Her kanalda bir grup gazeteci… Mesela, Fırat Kalkanı? Biliyor adam… Başkanlık meselesi? Biliyor… Ekonomi, terör, FETÖ, Lozan, futbol her bir şeyi biliyorlar.
Hükümet ne yaparsa onu savunmak yetiyor, biraz da bağırış çağırış ekledin mi, mesele tamam. Geçen gün bir tanesi elindeki MİT logolu istihbarat dosyasını sallayarak, Fenerbahçe Başkanı’na tutuklama tehditleri savuruyordu.
Aslında tanıdık isimler…
Daha dün Ergenekon, Balyoz, Şike gibi davaların uzmanıydılar. Zekeriya Öz de kahramanlarıydı. Yine gerçeğin değil, gücün sözcüsüydüler.
Hangi Yayın Yönetmeni muhabire “sen bizim Mehmet Baransumuz ol” teklifi yaptı?
Muhabir basın odasına girip, “arkadaşlar polis en önemli delil olan bombaları imha etmiş” dediğinde “boş ver ya, ne olacak” diyenler kimlerdi?
Zekeriya Öz’ün yılışık şakalar yaptığı, arkasından gözlerini kapadığı kulüp başkanı kimdi?
FETÖ’cü Savcı-Hâkim-Avukat üçgenine düşenlere yapılan ahlaksız teklif neydi?
Lube Ayar’ın yazdığı “Ne Şikesi Memleket Elden Gidiyor” Destek Yayınevi’nden çıktı.
Gerçekten de memleket elden gidiyorsa IŞİD, PKK ya da FETÖ yüzünden değil. İşte bunlar yüzünden gidiyor. İlkesizler, her devrin adamları… Yarın IŞİD iktidar olsa hepsi cübbeye sarığa, PKK gelse poşuya bürünürler…
“ŞORTLU KADIN”
Başlık ne kadar çirkin değil mi? İzmir’de bir belediye otobüsünde saldırıya uğrayan Ayşegül Terzi’den bütün basın böyle söz ediyor. Bu nitelemede bile “ama hak etmiş” algısı var…
O saldırıyı yapan kafadan ne farkınız kalıyor?
Adamın salıverilmesine şaşırmıyorum.
Kadın o… Kadın… Annemiz, ablamız, kızımız, arkadaşımız gibi…
Durup dururken, sırf kıyafetinden dolayı gerici bir saldırıya uğradı. Konumuz “şortlu kadına tekme atılması” değil, yükselen gericilik.
Bu şiddeti önlemek için önce ağzımızı, bunun için de kafamızı düzeltmemiz gerekiyor. Kabataş’daki “başörtülü bacımız” oluyor da “şortlu” olunca olmuyor mu? Neden hükümetten bir kişinin ağzını bıçak açmıyor?
O otobüstekilere de bir çift sözüm var… Kadın erkek hepsine… Yazıklar olsun, oracıkta saldırıya uğrayan bir kadını koruyamadınız mı? O adama gerekli cevabı veremediniz mi?
Bunun gibi iki adam gerekli cevabı alsa üçüncüsü cüret edemez.
SIZMA
Konu FETÖ olunca herkes “devlete sızdılar” diyor. Ama…
AKP’li M. Ali Şahin şu ana kadar 215 bin Bylock kullanıcısı tespit edildiğini açıkladı. 151’i general yaklaşık 5 bin asker, ihraç edildi, 33 bini de inceleniyor. 2.900’den fazla hâkim-savcı, 28 binden fazla öğretmen ihraç edildi. Kamudan uzaklaştırılanlar 79 binden fazla, tutuklu sayısı 20 bini geçti. Doktoru, istihbaratçısı, bürokratı… Bir bu kadar da gizli-açık soruşturma. Rakamlar facia…
Bu, sızma değil, yerleşme. FETÖ, 40 yıldır, ama özellikle Danıştay suikastından sonra adım adım yerleşti devletin içine. Göz yumularak, müsamaha ve müdafaa edilerek…
Peki, bu yapıyla gerektiği gibi mücadele ediliyor mu?
FETÖ savcılarına tanıklık yapan doktor, Sağlık Bakanı’nın yanında dolanıyor. TBMM araştırma Komisyonu desen, başındaki adam dün FETÖ’yü savunuyordu. Bütün o tertiplerin planlandığı Zaman gazetesini ve neredeyse bütün adliyeleri Akdeniz Güvenlik A.Ş koruyordu. Zaman kapatıldı, savcılar kaçtı, ama adliyeler hala o şirketin elinde. Akşam olup el ayak çekilince bütün dosyalar onlara emanet. Komisyon en önce bu şirketi araştırmalı ve Reşat Petek’e sormalı değil miydi: “Bu şirketle ne ilişkin var?” Soruldu mu? Hayır!
Komisyon herkesi dinliyor, ama en önemli isimleri, mesela örgütün kurucularından Nurettin Veren’i ya da 40 yıldır bunlarla mücadele eden Doğu Perinçek’i dinlemiyor. Neden acaba?
Savcılık Ergenekon-Balyoz davalarının darbe yapabilmek için FETÖ tarafından kurgulandığını iddianameye yazdı. HSYK ihraç ettiği hâkim ve savcıların bu kurgu davaları sonuçlandırmak için uğraştığını gerekçeli kararına yazdı. Yargıtay, Ergenekon’u bozma kararında bunu belirtti. Ama…
Başbakan’a bakıyorsunuz, “Ergenekon-Balyoz sapına kadar gerçekti” diyor.
Sapı, kulpu derken FETÖ’nün siyasi ayağına, üst düzey isimlerine dokunulabiliyor mu? Hayır, hatta Başbakan “AKP’de FETÖ’cü filan yoktur” diyor. Bylock kullandığı belirlenen 125 milletvekili ne olacak? Kozmik Oda’ya girenler gözaltına alınıyor da sahte suikast iddialarını alevlendirenlere dokunuluyor mu? Hayır!
Başbakan’ın tutumu ile örtüşen ama makamı ile çelişen bu durumun açıklaması basit: ABD, hem AKP içinde hem de dışında Türkiye ile mücadele ediyor… Çünkü Başbakan’ın bu tutumu FETÖ ve ABD’yi rahatlatıyor, mücadeleyi zorlaştırıyor.
Beri yanda CIA’nın soğuk savaş aktörleri tekrar piyasaya sürülüyor, kimi yazar, kimi yayınevi sahibi olarak… Görünürde Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden, ama aslında Türkiye’nin Avrasya yönelişini hedef alan kara propagandalar için… Bunu savunan kim varsa saldırıyorlar.
ABD bu uğurda Tayyip Erdoğan’ın bile üzerini çizmişken, sormalıyız: Başbakan bu mücadelenin Türkiye tarafında mı, ABD tarafında mı?
Türkiye tarafındaysa, neden ABD tarafındaymış gibi konuşuyor?
Tayyip Erdoğan’ın “FETÖ ile mücadelede siyaset arkadaşlarım beni yalnız bıraktı” demesi boşuna değil…
HORTLAK
Nabi Avcı bakandı. Hikmetyar’a “liderimiz” diyen ve çocukları cihada çağıran kitap dağıtmıştı. Şimdiki Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz. “İnce giyinenler insanlıktan istifa eden hayvanlardır” diye yazan kitabın dağıtımına izin verdi. Kitap, çocuk tecavüzleriyle gündeme gelen Ensar Vakfı’na ait…
Bir Milli Eğitim Müdürlüğü “Öğretmen Öküz, Öğrenci Eşek” diye kitap dağıttı. Biri “Süslü kadın, tahrik ettiği kadar erkekle zina yapmış sayılır” diye yazdı. Bir başkası kısa kollu giyinen öğretmene “üstsüz”, küpe takana “gay” dedi. Bir başkası “Okullarınızdaki ateist-komünist öğretmenlerin defterini dürün” talimatı verdi, bir başkası 10. Yıl marşını yasakladı, bir başkası cami yaptırmak için okulu yıktırdı.
Ya okul müdürleri? Biri, “hayvanlarla ve ölülerle cinsel ilişkiye girildiğinde orucun kazasını tutmak gerektiğini” anlatan kitap dağıttı. Yazarını tanıyormuş. Bir başkası kız ve erkek öğrencilerin kantinlerini, bir diğeri sınıflarını, başka biri de kullandıkları merdiveni bile ayırdı… Bakanlık da hemen onayladı bu okulları.
İmam Hatip olmayanları Proje okullara çevirdiler. Kız öğrencilerin neredeyse yarısı başörtülü, ilkokullarda bile… Gözden kaçanlar için derste başörtüsü dağıtan öğretmenler var…
Sonuç: 38 ülkenin yer aldığı OECD eğitim raporunda Türkiye 35’nci sırada…
Öğrenciler yetmez, halkı da eğitmek gerek değil mi? Halk Eğitim Müdürü “Örtüsüz kadın, ya kiralıktır ya da satılık” dedi.
Nihayet, şort giyen kadınlar o anda kırbaç bulunamadığı için otobüslerde tekmelenmeye, broşür dağıtanlar “haramdır” diye kurşunlanmaya başladı.
Cehalet mahalle kahvesinden köşe yazarlığına terfi etti. Raporlu deliler tarihçi, müritlerin kimi danışman, kimi daire başkanı, kimi müdür…
Demedi demeyin…
Ortaçağ hortladı, dolaşıyor memlekette.
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
30 Ekim 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




