Zekai Aksakallı komutanımıza açık mektuptur…

    Bir ülkenin kaderini değiştiren Ömer Halisdemir gibi kahramanlara ancak kahramanlar komuta edebilir ve ölüm emri verebilir. O sizin kendi hayatı için canınızı vereceğinize emin olmasa, size bu kadar güvenmese verdiğiniz emri yapamazdı.

    Şu anda bütün dünya sizi izliyor. Hem içimizdeki, hem Suriye’deki Amerikan piyonlarını, bütün dünyayı hayrete düşürecek bir hız ve savaşçılık yeteneği ile bertaraf ediyorsunuz. Eski Büyükelçi James Jefrey’in ABD’nin orada 5 bin 500 askeri olduğunu söyledikten sonra büyük bir şaşkınlıkla, “Türklerin 500 adamla sahada neler yapabildiğini gördük” derken kast ettiği sadece şahsınız ve emrinizdeki kahramanlar değil, bütün bir Türk askerlik tarihidir. Bu geleneğin kökleri, komutanı emrettiğinde atına, kadınına yay geren Mete Han’a gider. “Ben size ölmeyi emrediyorum” dediğinde ölüme koşan Mehmetçiklerin Mustafa Kemaline gider. Sizin ve Ömerlerin şahsında bugüne taşınır…

    Bundan 1431 yıl önce Işbara Alp, kılık kıyafetlerini, dillerini ve geleneklerini değiştirmeleri gerektiğini söyleyen Çin İmparatoru’na şöyle demişti: “Size haraç veririz, kıymetli atlar hediye ederiz. Fakat dilimizi, rüzgârda dalgalanan saçlarımızı, elbiselerimizi, adetlerimizi sizinkine benzetemeyiz, bu bakımdan mil­letim çarpan tek bir kalp gibidir.”

    Atatürk, “Biz kendimize benzeriz” derken bunu anlatıyordu.

    Özünü savaş alanında yaratan bu gelenek, o özü canı pahasına korudu, ta ki, NATO kuyruğuna takılıncaya kadar… O zamana kadar kırmızı dost, mavi düşmandı. Ama dostun ve düşmanın önce renkleri, sonra yerleri değişti. NATO belirledi.

    O Amerika, o NATO… Hainlerini üzerinize salmadan çok önce gelip yerleşti o kışlaya… Ömer Halisdemir’in kanını yıkatmayıp çiçeklerle donattığınız o kışlanın girişinde bir Amerikan sloganı yazıyor.

    ABD Askeri Akademisinin sloganı (motto diyorlar) olan “Country, HonorDuty…” Önce Vatan, Şeref, Görev olarak Harp Okuluna getirildi. Sonra “Vatan, Sevgi, Şeref, Güven, Görev” olarak biraz değiştirildi. En sonunda “Ülkem, Bayrağım, Onurum” şeklinde revize edilerek, kim bilir hangi akılla Özel Kuvvetler’e uyarlandı.

    Oysa bütün Komando birliklerimizin ortak andı olan “GÜÇLÜYÜZ, CESURUZ, HAZIRIZ” dosta düşmana verilecek en güzel mesaj değil miydi? Kimi rahatsız etti de değiştirildi?

    O akşam, arabanıza müdahale etmeye çalışan haine attığınız tekmeyi, aslında onların sahibi olan Amerika’ya attınız. Bunu siz de, biz de, Amerika da biliyor.

    Kahramanlar için başka yol yoktur, o tekmeyi bir kez daha atmalısınız. O kapıya “GÜÇLÜYÜZ, CESURUZ, HAZIRIZ” yazdırın. Türk milletinin bütün düşmanları gücümüzü sizde, cesaretimizi Ömer Halisdemir’de, hazırlığımızı da nasıl savaştığınızı öğrenerek yetişecek yeni kuşaklarda görsün…

    Görsün ki, bir daha elleri böğrümüze uzanmasın.

    Sizi, bir zamanlar aynı dağlarda dolaşmış bir asker olarak silah arkadaşlığı onuruyla ve saygıyla selamlarım…


    YERLİ VE MİLLİ



    Türkiye adına Avrupa Atletizm Şampiyonasına katılan 48 atletten 16’sı yabancıydı. Dünya “birazcık Türk” diye dalga geçti. Şampiyonada 4 altın, 5 gümüş ve 3 bronz madalya alabildiler. “Büyük başarı” dediler.

    Futbol, basketbol, voleybol… Bütün takımlar yabancıdan geçilmiyor. Yerli sporcu yetiştirmek için yabancı kotaları tartışılıyor. Bu tuhaflığın ortasında yerli ve milli tartışmaları yaşanırken yüzümüzü ağartan memleket çocukları da var.

    Kickboks genç milli takımımız, İrlanda’da yapılan Dünya şampiyonasında 13 altın, 13 gümüş, 15 bronz olmak üzere toplamda 41 madalya kazandı.

    İthal yok, hepsi Türk milletinin çocukları… Yüz aklarımız…

    Geçmişte birlikte şampiyonalar yönetip sporcular yetiştirdiğimiz Federasyon Başkanı Salim Kayıcı, her şeyiyle yerli ve milli bir spor adamı. Bu memleketin evladı.

    Peki, bu çocuklar diğer medyatik spor dallarının gördüğü ilgiyi ve maddi desteği görüyor mu? Elbette hayır! Bu da yerli ve milli olmanın bedeli olsa gerek…

    Salim Hocam! Memleketin yüzünü ağarttınız. Yüzünüz ak olsun…


    ÜZÜLME CANER

    Harp Okulu’nda FETÖ’cülerin okuldan atmak için uyguladıkları işkencelere direndi. Sıcak asfaltlarda süründü, sırtında çantayla güneş altında nöbet tuttu. Bitti sandı…

    Bu kez FETÖ’cüler Ergenekon davasında babasını hapsetti. Yıllarca Silivri kapılarında babasını ziyaret etti. Atatürkçülüğü yüzünden hapislerde diyet ödemiş bir babanın oğlu olarak canını dişine taktı. Uçuşlara başladı. En fazla uçuşu olan pilot olarak Kuvvet Komutanından plâket aldı.

    Ama…

    15 Temmuz gecesi, bir ay önceden yazılan nöbetini tutmak için HKK Harekât Merkezi’ndeydi. FETÖ’cüler Caner ve arkadaşlarını silah tehdidiyle hapsetti. O melun gece geçti ama Caner’in çilesi bitmedi. Bu kez de FETÖ iddiasıyla tutuklandı. Babası E Alb Cemal Gökçeoğlu aylarca pilot oğlu Yüzbaşı Caner’i aradı. Hava Kuvvetleri Karargahı’nda yetkililer adını bile bulamadılar listelerde.

    Balayında olacaktı Caner… Oysa Sincan Cezaevinde yatıyor. Masum… Eninde sonunda çıkacağını ve kendisine “pardon” denileceğini biliyor. Herkes biliyor.

    Caner gibi başka isimler de var. Hainlere direnenler, onların emirlerini yerine getirmeyenler. Mesele şu ki, bu masumların hapislik süresi uzadıkça göreve ve orduya bağlılıkları zarar görüyor.

    Şimdi pilot arıyoruz, eskiden ayrılanları geri çağırıyoruz, ama Caner gibi genç fidanlar da hapiste bekliyor. Bu hatayı yapmayın. Canerleri, Farukları ve onlar gibi masumları küstürmeyin…

    Üzülme Caner, senin gibi masumların hiç biri üzülmesin. Bu ordu sizin, bizim, hepimizin.


    İMAMLARIN ÖCÜ

    Vatanseverdir. Milliyetçidir. Atatürkçüdür. Cesurdur. Askerdir. Bir de Devlet Bahçeli’ye muhaliftir. Ama bir tek FETÖ’cü değildir.

    Biz Silivri’de yatarken, bu kumpası kuran FETÖ müritleriyle diş dişe mücadele etti. Bir an bile içerdeki vatanseverlere destek olmaktan vazgeçmedi.

    İmamların Öcü kitabında ordu içindeki FETÖ yapılanmasını anlattı ve tespitlerinde haklıydı. Haklılığını 15 Temmuz’da hep birlikte gördük.

    FETÖ mücadelesinde Yavuz Selim Demirağ’ı ve onun gibi isimleri gözaltına almak FETÖ’den başkasının işine yaramaz. Bu ancak İmamların öcü olur. Tesellimiz yanlıştan çabuk dönülmüş olması…

    Geçmiş olsun Yavuz Selim ağabey…

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    11 Eylül 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

     

    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir