Yıldıray Oğur, Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin iç yüzü ortaya çıkınca ve cemaat ile AKP savaşında kuyruğu kıstıran taraf Cemaat olunca, “kullanışlı aptallardık” diyerek bir nevi günah çıkarmıştı.

    Ama… Günah daha geride bekliyormuş anlaşılan…

    Çünkü Taraf gazetesinin 21 Mart tarihli manşet üstü haberi Yıldıray Oğur ile ilgiliydi. Eski gazetesi onu Mehmet Baransu ile ilişkilendiriyordu. Taraf’a göre Balyoz tertibinde kullanılan belgeleri bulup getiren kişi Yıldıray Oğur’dan başkası değildi. “Yedek Bavulcu” diye kocaman başlık atmışlardı haberi. Aslına bakılırsa Ergenekon ve Balyoz’dan kumpas diye söz etmeye başlayan Taraf, bir zamanlar ne yaptığını çok iyi bildiği yazarını ihbar ediyordu.

    Düşünmeye başladım.

    Yıldıray Oğur, Taraf yazarı olmadan önce Genç Siviller’in başkanıydı. Onun bu işteki rolü Taraf gazetesinden çok önce başlamıştı. Gürcistan’daki kadife devrimler de kullanılan benzer örgütler gibi hedef kurumları şeytanlaştırmak ve haklarında kara propaganda yapmak için en ön saflardaydılar. Ve yine diğer kadife devrimlerde olduğu gibi hiç geçim sıkıntısı çekmeyen çocuklardı. Birçok gazeteci de bu çocukların istihbarat ve ordunun içindeki memnuniyetsizlerle ilişkisi olduğunu düşünüyor, hatta yazıyordu.

    Şimdi bir soru soruyorum: Genç sivillerin içindeki en kullanışlı aptal nasıl bulunur?

    Yani, o belgeleri Yıldıray Oğur’a ulaştıran, ordu içindeki “memnuniyetsizlerle” yakın ilişkisi olanlar kimlerdi?

    Bunu soran bir gazeteci var mı?

    Ama asıl soru şu: Bunu soran bir gazeteci neden yok?


    BERLİN AYISI


    Birkaç gündür bir dizi konferans için Berlin’deyim. Berlin havaalanına geldiğimde pasaport kontrolü yaptırmak için diğer yolcular gibi sıraya girdim. Sıra gayet düzgün bir şekilde ilerliyordu.

    O sırada iri yarı ve koca göbekli bir Alman görevli elini kavga edercesine kalabalığa doğru kaldırıp, ağızından tükürükler saçarak bağırdı: “Bitte stellen Sie sich an.”

    Bir şeyler oldu sandım, elini salladığı tarafa baktım, her şey yolundaydı.

    Arka sırada duran delikanlıya, “ne diye yırtınıyor bu” dedim. Genç adam kayıtsızlıkla cevapladı: “Bir şey yok ağabey, lütfen sıraya girer misiniz” diyor.

    Tipik Germen nezaketi, binlerce yıl sonra bile aynı diye düşünmeye başlamıştım.

    Sonradan şehrin bazı yerlerinde gördüğüm ayı heykellerini sordum, Berlin’in simgesiymiş ayı…

     

    ENKAZ MEDYASI



    Tayyip Erdoğan’ın uçağında başköşenin sahibi Akit gazetesinin matbaasında PKK’nın gazetesi basıldığını, kendi arkadaşları yazdı.

    Medya takibi yok, bıçak gibi kesildi.

    Bilal Erdoğan’ın kara para aklamakla suçlandığı için, Arap diplomatı kılığında İtalya’dan kaçtığını İtalyan basını yazdı.

    Medya takibi yok, bıçak gibi kesildi.

    Sahi, ne iş yapar bu gazeteciler?



    AÇ GÖZÜNÜ

    Olaylar trajik bir hızla ilerliyor.

    NATO’nun kalbi Brüksel’i hedef alan bir bombalı saldırı oldu. Olması beklenen güvenlik önlemleri nedeniyle imkânsız gibi görünen bir yerde böyle bir patlamanın nasıl olduğunu pek kimse sorgulamadı. Bu patlamanın sonucundan Türkiye nasıl etkilenir diye düşünen de çok değildi. Hatta “yahu orada güvenlik tedbirleri çok zayıftı zaten” diyen bazı gazeteciler ya da “Ama bu batılılar da teröre çok müsamaha ediyorlardı” türünden yorumlar yapan uzmanlar bile oldu.

    Kılıçdaroğlu, kendisinden bile beklenmeyecek şekilde Brüksel saldırısını Türkiye’nin yaptığını söyledi. Kulaklarıma inanamadım.

    O sırada Türkiye-İran arasında olumlu geçen bir görüşme olmuştu, hemen arkasından Esad Şükrü Sina Gürel üzerinden “kardeş olmak zorundayız” mesajı göndermişti.

    Demeye kalmadı kardeşim,

    Rıza Sarraf Amerikalılar tarafından tutuklandı.

    Tayyip Erdoğan düşmanlığı yüzünden PKK’lı olmayı bile tercih eden kimileri hemen başladılar teneke çalmaya.

    Oysa mesele Tayyip Erdoğan ya da Sarraf’ın ne suç işledikleri değil, asıl önemli olan Soner Yalçın’ın da dediği gibi işlenen suçun ne olduğu. Türkiye’ye karşı büyük bir koalisyon oluşturuyorlar, bunun için neden biriktiriliyor.

    Açın gözünüzü, kimsenin hedefi Tayyip Erdoğan değil.

    Onun işlediği büyük suçlar var, tamam. Ama bunlar bizim gözümüzü köreltmesin.

    Hedef Türkiye…


    ATATÜRKSÜZ ÇANAKKALE

    Bir küçük kafa düşünmüş olmalı, “ben” demiş kendi kendine “eğer bu çadıra koymazsam Atatürk’ü, olur biter bu iş.”

    Ama bilememiş ki, bu milletin vicdanı var. Oradan silinebilir mi?

    Tarihten, Conkbayırı’ndan Anafartalar’dan, adını verdiği Kemalyeri’nin kanla sulanan topraklarından silinebilir mi?

    Gittim çadıra sordum, “neden burada Atatürk’ün bir silik ve minicik fotoğrafı dışında ondan söz edilmiyor? Çanakkale’de en büyük birliklere Liman Von Sanders’ten sonra Atatürk komuta etmedi mi? Bütün önemli zaferleri onun komutasındaki birlikler kazanmadı mı? O kahraman 57. Alay onun komutasında yapmadı mı tarihi?”

    Cevap vermekten aciz birkaç görevlinin, “ama biz zaten anlatıyoruz” türünden durumu kurtarma çabaları dışında bir şey duyamadım.

    Kayseri’den söz ediyorum. Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı sözde Çanakkale’yi anma çadırından. Belediye Başkanının dev posterlerinin her yanını kapladığı ama Atatürk’ün bir minik resmi dışında yer bulamadığı zavallı bir yok sayma çabasından söz ediyorum.

    Sanıyorlar ki, o zavallı çadırlarına koymazlarsa, bu toprakların hafızasından da silecekler!

    Ah zavallılar, devleti bir çadır gibi yönetiyorlar da Türk tarihini de bir çadır sanıyorlar. Öğrenecekler öyle olmadığını!

    Oktay Yıldırım
    Karikatürler. Tuncay Batıbeki
    27 Mart 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir