlar.
Pensilvanya’nın lafı mı olur, şimdi hasım olduklarına bakmayın, hısımdırlar yakından…
Oktay yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
17 Mayıs 2015’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.
