Filmin adı Dabbe… Cinlerle ilgili. 18 yaşından küçüklerin izlemesi RTÜK kararıyla yasaklanmış. Bütün korku filmleri gibi bir sürü deli saçması sahne ve diyalog var. Hortlaklar, öcükler, böcükler filan…
Tarih, 9 Haziran 2016. Manisa-Şehzadeler’de bir din dersi öğretmeni öğrencilere bu filmi izlettirdi. Çocuklar neye uğradığını şaşırdı, bazıları korkup sınıfı terk etti.
Olayı aileler duydu, basına yansıdı ve Manisa Milli Eğitim Müdürü Recep Dernekbaş açıklama yaptı: “Müdürü uyardık ve gerekli talimatı verdik.”
İmam olunca hepsi bu kadar…
Filmin adı Game of Thrones, Türkçesi Taht Savaşları…
Televizyonda yayınlanan bir dizi…
2012 yılı Ocak ayıydı. Maltepe Askeri Lisesi’nde bazı İngilizce öğretmenleri, öğrencilerinin kulaklarını ve telaffuz yeteneklerini geliştirmek için diziyi izlettiler. İmzasız bir ihbar mektubu ile “öğrencilere sakıncalı film izletiyorlar” diye şikâyet edildiler. Mahkeme sonuçlanmadan YAŞ kararı ile ordudan ilişikleri kesildi. Mahkemede şikâyetçi bulunamadı, bilirkişi de dizinin sakıncalı olmadığına karar verdi.
Daha önce de yazdım, ilişiği kesilenlerden biri olan Albay Aydoğan Davulcu benim de askeri okulda İngilizce öğretmenimdi.
Demek ki imam olsa, bunlar başına gelmeyecekmiş.
Yerin dibine batsın adaletiniz.
YARDIMCI KUVVETLER
Açılım zamanlarıydı. “Çekiliyoruz” diyordu PKK. Ve boyalı basın, “İşte çekiliyorlar” diye manşet atıyordu. Gazeteci süsü verilmiş kimileri de gidip terörist gruplarla birlikte dağ turları yapıyordu. Aman nasıl da büyük haber oluyordu bu soytarılıklar.
Askeri literatürde buna örtü ve gizleme deniliyor.
Bütün dünya gördü ki, aslında kimsenin bir yere çekildiği yoktu. Bırakın çekilmeyi, askerin kışlasına kapatılması sayesinde her yeri mayın tarlasına ve hendeğe dönüştürmüşlerdi.
Asker kışladan çıktı. Hendeklerini başlarına yıkmaya başladı ya… Bu sefer de “PKK şehirden çekildi” diye haber yapmaya başladılar. Oysa PKK toplu halde teslim alınıyordu o sıralarda.
Askeri literatürde buna yanıltma harekâtı deniliyor.
Baktılar ki, buna da inandıramıyorlar bu kez de teslim olan eli kanlı teröristlerden “sivil vatandaş” ya da “kandırılmış çocuklar” diye söz etmeye başladılar.
Askeri literatürde buna da kurtarma kaçırma deniliyor.
İlk günden beri PKK’nın yardımcı kuvveti görevi yapıyorlar.
İlk günden beri bırakmıyorlar ihaneti.
DİYALOG
TDK sözlüğünde “karşılıklı konuşma” olarak tarif ediliyor. Her aklı başında insanın anlayacağı gibi bu iş için konuşan iki taraf gerekiyor.
Adana’dan, Vatan Partisi üyesi Salim Yılmaz isimli vatandaş Başbakanlığa bir yazı yazarak Ege’de Yunan askeri işgali altındaki adalarımızın durumunu sordu. Başbakanlık bütün ciddiyetiyle cevapladı: “Türkiye’nin bu tür sorunları uluslararası hukuk çerçevesine uygun ve ülkemizin temel hak ve menfaatleri gözetilerek diyalog yoluyla çözüm getirilmesi arzu edilmektedir”
Diyalog!.
Ha bir de “arzu edilmektedir” var. Yani daha yapılan bir şey yok, sadece arzu ediyorlar.
Adam, 152 adaya asker çıkarmış, silah yerleştirmiş, senin tekneleri bile yakınına sokmuyor, sen diyalog arzuluyorsun…
Diyalogun ne olduğunu bilmiyorlar. Evet diyalog lazım ama namlularla… Çünkü oralara izin alarak çıkmadılar.
ÜNİVERSİTE
En çok içime dokunan haber, Şehit olan polislerimizden birinin altı aylık hamile olmasıydı. Bazıları yüksek lisanslı, mesela yakın zaman da şehit olan bir polisimiz aslında İngilizce öğretmeniydi. İngilizce öğretmenliğini çok sevdiği için mi okumuştu? Ya da sevmediği için mi polis olmuştu? Ya da hayatını kazanmak için hangisi olsa onu mu yapacaktı?
Bu ülkenin çocukları daha iyi bir gelecek için üniversite bitirmek zorunda oldukları gibi bir şeye inanıyorlar. Çocuklarımız bir yarış atı gibi hazırlanıyorlar. Geceli gündüzlü. Sınavlara girip büyük bir çoğunluğu istemediği bir bölüm kazanıyor. Sonra sistem mühendisliği, tasarım, sanat tarihi ya da başka bir bölüm okuyorlar.
Tamamı işsiz olan bu gençler bu sırada memleketteki işsizlik rakamına dahil olmuyorlar. Okulları bitince de başlıyorlar iş aramaya. Ne olursa…
Silivri’de yatarken aslında arkeolog olan gardiyan gördüm, “ne yapayım ağabey aç mı kalayım” diyordu. Şanslıydı, çünkü otoparkçılık yapan sanat tarihçisi biliyorum. Hukuk fakültesi mezunu bir dolu adam, bellerinde silahlarla mafya tahsilatçılığı yapıyor.
Toplam 193 üniversite var memlekette. Her yıl on binlerce mezun veriyorlar. Fakat bu üniversitelerin eğitim planlaması memleketin tarım, sanayii üretimine ve diğer alanlardaki işgücü ihtiyacına göre planlanmadığı için, öğrenciler işsiz kalıyor. Mezunların yüzde yetmişi eğitimini almadıkları alanlarda çalışıyor.
Onun için tarih bölümü mezunu sözleşmeli uzman çavuş, ya da ne bileyim işletme mezunu sözleşmeli subaylar, İngilizce öğretmeni polisler görüyoruz.
Sonra…
Öğretmen, öğretmen gibi değil; subay, subay gibi değil…
Nereye vursam kafamı bilmiyorum…
SERF/MARABA YA DA YAZAR
Yayın dünyasının serfleridir yazarlar. Bazen bir cümle yazabilmek için bir kitap okur, bir cümlede verilecek bilgi için onlarcasını incelerler. İşkembeden yazanları boş verin, emektir. Bir sayfalık makale ya da ne bileyim ortalama iki yüz sayfalık bir kitap nasıl emeklerle yazılır.
Yayınevi basacaktır. Dağıtımcı şirket dağıtacaktır. Reklamı yapılacak ve okura duyurulacaktır. Hepsi para… Yazara satış fiyatının yüzde onu bile kalmaz genellikle.
Onu da vergisini, masraflarını düştükten sonra taksit taksit verirler. On liralık kitaptan ya 50 kuruş ya da 75, belki en çok 1 lira… Bu paraya bir kitabın arkasındaki kaynakça bile okunamaz.
Yazarlar, gönüllü serfleridir yayıncılık dünyasının, marabalarıdır. Dertleri para kazanmak değil, yazmaktır. Bunun için inatla yazmaya devam ederler.
Yakacak odun kadar bile karşılık bulamayan bilgi, bu koşullarda aktarılır, vahşi kapitalizmin odun yerine koyduğu insanlara… “Hayır, insanız. Odun değiliz” diyebilmek için…
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
12 Haziran 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




