2006 yılıydı. Açılımın işaret fişekleri henüz atılıyordu, “kanı durdurun, analar ağlamasın” gibi sloganlardan hemen önce vatandaşın algısını değiştirmek için Hürriyet’in manşetinden ajitasyon dolu bir yazı yazmıştı Yılmaz Erdoğan: “Güvercin kanadına mektup.”
Okuyunca vicdanım sızlamıştı, böyle şiir gibi mektuplarla bölünmeye sürüklenen vatan toprakları için. Vicdanım sızlamıştı bağımsızlık uğruna can veren her bir Mehmetçiğin gazete manşetlerinde yok edilen hatıraları için… Onları eli kanlı teröristlerle aynı kefeye koyan bir psikolojik harekât malzemesiydi…
Oturup buna cevaben bir mektup da ben yazdım. Yeni Hayat dergisindeki köşemde yayınlandı. İnternette milyonlarca kez okundu. Altemur Kılıç’a da gönderdim e-posta ile…
Yeniçağ gazetesinin orta sayfasında yazının adını “Kartal Kanadına Mektup” diye değiştirerek yayınladı.
Başına da yazdı: “Bakalım Ertuğrul Özkök bu mektuba da başlığında “TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR” sloganı bulunan HÜRRİYET gazetesinde tam sayfa tahsis edecek mi?”
O mektuba isim veren ve köşesinde yayınlayan ilk gazeteciydi Altemur Kılıç.
Hapsedildiğimizde, FETÖ belasına karşı da amansız bir savaş verdi.
Çünkü O, Atatürk’ün can yoldaşı Kılıç Ali’nin oğluydu. Mayası böyleydi. Son nefesine kadar vatanı savundu. Şimdi Uçmağa vardı.
Bu dünyadan bir Altemur Kılıç geçti…
Hatırasına saygıyla…
FELAKET KRALLIĞI
Bakanlar Kurulu kararıyla izinsiz yardım toplayabilen 9 dernekten biri, ama haklarında bir tek yolsuzluk ihbarı bile yok…
Tuhaf adamlar, kendilerini can kurtarmaya adamışlar. Ne gereği varsa…
Tam 20 yıl boyunca 36 ayrı bölgede 2293 kurtarma operasyonu yaptılar. Toplamda 2411 insan ve 1043 hayvan kurtardılar.
AKP olamadı, ama onlar halkın en güvendiği kuruluş oldular. Yani hadlerini bilmediler.
Birleşmiş Milletlerinin onayladığı ilk arama kurtarma ekibi bunlar. Uluslararası had aşımı da var…
Her depremde, selde, kazada belada oradaydılar. Yurtdışında bile can kurtardılar, NATO tatbikatlarında kurtarma görevi yapan ilk siviller… Kurumlara, halka eğitimler verdiler, çocuklar için eğitici oyunlar, tiyatrolar kurdular. Yaptıkları birçok şey dünyada ve Türkiye’de ilk oldu.
Türk Ordusu, Türk polis ve Jandarması bile Arama Kurtarma birliklerini onlardan sonra kurdu. Örnek oldular, dayanıştılar.
Yani çizmeyi iyice aşmışlardı.
Başlarında Nasuh Mahruki diye, tevazu abidesi bir adam var. Bir kez bile “benim derneğim, benim fikrim, ben yaptım, ben, ben” derken duymadım.
Evet, AKUT’tan söz ediyorum.
Kimlerden bağış aldıkları, bunlarla ne yaptıkları internet sitelerinde yazılı.
Bu kadarı da fazlaydı artık…
İnternet sitelerine, kocaman puntolarla “VATAN LAFLA DEĞİL, EYLEMLE SEVİLİR” diye yazdılar. Hele o Nasuh Mahruki yok mu? İki de bir Atatürk de Atatürk…
Artık bunlara bir dur denilmeliydi değil mi?
Ve İstanbul Valiliği harekete geçti. Ecevit tarafından köhne bir haldeyken 45 yıllığına derneğe verilen ve elini yüzünü adam edip 15 yıldır genel merkez olarak kullandıkları binayı terk etmelerini istedi.
Sırf bizim iyiliğimiz için. Hem bizi neden kurtaracaklardı?
Doğal afet Allah’ın takdirinden, kaza bela mukadderattan, iş kazaları fıtrattan değil miydi? Öyle havalı kıyafetler giyip uçurumlardan, depremlerden can kurtarmak da neydi? Açıkça kadere müdahale işte…
Hepimizi bu adamlardan kurtarmak gerekiyordu.
Ki, bizi kimse kurtaramasın artık. Bunlar yüzünden “adam gibi ölemiyorduk” bile. İlle de birilerini kurtarmak gerekiyorsa Cübbeli var, Fesli Kadir var, onlar da yetmezse Diyanet var…
Nasuh Mahruki ile konuştum, “TOMA gelse çıkaramaz, direneceğiz” diyor.
Bence hükümet bir F-16 göndersin üzerlerine. Bu da çok yakışır…
MUSUL DÜŞERKEN
ABD’nin bütün saldırılarında CNN uçak kameralarından canlı yayın yapar, çatışma alanlarından sıcak görüntülerle, bütün dünya medyası oraya kilitlenir. ABD’nin ne kadar yıkıcı bir gücü olduğunu dünyaya göstermenin bir şekli, etrafa bir gözdağıdır bu…
Ama Musul operasyonunda durum farklı…
IŞİD çembere alındı, bir tarafı açık. Ki, sırada Suriye var, oraya gitsinler.
Ruslara sorsan ortada savaş filan yok.
ABD’lilere sorsan sözüm ona çatışma var ama bir tek görüntü yok.
Geceleri Musul’a inen ABD helikopterlerinin yolcuları IŞİD yöneticileri. Rubin’in “Türkleri Musul’dan uzak tutun yoksa IŞİD liderlerini kaçıracaklar” demesi bundan.
Musul’u “kurtaracak” olan Peşmergeler birkaç gün içinde inanılmaz bir hızla 500 km’den fazla ilerlediler. Yani bir devir teslim yapılıyor. Bunlar bir zamanlar Suriye’yi bölmek için “Biji Obama” çığlıklarıyla topraklarımızdan geçen adamlar…
Size özetini yapayım. Musul savaşmadan verildi, savaşmadan alınıyor. Verilirken Türk’tü, şimdi Barzani alıyor. Tıpkı, Talafer ve Sincar gibi… İşte IŞİD bu işe yaradı.
Diplomasinin kalemi süngüdür. Musul düşerken süngüsüz diplomasi yapılmaya devam edilirse aynı Süleyman Şah türbesini omuzlayıp tüydüğümüz gibi, Başika’dan “kahramanca” kaçış dışında bir seçenek kalmaz. Çünkü oralar Barzanistan olur…
Fırat Kalkanı terör koridorunu durdurdu, Halep Anlaşması ile saflar belirginleşti. ABD’nin cevabı da Musul’dan geliyor. Kalkanı korumak için PYD’nin Suriye’de El Bab’a girmesinin önlenmesi yetmez, Barzani’nin de Musul’da etkin olması önlenmelidir. Nasıl olması gerekiyorsa öyle!
AHLAKA BAK
Milyonlarca mülteciyi el birliğiyle bize yamadıktan sonra… İngiltere’ye getirilen sadece 14 mülteci çocuğun alınması için bile diş testi ile yaşlarının belirlenmesini istediler.
DOSTA BAK
Hrant Dink cinayeti şüphelisi jandarma istihbarat elemanı ile Zekeriya Öz arasında üçü cinayetten önce, ikisi de sonra olmak üzere toplam 7 telefon görüşmesi tespit edildi. Cinayetten hemen sonra olay yerine ilk gelen TEM polisi Bylock’çu çıktı. FETÖ’den tutuklu bazı jandarma görevlileri Hrant Dink cinayetinden de tutuklandı. “Hrant’ın dostları” neredesiniz? “Bu cinayeti Ergenekon işledi” diye avazlanan hafiye yamakları nereye sindiniz?
KADINA BAK
Aile Bakanı’ndan yana hiç gülmedi yüzümüz. Şimdiki demiş ki, “Türk kadını adam gibi ölmesini de bilir…”
Türk kadını vatanını Türk kadını gibi savunur, ölürken Türk kadını gibi ölür. Yeri gelir, adam olmayana da adamlık öğretir. Arap kültüründeki kadın algısıyla konuşmamak için önce Türk kadını kafasına sahip olmak, en azından bir kez Dede Korkut boylarını okumuş olmak, Türk kadını ile ilgili birkaç sayfa karıştırmış olmak gerekir.
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
23 Ekim 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.




