“Darbe planları yaptılar” diyordu. Milli orduya kumpas çıktı. Kandırılmıştı…

    Fazıl Hüsnü Dağlarca anılacaktı. “Bu şiirini okuyun efendim” dediler, Faruk Nafiz Çamlıbel’in çıktı.

    “Biz kurduk” dediği Karaelmas üniversitesi,  aslında 1992’de kurulmuştu.

    “Camileri depo yaptılar” dedi. Kutsal emanetlerin savaş tehdidine karşı korumak için oraya konulduğu ortaya çıktı.

    “Kabataş’ta benim başörtülü bacılarıma saldırdılar” diye bağırttılar. Hastalıklı bir kafanın fantezisi olduğu ortaya çıktı.

    “Camiye ayakkabıyla girip, içki içtiler” dedi. İmam “yalan” dedi diye, İmamı sürdüler.

    Yazıp koymuşlar önüne, bu okudu: “Biz 2 milyar 8 yüz milyon ağaç diktik.” Hesaba yatırdılar, bir ağaç 20 dakikadan, bin kişi 24 saat uyumadan çalışsa yüz yılı geçiyor… Atıyordu yani…

    Liste kalabalık, yazamıyorum.

    En son Atatürk’ü, “çocuklara bira içirmekle” suçladı. O da zayıf çocuklar için üretilen Şark Malt Hülasası çıktı.

    Danışmanlarına sesleniyorum, yeter artık kandırmayın şu garibi! “Siz yaparsınız, çok fiyakalı olur” deyip o ata bindiren de sizdiniz! 

    Kahve falına baksanız daha iyi tutardı…


    SUÇ ORTAĞI

    HDP’li milletvekillerinin arasında terörist cenazelerine katılan, hatta teröristlere silah taşırken yakalanan bile çıktı. Yaralılarını tedavi ettiren aday çıktı. Patlayıcı maddeler gömüldükten sonra HDP’li belediyeler üzerini asfaltla kapladı. En son da Eş başkanları halkı ayaklanmaya kışkırttı.

    Bütün HDP milletvekillerini Abdullah Öcalan belirledi. Meclise de CHP taşıdı.

    Gürsel Tekin HDP’yi meclise taşıdıklarını açıkça söyledi. Hatta CHP’li vekiller HDP’yi sahiplenme yarışında herkesi geride bıraktı. Selahattin Demirtaş ödünç oylar için teşekkür etti. “PYD terör örgütü değiliz derse ona inanırız” diyen de “Dersim’li Kemal”di.

    Şimdi, AKP hakkında “teröre yardım etmek”ten suç duyurusu yapmışlar. Oysa suçu birlikte işlediler. Hep söylüyorum, Kılıçdaroğlu gitmeden ne AKP gider, ne de terör biter kardeşim.


    STRATEJİK ÇUKUR

    Ahmet Davutoğlu gerine gerine açıkladı, “AB ile Kayserili pazarlığı yaptık.” Peki, neymiş bu? Yunan adalarındaki Suriyeliler Türkiye’ye iade edilecek, bunun karşılığında 2 yıl içinde 3 milyar Euro masraflar için para alınacak, bir de AB’ye vizesiz giriş için başlıklar açılacak filan… Kocaman manşetler atılıyor, “AB’ye vizesiz giriş” diye…

    Mantıkla bağları kopmuş.

    AB Schengen uygulamasının bile birkaç ay içinde kaldırılmasını tartışıyor. Yunan işgali altındaki vatan toprakları (16’sı büyük 152 ada ve kayalık) Yunan askerinden alınamıyor!

    Ama…

    Beyimiz Kayserili pazarlığı yapmış…

    BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, bile “aman” dedi, “ne yapıyorsunuz, sizde zaten 3 milyon mülteci var.”

    Stratejik Derinlik dedikleri böyle bir şey işte… Guam çukuru gibi…

    Elin gâvuru görüyor da memleketin halini, bu göremiyor o çukurun dibinden.

    Çünkü çabuk unuttu millet.

    Bu kafa 2002 yılında Amerikan askerlerini Türkiye’ye yerleştirmek için 1 milyar Dolara pazarlık yapmıştı da Bush, “at pazarlığı yaptılar” demişti. 

    Yine böyle gerine gerine anlatıyorlardı: “Çok karlı anlaşma yaptık, hep kazanacağız, vin vin yani…” Sonunda o parayı da alamadıkları gibi İncirlik ABD Özel Kuvvetlerinin harekât üssü haline getirilmiş, bütün operasyon ve ikmal buradan yapılmıştı. 

    İşte o hatanın bedelini bugün Diyarbakır ve Cizre’de toprağa düşen vatan evlatları ödüyor.


    UTANMAZ BASIN


    Çalışan gazeteciler gününde ellerinde o uyduruk afişlerle Taksim’de yürüdüler de önünden geçerken,dört yılda tam 3 milyon TL ceza kesilen Ulusal Kanal’dan utanmadılar.

    Cemal Süreyya’yı anmak için şiirlerini yayınlayıp, programlar yaptılar da, “şu gazetede çalıştı” diyemedikleri, Aydınlık’tan utanmadılar.

    Bir zaman şeyhlerinin emriyle basılan gazetelere alkış tutup, “bu mu gazetecilik” manşetleri atarkensıra kendilerine gelince, “özgür basın” diye bağırıp tarihten utanmadılar.

    Bu mürit basını, özgür basın diye millete yutturmaya kalkanlar, bir vakit o sayfaları onurlandıran Uğur Mumcu’dan utanmadılar.

    Silivri’de 3-5 gün kalıp yazı dizisine başlayanlar da, 20 yılı devirmiş Hikmet Çiçek’ten, Turhan Özlü’den, Deniz’den, Barış’tan, Soner Yalçın’dan, Doğu Perinçek’ten utanmadılar.

    Ne bileyim kardeşim, bir CIA şeyhinin emrine verdikleri kalemlerinden bile utanmadılar da çıkıp gazetecilik ahkâmı kesiyorlar…


    ŞECAAT ARZ EDERKEN

    İsmail Küçükkaya, 9 Mart sabahı haberleri sunarken, yüzündeki hayret ifadesini gizlemeye çalışarak şöyle bir yorum yaptı: “Dikkatimi çekti, bu ara Kemal Kılıçdaroğlu da şehit cenazelerine gidiyor…”

    Breh, breh, breh…

    Aslında reklamını yapmaya çalışıyordu, ama tam tersi oldu.

    Yani…

    Bir aslan miyav dedi, minik fare kükredi, kedi pırr uçuverdi…

    Yalan mı tuhaf mı, yoksa inanmadın mı?

    Bağımsız gazeteci pozunda siyasetçi parlatmaya kalkınca böyle oluyor işte…


    İLİM İRFAN

    Daha önce babanın öz kızına şehvet duyabileceğini buyuran Diyanet’in yeni talebidir: “Medreseler yasallaşsın.”

    Sonrasını anlatıyorum…

    “Kocanızla cinsel ilişki sırasında şeyhinizi düşünün” diyen profesör rektör yapılır. 

    Mevcut okullar hareme dönüştürülür, çünkü först leydimiz, “harem okuldur” buyurdular. En büyük yaşam koçumuz Sibel hanım, “seks en büyük ibadettir” dediğine göre… Müfredatı da belli…

    Fuhuş %790, cinsel taciz %449, çocuk istismarı %434, uyuşturucu bağımlılığı %678 artmış, bir de doktorasını yaparlar.

    İlimsel araştırma desen, cehennemde yanmayan kefenden, kutsal suya kadar her şey Cübbeli Hocamız tarafından hazırlandı. İstihbaratı cinler yapar, emniyetimizi cemaate verirsiniz. Ordu dediğin zaten mezarda bekliyor, düşman gelince sarıkları ve cübbeleriyle çıkacaklar…

    Aha da size ilim irfan ocağı. Aha da yeni Türkiye! Neyinize yetmiyor be… 

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    13 Mart 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir