AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “PKK birkaç Mehmet’i öldürdü diye Meclis’i toplantıya çağıramayız” demişti.
Aradan sadece 3 yıl geçti, PKK’nın siyasi kanadı HDP, 80 milletvekiliyle Meclis’e girdi. AKP’nin şimdiki Genel Başkan Yardımcılarından Beşir Atalay övünerek, “HDP’yi biz güçlendirdik” dedi… Gürsel Tekin sevinçten teneke çaldı. Cemaat kalemleri coştu, PYD ve Barzani çok memnun, ABD ve AB alkış tuttu.
Şimdi…
O günlerde “3-5 Mehmetçik” için toplanamayan Meclis, Apo’nun yeğenini ve yoldaşlarını alkışlamak için zevkle toplandı, şevkle alkışladı. İstiklal Marşı okumadılar, okuyanlar da onları İstiklal Marşı ile boğacak gibi okumadı. Hayatımda duyduğum en cılız ve isteksiz Milli Marş okumasıydı.
Bir ara İngiliz vatandaşı Merve Kavakçı kardeşi Ravza’ya bağırdı: “Cihadın mübarek olsun.” Richland’da, University of Texas’ta ve Harward’da eğitim görmüş cihad yapacak Ravza! Cumhuriyet’e karşı… Bağlı kalacağına sözüm ona yemin ettiği anayasaya ve Türk Milletine karşı…
Hepsi bir araya toplanmışlar Bölücüler, Batıcılar, dinciler… Sahi bu kimin Meclis’i?
İBRET
Müslüman Barzanistan’dan Obama’ya teklif var: “Ey Obama bırak da Kürtler Erbil’e heykelini diksin…”
Mehmet Akif’in meşhur dizeleridir: “Hiç ibret alınsa, tarih tekerrür eder mi?”
Yugoslavya diye bir ülke vardı bir zamanlar. Şimdi birer milyonluk küçük etnik parçalara bölündüler. Bağımsız oldular sözde… Bağımsızlık günlerini Amerikan bayrakları ile kutlayıp, şükür namazlarını huşu içinde kıldıktan sonra George Bush fotoğraflarını öpüyorlar minnetle…
Irak operasyonları da Bush zamanında başlamıştı. Kendisinin “Tanrı’yı kıyamete zorlamak için seçilmiş bir kutsal adam” olduğuna inanan Evangelist Bush, Irak ve Afganistan için başlattığı savaşa “Hilafete karşı Haçlı Seferi” demişti.
Bugün, o seferin sonucu olarak Irak bölündü. Amerika’nın başında artık Obama var. Oradaki bölücülerin tanrısıdır. Bence o heykeli mabetlerinin mihrabına dikmeliler…
RAMAZANIN GÜCÜ
Yenİ Şafak’tan Yusuf Kaplan… Ne kadar da doğru söylemiş: “Ramazan ayı, benzersizliğini ve bu benzersizliğinden kaynaklanan “gücünü” sadece oruç tutanlara değil, oruç tutmayanlara da hissettiren, gösteren çok katmanlı bir varoluş iklimidir. Bu açıdan Ramazan ayının bahşettiği iklimi ve havayı, oruç tutan-tutmayan, inanan-inanmayan herkes farklı ölçülerde de olsa bizatihî solur, yaşar, tecrübe eder.” (22 Haziran)
Çok doğru, herkes ramazanın gücünü hisse- diyor…
Güneşin hiç batmadığı İzlanda’da bile 18 saat oruç tutulurken sahurun saat kaçta olacağına karar veren Diyanet İşleri Başkanlığı 17 saat 37 dakika oruç tutulmasına karar verdi. Oruç tutanlar o gücü hissettiler.
Ya tutmayanlar?
Erzurum’da yolun kenarında sigara içen bir kadın, oruç tutmadığı için saldırıya uğradı.
Bayburt’ta, dövmek için oruç tutmayan adam bulmak zor olduğundan geçen yıl aynı nedenle dövdükleri bir adamı kaçırıp bodruma hapsettiler. Ki, canları oruçsuz dövmek istediklerinde ellerinin altında hazır olsun… Adam polis operasyonuyla kurtarıldı.
En son İstanbul’da bir öğrenci oruç tutmadığı için kaldığı yurtta dayak yedi… Ramazan’ın “gücü”nden sokakta sigara içeni kim koruyacak? Sokak köpekleri mi?
DEVLETİN AR DAMARI
Çatlar mı?
Elin Conisi, tek mermi atmadan ve tek mermi yemeden 11 askerimizin başına çuval geçirip bütün gizli belgelerimize el koyduğunda ve o askerleri kendi üs bölgesine götürüp sorguladığında…
Çatlamadı…
Koca bir ordu harekât yapmak için Kuzey Irak’a girdikten 3 gün sonra ABD Savunma Bakanı Robert Gates “move move move and get out” (Get out, argoda defol demektir) dediğinde ve bizim ordumuz geri çekildiğinde…
Çatlamadı…
Musul Büyükelçiliğimizdeki tepeden tırnağa silahlı pek özel harekâtçı polisle-rimiz, bir tek mermi atmadan başlarındaki büyükelçi ile beraber IŞİD’e teslim olup 101 gün ellerinde rehin kaldıklarında…
Çatlamadı…
“Allah korusun, ya IŞİD bizim askerleri keserse” diye Koca Süleyman Şah Türbesini sırtlayıp… Hem de PYD’li militanları kılavuz olarak tanklarımıza bindirerek Suriye’den PYD bayraklarının gölgesine taşındığımızda… Ve Apo’nun bu hareketimizi “Eşme ruhu” diye alkışladığında bile…
Çatlamadı da kardeşim…
Özgür Örs adında bir astsubay, kaçakçıları takip ederken Suriye sınırını geçti. Orada IŞİD’in pususuna düşüp rehin alındıktan 4 gün sonra MİT tarafından kurtarıldı ya…
Bu hafta ordudan atıldı. Çünkü IŞİD’e direnmeyerek ve basında yer alarak TSK’nin itibarını zedelemişti. Devletin ar damarı bunu kaldırmazdı kardeşim…
PARALEL SAHUR
Bir gün Silivri Cezaevi’nin uygulamalarını savunacağım aklıma bile gelmezdi. Ama o da oldu işte… Cemaat’in gazetesi Bugün yazarı Gültekin Avcı Silivri’de bulunan polis şeflerine sahur yemeği verilmediğini yazarak cezaevi yönetimine seslenmiş, “Hangi dindensiniz?”
İbadet bir insanın en doğal hakkıdır. Tamam, ama…
Vallahi yalan!
Billahi iftira!
Silivri’de tam 7 yıl yattım, oruç da tuttum. Düzenli olarak sahur yemeği verilir. Hurma bile dağıtılır. Hatta bununla da kalınmaz koğuşlara Kuran dağıtılır. Bu da yetmez müftülük görevlileri koğuş koğuş gezer de dini telkinlerde bulunur.
Kadı ki, sahur yemeği verilmediğini varsaysak bile… Bir insanın ibadet hakkı için bu kadar hassas olan Gültekin Avcı aynı cezaevinde ölenlerin yaşama hakkı için de bu kadar hassas mıydı?
O unutmuş, biz unutmadık. Tarih, 04.07.2008, Kanal-7’de “İskele Sancak” programı. Yıllar süren tutuklu yargılama hakkında: “Bunlar PKK’dan daha tehlikeli…” Hastaneye götürülmediği için ölen Kuddusi Okkır için de: “Ölüm döşeğinde olmasının sebebi savcı değildir, iyi o zaman Abdullah Öcalan da hastalandı diye onu da serbest mi bırakalım” diyordu.
Sahi, Gültekin Avcı hangi dinden? Hangi din yaşam hakkını, sahur yemeğinin arkasına koyar?

