Silivri yargılamalarından en çok aklımda kalan o soruydu. Yargılamanın ne amaçla yapıldığını açıkça ortaya koyuyordu. Benim bir arka sıramda Kemal Alemdaroğlu oturuyordu. Sanırım onun yanında ya da arkasında da İlhan Selçuk. O da sanıktı… Ama gazetesi?
    Soru müdahil avukat sırasından gelmişti. Cumhuriyet gazetesini temsilen şimdiki İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Bülent Utku ve birkaç ay sonra KCK davasından hapse girecek olan Ayşe Batumlu da Şebnem Korur Fincancı adına oradaydılar. Ayşe Batumlu Abdullah Öcalan’ın gönüllü avukatlarından biriydi ve Cumhuriyet gazetesi ile yan yana aralarında İlhan Selçuk’un da bulunduğu vatanseverlerin karşısındaydı.
    Fikret Emek, o sırada kürsüde sorgulanıyordu. Savcılık ve müdahil avukatlar istedikleri gibi cevaplar alamamışlardı bir türlü. Şimdi hangisi olduğunu hatırlamıyorum, müdahil avukatlardan biri Fikret Emek’e sordu: “Düşman eline geçince konuşmamak için eğitim aldınız mı?”
    Salondaki bütün sanıklar ve avukatlar isyan etmişti. Fikret Emek yüksek sesle cevapladı: “Yazıklar olsun, burası bir Türk mahkemesi… Nasıl böyle bir soru sorabiliyorsunuz?”
    Bizim için orası bir Türk mahkemesiydi ama demek ki, onlar bizimle aynı fikirde değillerdi.
    Bir an gözümü arka sırada duran İlhan Selçuk’a çevirdim, başını eğmişti.
    Sanıklardan biri bağırıyordu: “İlhan Selçuk’tan da mı utanmıyorsunuz?
    Çünkü İlhan Selçuk utanmıştı.
    Ama onlar bunu sorabiliyorlardı işte…

    EKSİK TAMAMLAYICI SORULARI VARDI

    Bütün yargılama boyunca Akın Atalay ve Bülent Utku Cumhuriyet gazetesine bomba atan kişilere bir tek soru sormadılar. Danıştay davası ile Ergenekon davasının birleşmesinde kilit rol oynayan avukat Mehmet Ener’e de bir tek soru sormadılar. Hatta Muzaffer Tekin’in Danıştay davasına eklenmesi için tıpkı Mehmet Ener gibi onlar da mütalaa vermişti. Adeta birlikte hareket ediyor gibiydiler. Eksikleri tamamlamak için sorulduğu izlenimi veren soruları vardı. Mesela Muzaffer Tekin’in masasında biblo olarak duran, içinde patlayıcı ve fünye olmayan el bombası kabının gerçek bir bomba olduğunu kanıtlamak için ne kadar da gayretliydiler. Bülent Utku soruyordu: “Şimdi patlayıcı olsa, bir de fünye bulunsa ve buna takılsa bu el bombası çalışır mı?” Bir el bombası zaten patlayıcı ve fünye demekti, onlar olduktan sonra soda şişesine de taksan el bombası olurdu.
    Ama bu gerçeğin onlar için bir önemi var mıydı? O günlerde düşman hukuku uygulanıyordu. O yargılamanın amacını FETÖ soruşturmasını yapan savcılık çatı iddianamesine yazdı: “15 Temmuz darbe girişimini yapabilmek için Ergenekon ve Balyoz davaları kurgulandı…”

    GAZETECİYE “BEKÇİ KÖPEĞİ” DEMİŞTİ

    Vakfın başına geçip ne kadar vatansever yazar varsa birer birer kapı dışarı ettiler. Vakfın başında kalmak için yaptıkları seçimin usulsüz olduğu da tescillendi.
    Akın Atalay, CNN-Türk’teki bir konuşmasında “gazeteci demokrasinin bekçi köpeğidir” demişti. (14 Aralık 2015)
    Bu benzetmeyi biz ne gazeteciliğe ne de insanlığa yakıştırabilirdik. Akın Atalay İcra kurulunun başına geçince Cumhuriyet başka bir cumhuriyet olmuştu. PKK ile mücadele vatan savaşıydı, ama buna “saray savaşı” diyerek etkisizleştirmeye çalıştılar. Tuhaf, PKK da aynı nitelemeyi yapıyordu. FETÖ’cü Taraf gazetesi yazarı Ümit Kardaş’ın beyanına dayanarak asker savaşmak istemiyor algısı yaratan manşetler attılar: “Ordu soruyor: Neden ölüyoruz?”
    FETÖ’cü 15 Temmuz ihaneti de onlara bakarsan tiyatroydu. Tiyatro algısının bir tek FETÖ’ye yaradığını bilmiyorlar mıydı?
    Kobani savunması yaptılar, PYD övgüsü yaptılar… CUMOK’un bile tepkisini aldılar. Akın Atalay operasyondan bir gün önce yurt dışına çıkmış, Can Dündar ile buluşmuşlar. Bir mekanda poz da vermişler. Bir yorum yapmıyorum. Hukuksuzluğa uğramalarını da istemiyorum. Ama bu hangi demokrasinin erdemidir bilmiyorum!
    Cumhuriyetin, yeniden gerçek cumhuriyetçilere teslim edilmesi belki bu yaraları bir nebze olsun saracaktır. Ama kayyuma verilip, yok edilmesi en çok FETÖ ve PKK’nın işine yarayacaktır.


    Oktay Yıldırım
    1 Kasım 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.
    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir